Kardan beyaz
Buzdan soguk
Külden dogma
Kordan közden fitil fettan
Naylon jiklejley kokulu sabunlu cirilciplak küvette
Kalin dudak ince bel kas göz oynaga filinta vamp kostak
Tor top olmuş dünyaya bakıyorsun
Bakıyorsun
Bakıyorsun
Ki ne göresin...? !
Boyu devriliyor
Kibritin yetişemediği ormanlar
Biçilmiş rollerin yağlıboyalık duvar resimleri fırçalanmışlığına
Nazlım...
Ağzında dili var sözü yok susuşkunu beşikten belli
Terbiyelenip..
Gaspolunmuuş gitmiş değer yıkımlarıyla
Makinesel işleyişin umumi ve uluslararası maskaralığına payçıkıp
Kulenin dibi delikdesik sahra…
Ucarcasina radar radyasyon akmülük cendereden
Kirik kuyruklu ucurtmalara bir kulp da gösterisli fisekler takip hasvayiiiii
Gitar gitar
Usul uslu ustura gitar
Biber acilisi klarnetten piyano dillenip
Hayata tutunmak isteği ve yaşama içgüdüsü
Ne bir ışık
Ne bir ses
Ne bir hareket , kendi filminde başrol zamanı ölçmeye imkan mümkün tanımasa da
Karşı konulmaz bir tutkudur
Sürekli bulanıp durulan hüzünlenmenin tam saati mevsiminde kulak misafiri olunan şeylere, çınlayan yankılara
Birazı senden
Birazı benden
Birazı sevilesi gül
Birazı acınılası diken
Ne sen uzaksın bu tenden
Ne ben senden tenha, bizi harman edip savuran küllerden
Dereyi yamacı tutan gürgenlerin ve söğütlerin yaprakları soldu. Gövdeleri soğudukça yerleri silip süpüren ağaçlar serinliğine güz kayıtlandı kuruldu. İsim isim kendini duyup çağıran her şey ömür katıpına bir demlik dünya hayatı daha ekleyerek, teraslardan uzaklara bakan bağlar bahçeler, köşede bucakta çağın azgın akıntılarına dayanıp direndiği son kalanlarını dürdü büktü insan ahalisinin doyum şehrine ve gönül heybesine diyar etti.
Kavun oldu, üzüm kesildi, nar tanelendi, tevek saçaklandı, toz yikindi, poyraz pervaneleri bir yandan öbür yana dolandı döndü, saat öteki saatlere geçti gitti ilerledi..
Balkondan bahçeden, bakraçtan kuyudan, çeşmeden çarşıdan , dalgadan ve kayıktan ili yaka aradı asma köprülerin yol arkadaşlığını ıslıkları çalınan yakınlığa katarak, yorgunlar avutan kahve içimliği dem tiryakiliğine yudum yuduma bir hayatın tortusu telvesiyle dura gide hayli bir zaman ve nice insan…
Eylül Günlüklerinde böylece yorulmak usanmak ve dinlenmek bilmeden mutun ve mutluluğun sınırını çiçeğe kanatlanmış huzur yüküyle arılar misaline isim isim kendini çağıran yoklamaya kimi hasreti kimi vuslatı ömür nafakasına vebal kılarak giden gittiii, kalansa gelecek olan seyri sefere adını yazdırıp aşktan beriki ve bu yana, merama tutkun sağ salim mühlet diledi
...lafin daha ötesi siirin hakkiydi herdaim...
Ya bir de sandığın gibi değilse
Mayıs sarılarıyla çimlendiğinde çiğ
Up uzun eğrilmiş bir ipin ve yanlış dairelerle dönen
Sağnaklarca yüksek katlarında göğün
Ya bir de sandığın gibi değilse kendini susayan yağmur
Gitti gelmez dediğin şem
Yorgun düsse gölgeleri saribugdaylar serpen sürgün
Damlasini kucaklayan irmaklar gibidir cevlanim
Biterse bitsin kibritin bagrini tutusturup yanan kor
Dudagina sekerpinarlari degmis nice yangindir keklige kevene gelincige
Kuslar kumrulasir ve tarlalarda evlek arsin yavan yufka dürümüm
Sönmedik küller kivilcimlanir halim divaneden
Zor gecitte
Dar bogazda
Yatsiyi gecer gecer zaman umuttur uzak sabah
Süner cekilir
Yayilir büzülür
Donar cözülür buzlanan nehir




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!