Yalandı desek...
Gök mavisine
Toprak bozuna
Kahverengisine...
Hatrına içilmiş bir demin dudağında buğ tüterken
Yalandı demeye kalksak sudaki sandala,
Kendi fiilinde isleyen bütün zamanlari felaket yüklü buhrana büründürüp
Büründürüp giydirdigi buhranlardan
Krallik sultanlik saltanatlik cevahirleyen kontrollü sefilliklere ille sermayedar
Kuruldugu kumar borcunun ödesigine
Her ihmal ve insan sebepli felaketleri bile bile
Hayati kökten karartilmis karanliklarla özeye bezeye
Varsın da sanki
Yoksun...
Öksüz bir kapının el sürülmemiş sürgülerinin ardında
Kilitsiz camsız pencereden bahar duvaklarıyla taptazecik ve gelin...
Hoyrat yellerin hirk sürüp hasat savuran poyraz eşliğinde varsın da sanki
Madımak harmanlarından
Kaç su bardağı ne..?
Kaç gram kahıra, küfüre,
Öfke patlaklıkları şişirik renkli sakıza kaç kıvam..?
Kaç şeker kaşığı zehir-zemberek?
Kaç yudum sinir boşalması,
Kaçöğün yutulmuş hap,
Ciddi misin..?
Bir pişirimlik tuzumuz olsun dedim..
Bu nasıl zümrütlük, nasıl hoşgeliş bu..?
Ondan sonrama söyleyim..
Ben hareket şık mı şık olsun dedim
Sesini soluğunu yanıp, siyahın yurdunu
Kaldırımda takoz ayaklarını sürüklercesine korsani
Elarabaları tezgahlarının arasından sakiiiince sıvışarak,
Desisede kezzap kavuran usulca
Niyette saklı köşeyi kıvırtıp bol nasipli kazanca müpteli
Yaka-paça silkelenmiş omzuna konan yititkliğinin kuşkul kuşluklu talihsiz hödüğü
Avrupayı yamultup kafadaki kuruntudan,
Şaşılacak nesi var bunun
Şu hayatın ufuksuz pencerelerinden bakınacak olan
Yarının devamı gelsin diye bir büyük hayat hikayesinin
Herbir merdiven ayaklarında çıktıkca kendi hayatına
Sevgili ve sevinçli yürüyüşlerle yola çıkıp yorulduğuna
Niyesi değecek olan
Olmayaydı hele bir aşk
Hele bir seveni olmayaydı adını deliye yazdıran sevdası
Sevdalısı olmayaydı bir iken iki misliye
Çoktan defini dürülmüştü açı çığlıklarıyla
Müzikçalarlar keyfine kurban giden turistliğinin
Aç bi ilaca ölüyorum diyerek kimse duymazda,
Ödemeler dengesi insan bazarında bozuk mu bozuk
Gül-şirinlere kış yaz, ikisi bir..
Karşı tarafa atmış götürmüş insan kendini
Dünyayı kırk ikindiler tarafından geceye taşıyan karanlığın kalbindeki acıyla
Saplanmış bir hancer sesi taşplak..
Yaranın ağzı kör bıçak, mumun dili soluk beniz susuk ses,
Bütün eşikler gelip gitmelere aracı
Ayak altında insan
Adımlarının arasında hayat
Hor bakıp çiğnemek de var ortalara çırpılmış kül gibi
Baş tacı edip öpüp koklamak da var
Ömrüm ömrüm diyerek yer ve göklerin hakkıyla




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!