Serin bir rüzgâr esti ovadan,
Buğdaylar eğildi yavaşça,
Bir kuş öttü çınarın dalından,
Sanki zaman durmuştu orada.
Çobanın kavalı duyuldu uzaktan,
Yalnız bir adam vardı
Biraz asabi Kirli sakallı
Garip bir hali vardı
Bu adamın
Gizemli bir yanı
Kadife bir sessizlik çöker odaya,
Tütsü yükselir, gökyüzü yoktur artık.
Maskeler birbirine bakmaz,
Ama her nefes bir itiraftır.
Bir gong vurur —
Kır yolları sessiz, toprak diz dize,
Çiçek açmış yonca, papatya gizlice.
Serçeler dalında sabahı söyler,
Bir çoban ıslığı vadide döner.
Çimenler serilmiş yeşil bir halı,
hey kirvem nasılsın
bakıyorum yine vakitsiz vurulmuşsun
geceden kara bir düş içindesin yine
bakıyorum yine vakitsiz düşmüşsün sevdaya
yürek suskunluğunda boğuyorsun yine feryatları
Sen yokluğu kalbime gömüp gittiğinden beri
Üşüyorum cehennem ateşinde sen diye sevdiğim
Ey benim kızıl goncam gönlümün son güneşi
Ölüm paslanır ruhumun ateşinde eşsiz hasretinle
Kırgın düşler büyüyor takvim yapraklarında
Ustura ağzında bir hayattır seni sensiz yaşamak
Hey sen kendini bilmez hadsiz
Nedir bu halin söyle
Ben diyorum ki
Yürümeyi koşmayı öğren
Sen kalkıp diyorsun
Ali veli gelsin elimden tutsun
Uykuda olmayansın sen diyarbakır
Çünkü ağıtları feryatları duyuyorsun
Çünkü yüreğin başka yüreklere yanıyor
Ah sen bir kara sevdasın diyarbakır
senin gibi bende uykusuzum görüyormusun
Yine yüreğimiz seninle yangın yeri
İçimdeki gurbetsin kar çiçeğim
Su diliyle seviyorum seni
Yazı yazılmaz bilirimde elden ne gelir
Su diliyledir şu sana olan sevdam
Gel gör hayat bize neyi anlatır
Yüzyıl tutsak kalmış gibiyim sanki
Bu özgürlüğe susamışlığım nedendir
Bir sürgünlük var sol yanım da
Patikaları geçe geçe hasrete uzanış




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!