Toprağına düşen çiğ tohum misali
Önce çil salan köklerden
Sonra delali çiçeklerden
Sonra salkımlı taneli yemişlerden, dalları basan ilkbahar yaz
Aynalı beşikten dere tepe çocuklaşıp giden insan gibi
Önce kundakta, sonra kundakta, sonra kurdelede
Tek başına gül kurusuyla yalnızlığını içen
Sütyenlerini kuzgunların çözdüğü vakitli
Şehrin üstünden yoğun sevap-günahlarını atlarken kalabalıklara
Otların yandığı gün
Kabus dolu vaadlerde çan sesleri bulanık
En çocuk arzularını beyan ettiği parklara terbiyeli ve
Ben kendim geldim
Billahi tallahi kimse beni getirmedi ben kendim buldum buraları
Dediği siyah resimli manzarada
Kalça göbeğinde savrulup sallanan büyük ve yeminlerden zıkkımlar içerek
Gitse baksa ki
Öldü de kurtulduk tefinde keyif çatıp
Diğerlerinden bir farkınız yoksa
-farklı olacağım diye de trampet takım,
çok çeşitlenme bunamışlığına kapılmadan-
Kendiniz olup
Kendinizi bulup
Teslim aldığınız yüreğinizin her can atan
Boya
Cila
Sancı yüklü bakım ve badanalarla
Şaşırmış insan, toprağın altında yüzyıllanmışlığını
Gömü parçalarından süprülmüşlere torlaya toplarlaya
Her gümbürtüye gidenine yeni kadrolar atarcası mahkum
Gide gide halden bir halolan gönül sızım
Ayvanar çiçekleri toplar bazı yazın, bazı güzün...
Şurdan geçerken herhangi bir deminde kendini bana yetiştirip
Yükündeki kervanları ileten zamana
Hırçın dalgalar kayıklanır telli pullu postalardan mayilim
Aşka gide gide hem söylenir
Ummazsın hiç...
Belki vakit ikindiyi az bir geçede,
Günaşmadan henüz çimenlik üstü çayırdan
Ama tam işte o sırada,
Tam aklında hiçyokların gizlisi tırmanırken sır katında, tenha terasta
Simsiyah bir akrep dolanıyordur
Soğuk...
Şaka maka değil buzzzzzzzzz gibi açıktanaçığalı zorba zıkkımı
Şaka maka değil dağılmış bir frensizliğin makas aralığını gittikçe uçurumlaşan
Dingil yataklarındaki bütün yol yordamlılığın bilyelerini direksiyonsuza nakletmiş
Çok yoğun ortamlardan daha az yoğun ortamlara düzey ve denge sapıtan yansıma ki...
İçi zehir dolu su damlacığının küresel ışık köreltisinde
İnsanın ne dün ne de yarın
Birbirini sivri,
Ateş püskürtüsü uçlarda dürte dürtükleye
Küsüşkün kendine sızıp büzülme diye bir hakkı yoktu
Bütün sen ben ayrımlarıyla çil çil saçaklanan
İlk ve masumane adımlarla işe başlayan
Tersin tersine gitgide
Evler bozuluyor, toprak kayıyor temelli
İnsan uçuk bir çukur
Her çekilen gediğinde gizlenmiş bir mezar taşı ölü diye yazan
Yarın nerdeydi yarın...?
Balığın karnındaki akvaryumun içinde...?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!