Seni özlemek:
Bir başına Şehr-i İstanbul’un meftûn haliyle
başa çıkmak zorunda kalmak demektir.
Yüreğim daraldıkça sokaklar feryad figan ediyor.
Ben lâl oluyorum, gecenin sükûtu bile ürküyor.
Şimdi sabahın dördü.
Elimde acıdan delirmiş bir kahve,
kulağımda dibe düşen
hüzün dolu bir nâme...
Kaç nehir geçtim bilmiyorum.
Uyandırma beni bu gece, ben sana uyudum
Uyanmak bana zebanisi bol cehennem olur.
Uyandırma beni bu gece,
Senli rüyalar içinde efil efil ruh buldum.
Uyanmak beni buz kesiği yaralarla doldurur.
Sorma ne haldeyim...
Parçalanmış mıyım,
kaybolmuş muyum, bilmiyorum.
Yandığım yer,
dokunduğum yer kadar acı çekiyor.
Gökyüzünde rüzgârla savrulan toz zerresiyim ben.
Ya parlak ışıkla görünür, ya karanlıkta kaybolurum.
Semada coşan bir damlayım, bulutlarla kayarım.
Ya huzura bürünürüm, ya da hüzünle ağlarım.
Zaman, ruhumu iğne oyası gibi işledi.
Sustuğum her cümleyle, gürültüm biraz daha dindi.
Yarım yamalak birkaç tebessümle birlikte,
bir avuç sessizlik kaldı avuçlarımda...
Bana bile yetmiyor artık kalanı da...
Sen gitme...
Sen gidersen,
Muhteşem doğanın yüzü yas tutsun...
Varsın tüm mevsimler kaybolsun.
Bahar çiçek açmadan çekilsin toprağa;
Kuşlar, yönünü unutsun gökyüzünde;
Ben bilinmez bir diyardan düştüm manaya
Kuş tüyünden düşen harfle uyandırıldım,
Bir hüzünle kırdım kabuğumu,
Çeşm-i yaş oldu can suyum.
Ben seni ilk gördüğümde değil,
Arıyorum, gülümsediğim o rüyanın,
Beyaz kaplı kitabını.
Belki saklanmıştır çekmecenin ela gözüne,
Belki de çoktan çıkmıştır gün yüzüne...
Her sabahın başlangıcında,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!