100 yıldır laik, seküler bir eğitim sistemi içinde şekillendirilen nesilleriz biz.
Bu eğitim sisteminin ülkeyi hiçbir yere götüremediğini her geçen gün daha bariz bir biçimde görüyoruz.
Urfa ve Maraş'ta yaşanan elim olaylar bu çıkmazın son örneği.
Bizler çocuklarımız için varız.
Hayatlarımız onların hayatlarına bağlı.
Onlar için her şeyimizi ortaya koymaktan bir an bile tereddüde düşmeyiz, düşmemeliyiz.
Her şey onlar için...
HDP'nin oklarını sürekli olarak Ak Parti'ye çevirmesi ve adeta kendilerinin bir numaralı düşmanları olarak görmesinin altında yatan asıl sebep Ak Parti’nin iktidara geldiği günden beri Kürtler lehine onların bile beklemediği oranda iyileştirmelere imza atması ve bunların devamını getireceğini deklare etmesidir.
Kürtlerin lehine atılan her adım mağduriyet edebiyatı üzerinden politika yapanların ellerinden bu kozu alacağı için HDP ve daha da önemlisi PKK'nın paniğe kapılmasına sebep oluyor.
Bölgede huzur ve refahla birlikte Kürtlerin varlıklarını kendi kimlikleriyle birlikte sürdürme imkânlarının artması ve bu imkânların giderek daha da gelişmesi yasal siyasetin (HDP'nin) değil ama yasa dışı girişimlerin önünü kesecektir.
Baba çocuğunu gizlice takibe almış. Okula gidip gelirken peşinde.. Birileri fark edip fotoğrafını çekiyor ve Sosyal Medya’da yayımlıyor. Linç etmişler adamı.
Fırsat kolluyoruz, "Biri bir hata yapsa da tepesine binsek," diye.
O baba bir şeylerden şüphelenmemiş olsa böyle bir davranışın içine girmez.
Hiç kimse hiçbir zaman elde etmek istediklerinin tümüne sahip olamaz. Bu sebepten kişi sahip olduklarıyla yetinip şükretmeyi bilmeli Allah’ın (c.c.) ona verdiklerinin ve vermediklerinin hikmetini anlamaya çalışmalıdır.
Şükretmek Cenab-ı Hakk’ın (c.c.) vermiş olduğu maddi ve manevi nimetler için kulun O’na teşekkür etmesi demektir.
Şükürsüzlük ise Yaratan’ın (c.c.) tasarrufuna rıza göstermemek anlamına gelir ve bir tür isyandır. Dolayısıyla insanı mutsuz eder. Mutsuzluk ise kişinin hayat karşısındaki duruşunu etkiler.
951- İnsan her an, her şeye karşı hazır olmalıdır. Çünkü ömür yolculuğu içinde hiç ummadığı, beklemediği şeylerle karşılaşabilir. Şayet hazırlıksız yakalanırsa kırılıp dağılır, yılgınlığa düşebilir. Hazırlıklı olmak işte tam da bu sebepten gereklidir.
952- İnsanoğlu, tarihinden asla kaçamaz. Tarih demek yaşanmışlık demektir, birikim demektir. Birikim zenginliğin temelini oluşturur kök salmayı kolaylaştırır.
953- Efendimiz aleyhisslatu vesselam "Ameller niyetlere göredir" buyurmuş. Bu hadisten yola çıkarsak anlarız ki bir eylemin mahiyetini onun arkasındaki niyet beliriyor.
Yatmaya hazırlanıyor. Vakit çok ilerlemiş. Evdekiler çoktan uyumuşlar. Kim bilir kaçıncı uykularındalar? Hava çok sıkıntılı… Uyku tutmamış, oyalanıp duruyor evin içinde. Gecenin ilerlemiş bir vakti olmasına rağmen gündüzki o nemli, yapış yapış sıcaklık hâlâ devam ediyor. Nefes bile almakta zorlanıyor insan.
Neden sonra “Biraz uyumalıyım,” diyerek yatak odasına yöneliyor. Yarın iş var ve onun erken kalkması gerekiyor.
Üzerindekileri çıkartıp yatak kıyafetlerini giyiyor. Lambayı söndürüp yatağa yönelecekken birkaç saniyelik müthiş bir uğultu, ardından gecenin karanlığını yırtıp parçalayan kızıl bir ışık doluyor bir anda karanlık odanın içine. “Ne oluyor? ” Demeye varmadan derinlerden, sanki çok uzaklardan geliyormuş hissi veren müthiş bir kütürtü.
Evi terk etmeye karar vermişti.
“Diş fırçalarken suyu açık bırakma”
“Salondan en son kim çıktı? Işıklar neden açık”
Kuzey Irak yönetimiyle ülkemiz arasında her iki tarafın da lehine ve çıkarlarına uygun uzun vadeli bir petrol anlaşması yapılmasının hemen ardından Irak ve Suriye’de belli ki çok daha önceden organize edilip hazırlanmış ve pusuya yatırılıp beklemeye alınmış DAEŞ adlı bir örgüt ortaya çıkıverdi birden.
Öyle bir ortaya çıkıştı ki bu, özellikle de daha çok Sünni Arapların yaşamış olduğu Orta Irak’ta hem de çok kısa bir zamanda ortalığı (deyim yerindeyse) tam bir hallaç pamuğu gibi attı. Irak hükümetinin ordusu DAEŞ önünden öyle bir kaçtı ki ayaklarına pantolonlarını bile zor giydiler. Bu kaçışta ellerinde ne kadar silahları varsa hepsini DAEŞ’e bıraktılar. Öyle bir kaçış yani…
Aslında bu örgütün varlığı uzun zamandan beri biliniyordu zaten ama eylemleri çok sınırlı bir çerçevede kalıyordu. Demek ki bu sınırlı kalma durumu bir tür ısınma hareketiymiş ki kendilerine ışık yakılır yakılmaz bir anda fırtına gibi esmeye başladılar. Çok iyi tahkimat yapıp iyi hazırlanmışlar ve bir de sponsorları gerçekten çok çok iyi olmalı ki bir anda hedeflerine neredeyse tümüyle ulaştılar denilebilir.
Osmanlı devlet yönetiminin Kanuni Sultan Süleyman Han’ın vefatının ardından (her ne kadar zaman zaman dirayetli hükümdarlar ve devlet adamları görmüş olda da) ehliyetsiz ve liyakatsiz ellere geçerek kan kaybetmeye başlaması, birkaç yüz yıl sonra Osmanlıyı tamamen ortadan kaldıracak olan bir örgüte kadar gelip dayanmıştır.
Zaten yüz yıllarca hem içeriden, hem dışarıdan maruz kaldığı ihanetler neticesinde iyice örselenmiş ve zayıflamış, toprak kayıplarıyla da giderek küçülmeye başlamış olan İslam’ın bayraktarı, Osmanlı İmparatorluğu her dönemde en büyük ihaneti, yetiştirip adam ettiği sonra da yetkilendirip görevlendirdiği kendi evlatlarından görmüştür.
İnsanoğlunun o zapt edilemez, önüne geçilemez amansız hırsını eğer birileri kullanmayı dilemişse mutlaka bir yolunu bulur ve onu kendisine kul eder. Yüz yıllar boyunca Dünya’ya hükmetme ve nizam verme iddiasını her zaman en yükseklerde tutmuş bir devlet elbette düşmansız olmazdı. Çok doğaldır ki Osmanlı İmparatorluğu da bunun dışında kalamadı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!