Bu sabah da uyandım.
Ama bedenim değildi uyanan, ruhumdu,
zamandan soyutlanmış bir ezgi gibi
sessizliğe doğru açıldı.
Artık zamana ait değildim.
Acıdan göğsünde yer kalmamışsa,
Hıçkırık boğazında yağlı urgansa,
Göz bebeğin kefene sarılmışsa,
Tez elden tecelli ister mazlum.
O acı ki susturur dili yeryüzünde,
Meftunun gönlüne inmiştir merdiven.
Buyursun da yüreği olanlar insin.
Oradan düşen için yoktur yetişen,
Buyursun, düşerken gülenler insin.
Sevgili dostum!
Kahvelerin üzerinden kırk yıllık hatır mesuliyetini kaldıralı çok oldu!
Biz onunla birbirimizi mesuliyetsiz sevmeyi öğrendik.
Üstelik mesuliyetsizlik; onun her halini sevmeyi de öğretti...
Meziyetim dinlemektir benim.
Ahlâk dersi vereni dinlerim,
Namus dersi vereni dinlerim,
Şeref dersi vereni dinlerim,
Edep dersi vereni dinlerim,
Ey her için dehlizini tavaf eden nefes.
Dur, dur artık, bırak serserice gezinip durmayı.
Kahrın, bertarafının tek engeli,
Gögüs kafesinin de tek bekçisi sensin.
Goğüs, her gezindiğin kuytuda azap içinde alemi yokluyor.
Bir gizem saklanır,
sislerin içinden gelen sükuta,
Adını unutmaya çalıştığım bir dert gibi
Deler geçer ustaca...
Alev alev yanan bir kandilin içine düşürür,
Ben şimdi ölmeye gidiyorum yâr.
Yarım kalanların hesabını sormaya,
Aşkı kaybettiğim yolda gölge olmaya,
Gölgede son kez batmaya gidiyorum.
Kahırlardan kahır beğendim,
Hiçbir adımda omzuna değmedi gölgem,
Yolunu kesmedi hiçbir cümlem.
Ama yine de bütün suskun hayallerimi,
Seninle yaşadım ömrümce ben...
Seni ilk kez,
Bu gün de etrafımdaki insanlar
telaşla bir şeylere yetişmek için
koşturup duruyorlar,
Akşam olunca
herkes kendi yarasını toplayıp
sonunda evine varıyor.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!