Şiirdi muhabbetin en güzelinde
İçerde can mağrur canana akar
Her şeyden hiç bir şey oldum ben
Böyle anılıyor aşka layık aşıklar
Gece, kalbimin en eski misafiri—
sessizce gelir, kapımı çalmadan girer.
Gölgeler düşüncelerime sokulur,
sanki her biri
uzun zamandır konuşmak isteyen bir anı.
Bir melodi düşer kalbime,
adını fısıldar zamansız bir akşamda.
Sesin değil bu—
varlığın titreşimi,
sessizliğin içinden geçen bir anlam.
Geçtik zindanların içinden
Ey özgürlük sana merhaba
Direndik nice zulümlere
Ey hayat sana merhaba
Sevda ateşinde yanan biziz
Sonbahar yine sessizce sokuldu pencereme,
Yapraklar gibi dökülüyor içimde eski günler.
Bir rüzgâr esti — tanıdık, ürkek, eksik —
Belki senin adını taşıyordu, belki sadece serinlik.
Kış, ardımdan usulca geldi sonra,
Ey Mezopotamya!
İki nehrin – Dicle ve Fırat’ın – kutsal kucağında,
Seninle başladı yazı, seninle döndü zaman.
Toprak değil yalnızca,
Sen tarihin kalbi, insanlığın ana vatanısın!
Dik durur kalbim, eğilmez yere,
Ne sevdaya boyun, ne hileye dile.
Bir bakışla yıkılmaz bu yürek,
Zalime, zengine minnet eylemem.
Gönlümde bir yel eser özgürce,
Gönlümün genişliğince bir şantiye kurdum,
Sessizliğin taşlarını sabırla yontuyorum.
Yıkık dökük cümlelerden bir saray doğurdum,
Her mısranın altına kalbimi koyuyorum.
Kafiyeler direğimdir, sarsılmaz bu yapı,
Mücadele kutsaldır tıp kı hayat gibi
Ama siz yine de
Öldürdügünüz birine hadi biraz mücadele et
Hayata dön seni yine öldüreyim diyemezsiniz
Bir ömür değil,
Zamana sığmayan bir yeminle başladı biz,
Ne bahar geçer üzerimizden,
Ne de sonbahar döker yaprağımızı.
Gözlerinde mühürlü sonsuzluk,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!