Kafes içinde
Tıngırdama sesi
Önce öldürdüler
Sonra uyandırdılar
Gök kubbede yankılanan
Tanrı bunu istiyor bilmecesi
Bir taş durur sessizce,
Zamanın avlusunda — işlenmemiş, çıplak.
Usta bir fısıltı bırakır yankıya:
“Taşı yontmak, kendini tanımaktır.”
Bir çekiç iner — ama bu bir darbe değil,
Gün gelir sizi karanlığa mahkum eden ışığınızı arar
Mum olan erir gider ışığı da pek aydınlatmaz
Işığa güç veren onu keskinleştiren bilgidir
Hazmedilemez öyle kolay katmerlenmiş duygular
Mesele aydınlanmak ise mumun ışığı kendine tüter
Yol alırken hayat denen uzun yolda,
Bir pusulan olsun vicdanla dolu.
Doğruyu eğmeden, bükmeden asla,
Konuş, ama her sözün olsun dolu.
Bilgiyle donan, oku, düşün, sor,
Geceyi heceye böl
Kurşun namludan çıkmasın
Dağlar kurtlara yuva
Kan uykusu en ağır muhabbet
Mavzer düşürmeyen el nasırlı
Aynı kadehte demlenir sabır sebat
Aşka erdi gönlüm sayende
Lütfedip gül yüzünü gösterdin
Eksilmiyor düşmüşüm özlemine
Yangın yeri gönlüm senin eserin
Şiir şiir düğümlenmişim gözlerine
Halimi helalinden yazıveren şiirsin
Yağmur yağıyor aşk çağrısı gibi
ve toprak kokusu alıyorum
rüzgar içindeyim kalbim asi
gül seyrinde aşka dalıyorum
Şimdi ıslak bütün düşlerim
Dudaklarımda ince bir ıslık,
Seninle başlar her sabahın sesi.
Rüzgâr bile susar, yankıda kalır,
Bir melodi gibi, aşka hevesi.
Islığımda gizli senin adın var,
Ben bir kulum
Hayatı anladığımda
Ölüme razı oldum
Ama yine de görmedim
Ağız tadında bir ölüm
Hep yaşarken ölenlerden oldum
İyi nedir — bir eylemin kalbindeki niyet mi,
Yoksa kalbi dinleyen sessiz bir vicdan mı?
Doğruyu ararız taşın gölgesinde,
Ama taş da, gölge de güneşe bağlıdır aslında.
Bir el uzanır karanlığa,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!