Taştan değil bu tapınak,
Etten, sinirden, ışıktan örülmüş.
Nöronlar, antik rahipler gibi fısıldıyor:
“Bilgi kutsaldır, ama anlam ışıktır.”
Bir sembol yanıyor beynin karanlığında —
Aşk bir notayla başlar,
adı konmamış bir titreşimle.
Sessizlik, ilk öğretmenidir;
çünkü duygu, önce susmayı öğrenir.
Do, var olmaktır:
Oku ezberle en güzelini
Okumazsan eğer üzerler seni
Ve seni seveni
Oku ki güzel olanı
Seni okuyanda bir güzellik bulsun
Bir akşamın kıyısında dururum,
Gölgesini sürür rüzgâr alnıma.
Olmak, bir damla ışıkta kaybolmak,
Olmamak, o ışığın ta kendisi mi acaba?
Bir yürek çırpınır karanlıkta,
Taşın sessizliğinde sorulmamış bir soru var:
Varlık nedir, ve ben kimim onun içinde?
Sanki her nefes, unutulmuş bir yankı,
Bir çağrıdır, hiçliğin dilinde.
Erime — belki de dönüş değil,
Işığın sönmesini bekleyenler var
kör kuyuya kimmiş hasret söyle hadi
namlu ağzı hiç soğumadı umut bak
derinlere inen yükseklere gömülüyor
zincir aşkı dört taraf kefen akıllanan yok
inanç dokunmaya kabul ulaşılmaya hayır
Kimileri için
Bir şeylere inanmak inandığından kopmak
Hep zaman aldı
Söz konusu ben olunca herşey çok farklıydı
Herşey acımasız dı
Benim inandığım şeyler benden hep can aldı
Geceyi delerken sessiz bir düş,
Adını fısıldar yorgun bir kuş.
Kalbimde açan solgun gülde,
Senin gülüşün var, ey gülüm, düşümde.
Gözlerin deniz, sabahı bekler,
Hava dolar ciğerlerime —
görmediğim bir hakikatin ağırlığıyla.
Azot kadar sessizim,
oksijen gibi yanmaya meyilli.
Duygularım da gaz aslında:
Ne senin sınırların ne de benim sınırlarım,
Bu aşkın haritasında siliniyor kıyılar.
Döküldü dilden o en mahrem sırlarım,
Şimdi içimde senden öte bir derinlik var.
Eksildim sandıkça sende çoğalmaktayım,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!