Sahile inmiştir poyraz
Çakıl taşları zifiri kara
Kanayan güllerin mazisi ağır
Feryat figan yaman bir çığlık
Gece çökerken,
dairesel taşların gölgesinde
ellerimde gizli bir ateş yanar.
Alev yükselmez,
ama içimde bütün gökleri tutuşturur.
Geceyle gündüzün arasında
ince bir çizgi vardır,
orada yürür ruhum.
Ne uykuya ne uyanıklığa aittir,
bir perde gibidir aralanan.
Sessizliğe dokunur ellerim her gece,
Yıldızlar bile yabancı gökyüzüne.
Senin adını anınca içimden,
Bir gül kurur dudaklarımın ucunda.
Zaman akıyor, ben duruyorum sanki,
Sana gelmek, bir akşamüstü rengine bürünmek gibi,
Tüm kapıları açık bırakıp, rüzgârın sesine yürümek.
Avuçlarımda biriktirdiğim o isimsiz sızılarla,
Kendi içimde binlerce kez doğup, binlerce kez ölmek.
Baksam; her şey yerli yerinde, her şey tam,
Gözlerimi her yumduğumda, içimde bir sen başlıyorsun,
Dünyanın gürültüsü diniyor, sadece kalbimin sesi kalıyor.
Sen, damarlarımda dolaşan o eski ve tanıdık sızı,
Dokunduğun her yerimden binlerce çiçek havalanıyor.
Bir uçurumun kenarında durup denize bakmak gibi seni sevmek;
Bir gül açıyor kalbimin en derininde,
Kimsesiz, ama kokusu bütün geceyi sarıyor.
Ey sevgili, senin adını anınca
Taşlar bile dile gelir,
Kuru dallar yeşerir ansızın.
Gecenin koynunda bir ışık ararım,
Adını mırıldar yıldızsız gökler.
Sensiz her anı bir yüktür taşırım,
Kalbim, yokluğunla sessizce titrer.
Bir bakışın düştü gönlümün içine,
Bir sessizlik var kalbimin merkezinde,
Ne dışarıdan gelir, ne içeriden.
Bir daire gibi döner varlık,
Ve ben, o dönüşün tam ortasındayım.
Işık — ne gökten iner, ne yerden yükselir,
Hayat olsun hiç solmasın
Acı yokluğa girsin saplansın
Varış noktası barışa baksın
Gökyüzü maviye çalan aşk şarkısı
Yeryüzü yaralı yorgun bir savaşçı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!