Dal yokuşlara, yırt demir çığlığı
Sana yol vermeyen dağlar utansın
Devir engelleri, yık duvarları
Pusuda kopmayan ağlar utansın.
Gözünü kaldır da bak karşı dağa
Bilmem ki bir afta çıkar mı bize
sürerken kısrağı dipsiz denize
mutluluk mutluluk nedir hünkarım
tadında hevesin hep kaldı yarım.
Şu heybetli çınarın rengine kandım
Yüreğimde her dem var olduğunu
Gönlümde bir tek yar olduğunu
Dağların hala kar olduğunu
Bilmiyor musun?
Dilimde titreyen zar olduğunu
Beş taşlı yüzükte saklanan o sır
bekledim seni ben belki kaç asır
kalp atışlarımda hep aynı telaş
yüreğimi şimdi hangi dağ taşır?
Ah, hüzünlü bir akşam üstü yine!
Çöktü mor kokulu duman üstüme
kızıl bulutların hızla giden yönüne
erimiş dökülmüş zaman üstüme.
Bazen demirden kelimeler olur ya dilde
Bir gün yolum düşer de
sana misafir gelirsem
çayıma karanfil atmayı unutma
İçine gülüşlerini katmayı unutma
kıtlama çayı severim ben
yanına limon koymayı unutma!
Nasibine düşerse bir sevda öp başına koy
onurlu olsun, erdemli olsun
Mecnunun çöllerinden kum
Keremin ateşinden kor getirsin
öp başına koy.
Ben öptüm başıma koydum
Bir adın vardı senin
Yaz yağmuru gibi ılık
Bazen bir ömür, bazen bir şarkılık.
Mevsimleri yüreğime düğümlerdi tebessümün
Bir ırmak misaliydi o ılık sesin
Bazen üstümde ılık bir yağmur,
Bırakma beni!
bırakma kimse girmesin nefes aramıza
bırakma kimse dokunmasın gönül yaramıza
bırakma kimse el sürmesin sonsuz duamıza
kimseler dokunmasın aşk davamıza...
kabuslar çökmesin saf rüyamıza...
Bir akşam üstü dolunay yüzüne
Solan aynalarda bak benim için
Bir köşede kalan bir mum çıkarda
Titrek ellerinle yak benim için.
Yüreğimi kor özlemin sararken




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!