köpüklü gemiler geçiyor gözlerimin önünden
anlam delirmiş kendi küpeştesinde
yanık türkülerin ezberi dillerimde
kendini taşıyamayan insan kalabalığında
gün yeniden doğuyor şafak bakışıyla
parmağımda kangren bir tetik hayat
Ruhumuzun son deminde hüznün giysilerini üzerimizden çıkaralım
Sevinçler ekelim ovalara, maviş yelkenlilerle kuş sürülerine karışalım
Özlemlerin külünü denizlere serpelim, gökyüzüne salıncaklar kuralım
Sokul yangınıma yar, közü sönmeyen aşklarla yeni baharları karşılayalım
Zor bir sorunun düşünüşleriyle kanar içimiz yar, dökmeden dinle suskularımı. İstersen kollarımdan çivile, dağlardan çığlar indir, bin bir yerimden parçala. Gözlerine her inişinde yaşların, beni bu dünyadan terki diyar eyler. Bilmelisin ki, nefesinin kutsal esintisiyle bu yürek inadına yaşar. Sensizlik ölümse, özlemin zulümse yürek sızım, neden bu koca çınar varlığının sırılsıklam mevsimlerinde kan ağlar?
Akıp giden bir yaşamın saçaklarından geriye sadece tortu kalınca
Yıldızlara uzanan ellerimize de bir gün karıncalar üşüşecek nasılsa
Hesapsız yalnızlığımızın şiirleri tükenecek, denizlerimiz kuruyunca
Titrek bir aleve dönüşecek gülüm aşk, unutuluşun şarkıları çaldıkça
Kaygıyla derine inen tohumların örselenmiş yalnızlığıdır yaşamak, rüzgâr tayin eder ömrünü
Önce kendini parçalayan düşünüşlerin soy aynasıdır hayat, sessizlikle bileyler aşk törpüsünü
Serüvenler geçip gider soylu yüreğimizden, pusulardan geçiririz sırtımızdaki sevda yükümüzü
İçimizin derin boşluklarında büyür her gün aşk, küflü sularla yıkarız biz hırpalanmış yüzümüzü
Sıkışan ruhumun saçaklarına bağladım bugün gönlümü. Ne yapsam dolmayan, ne etsem kaybolmayan kocaman bir gemi yüzüyordu göğsümün sularında. Sendin sebebi belki de aşk. Sendin ruhumu kelepçeleyen, sendin tıknaz yüreğimi parçalara bölen. Bir köşeye atıyordun terli giysilerini delişmen arzuların, yaylı yataklara sızıyordu haykırıların. Dudakların kan içiyordu yokluğumda. Ellerin hoyrat günün kasıklarını okşuyor, kadın savruluşlarla aşkın molalarını gözlüyordun. Sular akarken biçare teninden, gün eskimiş bir paçavra gibi ayaklarına kapanıyordu. Her şey sessiz bir ayrılık düşüydü anlayacağın. Ben o miadı tükenen düşünüşlerle kahrolurken aşk ve tutku perdeleri kapalı o odada aldanışların az önce bir köşeye fırlatılmış giysilerini giyiniyordu.
Uğultulu ve çılgın bir kısrak yürüyor içimde
Yeryüzünün tüm kirli sularında yıkanıp
Bir çoban çadırında dinlenmek istiyorum.
Emzirsin cesedimi şimdi yarasalar
Uyandırmasın isterse o masal devleri
Renksiz ızdırap biriktirdim gönül heybemde
Güneşin avuçlarından iyotlu sular içiyorum
Uzak dağlarda hayallerle sevişiyor insanlar
Dudaklarında kimi yılgın, kimi ahraz bir türkü
Şuursuz bir kırılganlık belki de sorgularım
Sevdanın ruletini döndürüyor yüreğimde bir kadın
Gözlerinin ipek yollarına kervanlar saldım, özlemdir yüküm
Heybemde şiirlerle, ruhumdaki sevgiyle rotam sana gülüm
Senin sevdanla geçerim upuzun çölleri, vız gelir bana ölüm
Yak aşkla mumlarını, sevişerek cennetine girmek istiyorum
Saçları dağınık, yüzü asıktı gecenin. Yorgun dakikalar saatlere dolanmış, saniyeler kahkahalar atıyordu fırıldak gibi. Dönüyordu başı mevsimler gibi. Dönüyordu gözleri başka yüzyılları arar gibi. Dağınık yatağından kalktı, bitkindi, sendeledi, düzeltmeye çalıştı saçlarını. Köşedeki aynada saçlarını yeniden gözden geçirdi. Elleri ilişti köşedeki sürahiye. Bir bardak suyu doldurdu bardağa ağır ağır, içti bir dikişte.
