Bir ışık kırmığı açar gecemi,
Sentetik ritimlerden, aşınmış hurdalardan sıyrılırım.
Varıp karışsam diyorum,
Kumdan ayaklarımla denizin suyuna...
Çakıllar kırılsın varsın gri soğukluğunda,
Göğsümde büyüyen dilsiz buluttur,
Yolunu gözlemek gönül kârıdır
Fani bu dünyadan geriye kalan,
Vuslatın nârıdır, aşkın varıdır
Pantolona düğme, yeleğe düğme
Hırkaya düğme, elbiseye düğme
Monta düğme paltoya da bir düğme
Üzme sen beni durduk yere gene
Mehlika Gül, al eteğe say düğme
Sivas ellerinin nazlı kızı Eda,
Ruha dermandır dostluğun ömür feda
Bozkırın içinde kadirşinas insan,
Tüm söze sinmiştir asil edan can
Acı yeşil düşer akşamın rengi,
Garip gönlüm tutuldu bir sevdaya
Dermanım yok, Emine'm, vay Emine'm
Yaram derin, uzanmışım kayaya
Dertli bağrım közü sönmez,
Emine'm, Emine'm, vay Emine'm,
Emine'm Dertli bağrım közü sönmez,
Şurubunu içtim
Sevemedim seni kızılcık,
Tadın dudağımda limoni,
Tıpkı suratından sirke damlayanlar gibi,
Ekşiliğine ne demeli,
Tıpkı her şeye üslupsuz konuşanlar gibi…
Gaz lambası yanıyor hafif isli camı,
Köşede tekli bir koltuk, dünyayı sırtlamaktan yorulmuş
Sehpayı sorma; üzerinde kurumuş bir papatya demeti,
Gül değil hani, sarı sarı papatyalar
Vazoda da var kurumuş bir tutam çiçek,
Bâde dolsun, zaman geçip yitmeden,
Sorular tükenmez vuslata ermeden.
Akıl çözeyim der dünya sırrını,
Bir nefeslik ömrü hiç etmeden.
Bizim hikâyemiz Batıkent’te, güneşli bir günün ortasında başladı,
Mantıcının bahçesi güllerle süslü, munis gönülçelendi.
Masaya oturduğumuzda, güneş yaprakların üzerine vuruyordu,
Biz o demin nafile telaşından uzak, mahcup tebessümle baktık birbirimize
Gecenin esareti üzerime düşer,
pullu tepe susar, allı tepe bir çift göz eder
kat harmanla harman olur rüya,
bir çocuk var, uykusuz: annesi yok ardında
ben, diyorum, ben hâlâ o sokağın çöküntüsüyüm
cam kırığında,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!