İçimdeki sancının her kıvrımı sabırla dolu,
Her rengi bir suskunluk...
O benim,
O benden...
Doğduğum gün benimle doğdun sen,
Küskün bir gül gibi eğilmişken zamana,
kendi yüzüm düşüp, değiyor dallarıma.
Bazen uyandım sanıyorum, oysa bir rüyadayım.
Toprağa değmeden coşkuyla yürüyor köklerim.
Ve bir zamanlar sana ait, şimdi suskunluğa terkettiğin sözlerine rastlıyorum.
Ben seni ilk kez; sessiz bir çiğ tanesi,
konuşkan toprağa düşüp,
can ararken sevdim.
Güneş utangaç ışığını kadim taşlara dökerken,
bin yıl sonra okunmak üzere rüzgarla senin adını kazıyordu.
Bu akşam da ömrümden yavaşça sökülüyor.
Işıklar sönmeden hemen önce,
içimdeki başkent
bir harabe gibi çöküyor.
Herkes evine dönüyor.
Ey sevgili…
Şu duvarlar var ya, şu duvarlar…
Sana çarpmak için örülmüş sanki…
Adın her taşın içinden yansıyor suretime,
Her kuytuda gam ve kedere dokunuyorum hasretinle...
Ey gökyüzü,
İnme artık üzerime, çok yorgunum.
Nice dağlar geçtim,
Nice yollar yürüdüm de,
Koca ömrü bir damla aşk için harcadım.
Ey kalbimdeki mühür...
Sözün sustuğu, bakışın konuştuğu yerde,
Adını kalbimin derin sularına yazdım ben.
Ne gökteki mavi sahip sana,
Ne topraktaki tohum...
Sineme dem düşer, aşkınla yanarım,
Gözlerinle bakıp, cihana şaşarım.
Her sözün meskeni nur ile dolarken,
Ateş içre ben, külü yanan kulum.
Kaybolmak, bazen var olmaktan daha fazla iz bırakır.
Gece-i Fenâ
Bu gece seher vakti, canım toprağa düştü,
Bu âlemde ruhum sessizce yokluğa göçtü.
Yine uyuyamıyorum.
Gecenin kör karanlığında kaybolmuş bir ruh gibi yine odama sinsice girip uykularımı çalmışsın.
Çok sevdiğim eski hasır sandığa tüm gündüzleri toplayıp saklamışsın.
Uykusuzlukta kaybolmuş bir körebe gibiyim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!