Gece bitmişti ve gündüz sızıyordu perdelerden içeri. Fırtınalı bir gece geçirmiş, dingili kırılan bir saban gibi toprağı eşelenmişti. Durmaksızın çalan cep telefonuna onlarca çağrı, onlarca mesaj gelmişti. Ancak hiç birisine merak edip bakmamıştı. Bulutların altında bir başınaydı ve geceye sarılıp uyumaya çalışmıştı.
Dünkü gecenin yağmurundan, sellerinden sadece miller kalmıştı geriye. Utangaç bir geceydi sarılıp yattığı. Umutlarını, düşlerini, hayallerini bir çırpıda satıvermişti. Temiz çarşaflar serdi karyolasının üstüne. Başı dönüyordu ve hissettikleri anlatılamıyacak kadar büyüktü. Çantasını karıştırdı ve paketteki son sigarasını titrek elleriyle yaktı. Derin bir nefes çekince bedenine can gelir gibi oldu.
Saate ilişti gözü ansızın. Körükörüne bir şekilde dolanıp duruyordu saniyeler akrep ve yelkovanın çevresinde. İçini açarak bakmak geldi garip bir dürtüyle. Bütün parçalarını masanın üzerine yayıp incelemeyi düşündü. Sonra vazgeçti. Kalktı, gece boyunca damlayan musluktan bir bardak su daha doldurdu. Acıktığını hissedince dolabı karıştırdı. Yiyecek birşeyler aradı, ancak iştahını açacak birşeyler olmayınca kapattı buzdolabının kapağını.
Perdeyi araladı. Dışarıda insanlar çoğalmıştı. Hızlı hızlı yürüyorlardı. Kiminin koltuğunun altında birkaç gazete, kiminin elinde poşetler sallanıyordu. Hışımla çekti perdeyi, giyinip çıkmalıydı dışarıya. Çünkü içi daralıyordu. Acele acele üzerini giyindi, kapının ardındaki anahtarı yerinden çıkardı ve kapıyı dışarıdan kilitleyerek hızla indi merdivenleri.
Apartmandan dışarı adımını atınca rüzgâr yaladı saçlarını. Gözleri sulandı ve dudaklarının kuruduğunu hissetti. Nereye gideceğini, nerelere sığınacağını bilmiyordu. Telefonunu yokladı elleriyle. Evet, çıkmadan önce almıştı onu çantasına. Hem yürüyor, hem de gidebileceği bir yeri düşünüyordu. 'Sıcak birşeyler içmeliyim' diye düşündü. Bir pastahaneye daldı ve birkaç simitle bir fincan çay ısmarladı kendine.
Dağlarda, karanlığa yaslanıp,
Kır düşmüş şakaklarımı okşarken,
Bir örümcek ağına sarılı yaşar gibi,
Yunus’un ilahilerini dinledim, buncadır.
Sen ise, çırılçıplak yürüdün içimde,




-
Ufkun Yaren
-
Ahmet Durgut
Tüm YorumlarBütün sorguların enleminden koparmıştım seni
İçimizdeki hoyrat sevilerin çarşafına tutunarak
Dudaklarımdaki istem ötesi hareket olmuştun
Ellerinin hoyrat kelepçelerinden sıyrılamadan
Duvardaki saatlerin zembereğine dolanmıştın
Tebriklerimle..10 ve listem..Ufkun YAREN
TEBRİKLER... sn Selahattin Yetgin... başarılar diler, saygılar sunarım. Esen kalınız.