Bir düşünceydi önce aşk,
varlığın içindeki ince bir titreşim,
bir “neden varım” sorusunun kalpte yankısı.
Sonra sen geldin.
Ve bütün kavramlar ete kemiğe büründü —
Sustum... bir sembol çizdim geceye,
Ne harf, ne ses… bir işaret sadece.
Anlayan yoktu, bilerek çizdim,
Her çizgide kendimi gizledim.
Şifreydim ben, çözülmemek üzere,
Delilik gizli bir öznedir akıl dolu sırrı gizde saklı
Akıl kalıp tutar delilik su gibi akar kalıp tutmaz
Delilik hürriyet ister bağımsızlıktan alır ilhamını
Gün geçmez gün biter insan gibi sabah ve akşam
Yalnızlığı hüner bilen insan kutsayabilir yalnızlığı
Yalnızlığı seven bir insan yeterince yalnız olmayabilir
Göç mevsimindeyiz yine
Nerden geldik nereye gidiyoruz
Bize şiirler ısmarlamadı hayat
Kalbimizde ağır hasar kaydı
Gökyüzü dökülür içime her akşam,
Bir tutam serinlik, bir avuç hayal.
Bulutlar geçerken sessizce önümden,
Kalbimde rüzgâr, sözümde melal.
Yıldızlar titrek bir şarkı söyler,
Karanlığın içinde yürüdüm,
Her adımda yıldızlara değdi yüreğim.
Sessizlik, kadim bir sır gibi
Kulağıma fısıldadı:
“Aradığın senin içinde.”
Gökyüzü...
Bir sonsuzluk perdesi, mavi bir sır,
Yıldız yıldız işlenmiş, kudretle yazılır.
Kim baksa başını kaldırıp semaya,
Kendi içini görür o ulu aynada.
Mavi bir yorgan serilmiş dağların üstüne,
Kuşlar uçar serin rüzgârla, süzülür sessizce.
Bir çoban değneğiyle iz çizer çimende,
Gökyüzü gülümsüyor, bakıyor pencereme.
Bulutlar koyun gibi yayılmış ovaya,
Aşk bir gökkuşağıdır,
yağmurdan sonra değil,
insanın içinden geçtikten sonra görünür.
Her rengi, bir hâlin felsefesidir.
Kırmızıyla başlar:
Gökkuşağının bittiği yerde
Renkler susar, ışık yorulur.
Bir mavinin son soluğu,
Bir kırmızının hatırası kalır yalnızca.
Orada rüzgâr konuşmaz,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!