Siz,
Doymadan uyuyan bir çocuk tanıdınız mı hiç?
Sadece bir ekmeğin hayalini kurarak uyuyan bir çocuk, tanıdınız mı?
Rejim derdiyle sofralara koymadığımız ekmeklerin hayaliyle uyuyan bir çocuk tanıdınız mı?
Ekmeğin mis gibi kokusu buram buram burnunda tüterken, yokluğu boğazına oturan bir çocuk...
Gökyüzü karartırken koca cüssesini,
Dolu dolu boşaltırken hınca hınç içini,
Üzerine çöken bir derya suya,
"Rahmet" deyip şükür eder insanoğlu.
Belanın büyüğü çalarken kapıyı,
İçimden bir selâ sesi dışıma doğru haşmetle taşıyor. Pür dikkat dinliyorum, bu sela kimin?
Kimindi şu suretimde taşıdığım herşeyi gören gözler, üzerime acıyla dokunmuş bu ten, nefesimle ısıttığım buz tutmuş bu eller, kimindi, kimin?
Koskoca aleme yayılmış bu sis, bu sessizlik kimindi? Araf'ın zulümkâr ellerine beni teslim eden kimdi, kim?
Günaydın...
Bu sabah güneş
hiç istemediğim hâlde
büyük bir cesaretle odama girdi
ve aynaların içinde kendine kırıldı.
Üstüme namert bir yanık kokusu sinmişti.
İlk köşe başında yıkılıp kaldığım andan beri,
attığım tüm adımları saymayı bırakmıştım.
Ayaklarım; yorgunluğu ihanet bilmiş,
kanatlarım yansa da aşka uçmaktan vazgeçmemiş,
Hey içimin sadakatle bitmeyen kor ateşi.
Nicedir tek kelam etmemiştim sizinle.
Oysa ki "ne edersiniz hem bana, hem bize" diye, Asırlar boyu gözgözeydim içimdeki halinizle.
Pek güzel yakıyor iki kaburgamın arasına kurduğunuz bağdaş ile; kızılınız, yeşiliniz, sarınız ve zat-ı şahane endamınız...
Ey yar...
Ben göğümde sakladım seni.
Toprağa değil,
Gece yarısı yağan çiğin ilahi tadına...
Ve alemde; gamdan, hevesten, zamandan öte,
Özenle yerleştirdim içime...
Yanmayı seçtim, rüzgâr bana ne yapsın?
Alevin kendiyim, su bana ne yapsın?
Bir adım daha atsam, güneş olurum,
Kanatlarım var, âlem bana ne yapsın?
Durduğum yer, yeşillerin düş dünyası,
Vur göğüs çömleğimin ta orta yerine,
Pişmeyeyim gayri artık, pişmeyeyim.
Kahır yuvalandı göz bebeğimin ferine,
Yanmayayım gayri, yanmayayım.
Ak düştü gecenin dördü saçıma,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!