Çıkar gelir de,
Sen bana kendinden
Camsız perdesiz seyranlar dolusu ıslıklaşır
Anlaşır olmuştan pürkandil
Çoktuk çok..yanacağı türkülere döşünü seren kilimler gibi
Herşeyin eğer eli değmişse iki katı olarak
Değişiyor sanki dağ dağa
Tutkun ir alışverişin nefes nefesiyle yokuşta yamaçta rüzgar
Bütün beyazlıklarını geceye bırakan günertesi gibi siyahkara is ve duman
Aklında bir kayıp var...kimbilir hangi zamana hangi zaman..?
Biçilmiş taze otlardan karpuz kokusunu andırır bir kimya dolaşmakta saklıca
Bir sandık kendi kendini açılıp saçılmakta saklıca
Güneş güne
Günçiçekleri güneşe çavarmış baygın
Niyeti dalında demlenmek üzere
Ettiği yemini yemin
Bahar alacaları gayesiyle yazlara
Omuzları silkelenmiş rüzgarları esip de yaprak yaprak
Trenindeki makinist
Şehri bayırı çekip çeviren kollarıyla çıkış kapısından geçerken günün
Solgun bir saksı çiçeği gibi bir eli yanağında dalgın düşüncelerde sefil
Bir eli trenin kulpunda kulağında iniş yokuşları sürmekte
İnen topraklar
Binen ormanlar
Sevgileri anababalanırken kalbe
Sürüler
Nasıl ve nerden bilirse yaylım sofralarını hangi dem baldır,
Hangisi zehir
Kuşlar nereden bilirse uğrun uğrun çektiği çöten,
Hangisi tutunacak daldır yuvaya, hangisi kolkanatkıran kahır
Sabaha varır varmaz gece
Dağlar uyanır uykusundan önce, sonra ufukların perdeleri çekilir puslardan
Sonra uykusu yuvasına sığmayan kimbilir hangi çocuktur seher vakti erkenden
Gider kuşları uyandıruır kalbinde yatan
Onlar gider ışığı uyandırır
Sonrasına ormanlarda düş kuran masalllara günaydın..
Sever büyütür eli yatkınlığın gönül bağından
Verilmiş el kadar toprağı olsun yeter ki aşk diyerek
Aşığa yeter ki,
Hirki de öğrenecektir, harmanı da, değirmeni de
Başta bir kere pervanesinde el verip sele suya ve yele
Gün bir yandan, yağmur bir yandan sözü aşktan dinleyen
Acep ne olada yelkovanlar seyri iklim ihtiyatı
Nerde kaldı diye bir suale bahtiyar bakışların
Öksüzcene muhatap
Sakın ben gelesiye yanılıp da toprağından ayrılma gelincikliğiyin
Güneşin aklına uymuşumdur belki uzak çöllerde vira firar sam yelli
Şimdi halleri pek mecnun bir yelkense andığın...
Kimse kimseye kefil olacak halde değil
Ne yazık ki insandan süre-giden çocuklar
Mo-be-se kamaralarıyla gözaltına alınmış şehirlerin kıskıvrağında
Kimbilir hangi bilinmez hayal alemlerinden uyanarak geldikleri şu dünyadır ki
En çok şerbela kayıtlarında kendine rastlayan canlı ve cansız
Çocuklar...
Bulutların göğsünde yağmur sancımıyorsa çifçi toprağa
Ektiği haramdır
Biçtiği kovulmuş öksüzlüklere ziyan
İşte ben o sinelerden şu dertliyi yandığım közlü ocakta
En sevdalısı çağlardır nehir olup aktığım sırçasız katre
Ki zaman heran bir alaz..bir boran...yolculuğu nereye bellisize




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!