Diyelim ki bir hatasın,
Ömrümde kederli bir gün,
Defterinde eğri bir çizgi,
Koca okyanusta hep bana ras gelen bir resif.
Diyelim ki; berbat bir şarkısın,
Öylesine yalnızım ki;
rastgele birilerini arayıp
“Eve geç geleceğim, meraklanma.” diyesim var.
Oysa ne beni bekleyen bir ışık var pencere aralığında
ne de gecikmemi dert edecek
Bir taş vardı,dağdan geriye kalan,gecenin alnı kadar sert.
Bir de su.
Ne yumruğu vardı suyunne öfkesi.İncecik bir sesledokundu taşa.
Bir kıyı daha var içimizde;
adı konmamış haritalarda,
sessizce durur.
Gün batımı renginde bir yarımada…
Gündüzleri gökyüzünü giyer,
Zulümle suladığı toprağın çocuklarıyız biz
İtaatin dizi dibinde büyümüşüz.
Zaman bile geçmeye utanırdı buradan.
Her gün aynı abus suratlar
“Konuşma!”
“Bakma!”
Bir gün güzel bir şey olacak,
bir delikanlı sevgilisiyle kucaklaşacak,
bir anne oğlunun mezarını bulacak,
bir asker üniformasız çıkacak sokaklara,
mifersiz, korkusuzca gezecek.
Dövülmüş, horlanmış,
Cesareti çalınmış;
Hüznünü yastığa,
Gülüşünü toprağa gömmüş
Yorgun bir çocuksun sen.
Ne çok ses var bu dünyada,
ne çok maske,
ne çok beyhude kelam…
Sanki bir yaşamın kucağında değil,
dinmeyen bir fırtınanın ortasındayız.
Bir daha gelsem dünyaya,
Bir kartalın göğe savurduğu beden olmak pahasına,
Bir dağ keçisi olmak isterdim.
Zirvelerden ovalara, kıvrılıp akan nehirlere bakmak isterdim.
Gitmek isteyen,
kalbinin sertliğiyse gam değil;
işte kapı, çıkıp gitsin.
Gitmek isteyen,
öfkeli bakışlarıysa,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!