Gökkuşağının bittiği yerde
Renkler susar, ışık yorulur.
Bir mavinin son soluğu,
Bir kırmızının hatırası kalır yalnızca.
Orada rüzgâr konuşmaz,
Gözlerimde solgun bir iklimin tortusu,
Sırtımda bin yıllık bir vedanın rüzgarı var.
Adımlarım toprağa değil, boşluğa emanet;
Zira bu menzil, güzden bahara bir ömür kadar ırak.
Eski bir takvim yaprağıyım şimdi,
Gökyüzü, ey sonsuzlukla örülü mavi,
Seninle başlar içimdeki serüven.
Bulutların arasında saklı bir hayal,
Her bakışımda değişir yüzün, derinden.
Bir serçenin kanadında sen varsın,
Dava bizim dir yol bizim
ya var oluş ya yok oluş
Hak olur da hakikat susar mı
yılmadan yıkılmadan diriliş şehadet
Herkesin yüreği bir yuva değildir,
Bazı kapılar rüzgârda çarpar durur.
Bir çocuk gelir, dünya ister, sıcak ister—
Kimi avuçlar ise soğuğa alışmıştır,
Dokunuşu unutur.
Bir perde var, yırtılmaz sözle,
Yasayla çizilmez kaderin izleri.
Bir göz var, bakmaz yüzüne özle,
Derin suskunlukta saklı gizleri.
Taş duvar ardında yankılanan ses,
Bir düşün içinde yankı var hâlâ,
Zaman bir ırmaksa, akıp nereye?
Kendi suretime dokunsam usulca,
Dağılır mı benlik aynada diye?
Sessizlik konuşur, sözler sustuğunda,
Sessizce çekildi geceden gülüşün,
Bir yıldız daha düştü içime usulca.
Adını andığım her an, ömrümün
Kıyısına vurur hüzün, dalga dalga.
Kaldı elimde solmuş bir mektup gibi,
Bir düşüncenin kıyısında oturuyorum,
Sessizlikle örülmüş bir zaman diliminde.
Sorular var içimde, kimliksiz ve sonsuz,
Cevaplar suskun, tıpkı gece gibi derin.
Güneş bile sorgular bazen doğuşunu,
Siyahın derinliği, kışın buzdan nefesi,
Ruhta yankılanan o çığlık, keskin, hevesi.
Her dize bir çizik, kalbin tahtasına,
Acıdan dokunmuş, incelikle yasına.
Gölge oyunları oynar zihnin labirentinde,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!