Vakit gelmiştir artık
essin rüzgar
yağsın yağmur
bir ecel ki gelsin artık
An meseledir hasretlik gökyüzü
Şimdi fermanımız yazılır bir kefen üstüne
silahlar yorgundur yürek tedirgin usulca
anne bizim sonumuz ta en başından belliydi
gül kokusuna hasret olmaktı tek suçumuz
İnce bakışlarda kalmış sızlayan hatıralar
Geçtim deryaların içinden
Damla iken derya oldum
Vardım işte sana
Sen gibi aşk zerresine
Sessiz bir ışık sızar ilk sabaha,
Henüz ad konmamış bir anın içinde.
Ne ben varım, ne yokluk tam orada —
Yalnızca bir nefes, sonsuzluğun eşiğinde.
Bir kıvılcım düşer evrenin alnına,
Aşk nedir, bilmem tam adıyla;
Bir varlık mıdır, yokluğun yankısı mı?
Belki Tanrı’nın iç çekişidir insanda,
Belki de ruhun kendi suretine özlemi.
Senin gözlerinde bir sonsuzluk var,
Zaman, kendi omzuna yaslanmış bir nehir,
akıntısı kendine dönen bir düşünce.
Ben, var olmanın yankısıyım —
hiçliğin kulağında fısıldayan bir soru.
Bir taş, kendini hatırlarken ağlar,
Aşk, ilkin sessizlikte doğar,
Bir düşüncenin içinde kıvılcımlanan nefes gibi.
Ne başlangıcı vardır, ne sonu;
Sadece iki ruhun birbirine yönelişinde
Zamanın durduğu bir an olur.
Aşk, bir varoluş biçimi midir,
yoksa varlığı anlamlı kılan tek neden mi?
Kalbim bir soru işareti gibi atıyor,
her nabzı, seni değil, “neden seni?”yi soruyor.
Seni sevmek —
Hiçlik konuştu bana bir gece,
Sesi yoktu — ama her şey ondan doğuyordu.
“Ben boşluk değilim,” dedi,
“Ben, varlığın unuttuğu kaynağım.”
Gökyüzüne baktım,
Bir sır fısıldar gece;
“Ben karanlık değilim,
Işığın gizlendiği yüzüm var.”
Ve ben anlarım:
Hiçlik, yokluk değil—
Varoluşun sessiz aynasıdır.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!