Ey yeryüzü!
Bağrında çağlar yatar, sırların derin,
Kanınla yoğrulmuş her karışın emin.
Dağlarınla direnmişsin vaktiyle tufana,
Ovaların destan yazar geceyle sabaha.
Toprağı avuçlamış asi bir rüzgar
Mesafeler yormuş küçük adımları
Sıcak bir namlu soğumaz arşa bakar
Gözyaşları kırmış yine gönül dalını
Sevda susmuş düşmüş en ağır yana
Tutkular meclisine gel sevdiğim
Bir tutkusun zaten her yerde yazar
Gel ki seyrinde semaha döneyim
Yer gök zindandır sen yoksan yar
Gönül dalıma konmuş sevda kuşu
Tutkumu omuzladım bir akşamüstü,
Ağırdı —
Sanki kendi kalbimi taşıyordum
Kendi sonuma doğru.
Kimse görmedi çivileri,
Sürgün dediler
Ben bir kurşun oldum
Sen bir namlu
Vurgunluğum dile geldi
Hedef olmuştum bir vakit
Anılar yaşıyor insan ölüyor
Gölgeler mesken tutmuş
Ruh ölmüş beden çürüyor
Gittiği yerde mutlu tüm kuşlar
Yağmur damlasında akıp gidenler
Geçiyor mevsimler, sen hep aynısın,
Bir bakışınla başlar gecem,
Bir susuşunla biter.
Kalbim, adını ezberlemiş bir dua gibi,
Her çırpınışında seni zikreder.
Unutmak, insanın kendine verdiği en zarif affediştir.
Ne bir siliniştir,
ne de bir kayboluş —
sadece hatıranın artık acıtmadığı bir sessizliktir.
Zamanın elleri yavaşça dokunur belleğe,
Bir zamanlar sen vardın yanımda,
gözlerinle doldururdun gecemi.
Şimdi yalnız bir rüzgâr fısıldar adını,
ve ben hâlâ ararım seni sessizliğimde.
Ellerin ellerimde değil artık,
Bir zamanlar, rüzgârın bile hatırlamadığı bir kıyıda,
Sessizliğin elleriyle örülmüş bir sığınak vardı.
Ne taş duvarı vardı, ne kapısı, ne de eşiği —
Yalnızca unutulmuş düşlerin yankısı dolanırdı içinde.
Orada, zamanı terk etmiş rüyalar yaşardı;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!