İnsan, bu dünyanın faniliği karşısında kendisini çaresiz olarak görüyor.
Çünkü biliyor ki ölüm dünyaya gelmiş olan her canlının başında ve bu gerçekle yüzleşmek gerekiyor.
Hani denir ya "yalan dünya" diye, işte tam da bu yalanın içinde gerçeği görmek demek kişiye ruh dinginliği kazandırır.
Aklına eser düşer yollara gidersin. Ya da mecburiyetler ayırır seni birlikte yaşadığın insanlardan, yerlerden.
Ama kim bilir zaman ve mekân içinde belki de ayrılmış olduklarınla yeniden bir araya gelip kavuşma imkânı ve fırsatı bulabilirsin hasret sona erebilir.
Lâkin hayat yolu farklıdır. Burada yola çıktı mı insan, geri dönüş bir daha asla mümkün değildir.
Bu dünyada taraftar olmak en kolay şey...
Hâlbuki taraf olmak, tavır almak gerekir. Çünkü taraftarlık pasifist, taraf olmak ise aktivist bir durumdur.
İnsan hayatı taraftar olmakla değil ama taraf olmakla bir değere sahip olur.
Evet, elimizdekiyle yetinmeyi kabullenip rıza göstermek, nefsimize ağır gelebilir ve bizi mutsuzluğa itebilir.
Oysa çok iyi biliyoruz ki bizi mutsuzluğa, umutsuzluğa, hatta isyana teşvik eden içinde bulunduğumuz durum bir yerlerde başka birilerinin hayali olabilir.
Bulunduğumuz yerden yukarıya doğru değil de aşağıya doğru bakmak, içimizde oluşan isyan duygusunu bastırır ve bize rızkın sahibine şükretmek gerektiğini hatırlatır.
Bizde bir laf vardır der ki "İnsan insanın kurdudur." Bu söz ne yazık ki boşuna söylenmiş bir söz değil.
Hâlbuki insan insanın yurdu olsa daha güzel değil mi, ya da ufku?
Fakat bir türlü tatmin edemediğimiz hırslarımız, evcilleştirmediğimiz ilkel yanımız, zapt edemediğimiz nefsimiz bizi bize bırakmıyor.
Sakin ve durgun bir su gibi mi olmalı insan, yoksa çağıldaya çağıldaya önüne gelen engelleri de aşarak giden bir nehir gibi mi?
Bence her ikisi de değil. Şırıl şırıl akan bir dere gibi olmalı insan.
Durgun su bulanır, osun tutar. Zaman içinde bünyesindeki bakteriler ve kendi dışındaki etmenler sebebiyle kokmaya, hatta çürümeye başlar ve işe yaramaz hale gelir
.
"Akıl nisyan ile malüldür." denir ya hani. Bence doğru değil.
Eğer duyarsızlaşmak gibi bir hastalığı yoksa yaşadığını unutmaz insan.
Zihninin derinlerinde bir yerlere gönderir küllenmesini sağlayarak üzerini örtüp orada muhafaza eder ve yeri geldiğinde, gerekli olduğu zamanlarda yeniden gün yüzüne çıkmasını sağlar, hatırlar.
Şu akıllı telefonlar çıktı çıkalı fotoğraf çekmek ne kadar da kolaylaştı. Resmini çekeceğin şeye doğru tut telefonu, göz, gez, arpacık enstantaneyi yakaladın mı dokun ekrana tamamdır.
Gözümüzün önündeki bir manzarayı, seyretmek, seyrederek hafızamıza kaydedip bizimle birlikte yaşamasını sağlamak varken hayatı niçin enstantaneler vasıtasıyla durdurarak donduralım ki?
Bırakalım akıp gitsin.
Bizde bir laf vardır der ki "İnsan insanın kurdudur."
Bu söz ne yazık ki boşuna söylenmiş bir söz değil. Hâlbuki insan insanın yurdu olsa daha güzel değil mi, ya da ufku?
Fakat bir türlü tatmin edemediğimiz hırslarımız, evcilleştirmediğimiz ilkel yanımız, bir türlü zapt edemediğimiz nefsimiz bizi bize bırakmıyor. Yazık bize.
Bir arada olma, birleşme, bütün oluşturma durumu, bütünlük anlamını ifade eden ‘birlik’ kelimesi bir başka deyişle asgari müşterekler çerçevesinde özlerini koruyarak bir araya gelen grupların oluşturduğu bütüne verilen isimdir.
Bir araya gelmiş olan gruplar değer yargılarından, inançlarından, ideallerinden, meşreplerinden örf, adet ve geleneklerinden vazgeçmiş olmazlar.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!