Boşlukta solar ruhum derin bir hüzünle,
Zihnimdeki karmaşa çığlıkla sohbette.
Düşlerimin düştüğü yer bir mezarhane,
Işığım gizlenir, gelir nihayetim.
Gördüğüm şey karanlık, nerede aydınlık?
Sana yürürken,
saçlarımla gizlenmiş kırık kanadın acısıyla savuruyorum adımlarımı,
düşmeden, dağılmadan...
İçimde büyüyen bu eksiklik,
kendi kaybolmuş bir kutup yıldızı gibi,
Ey sevgili...
Kaşlarının kıyısında dağ sabrını taşıyan,
Bakışlarından al güvercinler uçuran,
Yüzünü nehirlere yol yapan sevgili...
Sana hiç dokunmadım,
ama adını her düşündüğümde avuç içlerim terliyor.
Sanki ellerimin içimde geziniyorsun,
ama ben seni bir türlü tutamıyorum.
Bil ki, sen yokken bile hayatı seninle tartıyorum.
Göz kapaklarımdan düşen her hatırada,
cam gibi kırılır, bir çocuk sessizliği...
Hangi rüzgâr devirdi içimdeki
muazzam manzarayı?
Ve hangi harf,
İçimde asla adı konmayacak duyguların,
yankılandığı bir yolun sesi var.
Oradaki zaman, ne ileri akıyor ne de geri…
Yalnızca duruyor, evrenin unutulmuş nabzı gibi...
Şimdi duyuyorum onu:
O gece bıraktın ellerimi.
Buz tutup karanlığa düştüm sanki...
Boğazım düğümlendi.
Hiçbir şey söylemedin,
Ama aslında
Her şey söylendi.
İçimde bir yol var,
Adımları hiç atılmamış bir zamana doğru açılıyor.
Dönüp dolaşıp içime doğru düşüyorum.
Sadece en içime doğru düşüyorum.
Bazen aynaya bakınca kendimi değil,
Çıplak ayaklarımla yürüdüm sana...
Yağmurun yeryüzüne değil, içime yağdığı o gece.
İki damla düştü omuzlarıma...
İlk damla sağ omzuma...
ama bu bir damla değildi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!