Suretim var insandan ötürü,
Kalbim var hakikate götürü,
Işık ve karanlık bile bir yerde ölümlü,
Doğru ve yanlışı tartamaz beşeri terazim...
Bir yol var çileler ile döşenmiş,
Hakikati bulana! ne kalem ne kağıt yetmezmiş,
Çok geç kaldın... zamanın çarklarında ezilirken sevgi çekirdeklerim .
İçinde tane olmayan bir kabuğa rast geldin,
Belkide öyle olmalıydı bilemeyeceğim ,
Eski insanlar gibi yetiştiremedik bu zemheriden önce tohumları bir çukurda saklamaya ....
Önce yağmur yağmıştı , bize ilk darbeyi o vurmuştu ...
Sonra güneş ışığını sakındı bizden , ya rüzgar? Onun hiç mi suçu yoktu ...
Her şey... iyi olabilirdi,
Birbirimize hiç denk gelmeseydik şayet...
Senki beyaza bürünmüş halinle, bir maça kızı,
Ben ise sokaklarında gezinen, bir sinek valesi..
Hayatımız iki zıt kutbu temsil etmekte,
Sen kendi avlundaki laleler ile bakarken güneşe,
Seni ... hangi lisanla çağırsam sesimi duyarsın,
Hangi kelimeleri sarf edersem gidecek yokluğun makbere doğru...
Sensizlik... olur olmaz zamanlarda beni yakalayan kamber misali...
Özlemini birazcık gideren şey ne biliyor musun?
Hediye ettiğin bir taş , belkide amber...
Sarı turunç bir rengi vardı , tıpkı bırakıp gittiğin sonbahar gibi...
Hani yapraklar kökleri ısıtmak için dökülürdü , bu zemheriyi aşmak için...
Bütünüyle...
Baştan aşağıya bir özlemle doluyum gelmeyeceğini bile bile yanar içim..
Bu sensizliğin kaçıncı hali , değişiyor biçim biçim...
Sen olmasan tadı yok bu hayatın, kederli bütün kaderlerim ...
Her gün yeni bir cümle ekledin kalp kitabına,
Hayal ederken kalbini ısıtan anıların yok artık,
Sadece merhamet değil çok şey eksik ağacında,
Bu diyardan gitmek mi gerekir? İnan bilmiyorum...
Yazı yazan kaleminde kırıldı.. zaten yorulmuştun,
Madundun mahrumdun masmavilikten,
Mekansız, makamsız mahkemesizdin,
Mademki mağdurdun mayandaydı maşalık,
Mahfuzenlikle mağfurlanmış mahkumiyetin.
Mabut'tandı mağşuş mağmumluk,
En küçük şeylerde bile tartıştığımızı hatırlarım , izlediğimiz filimler bile aynı değildi... Ya kumandayı saklayışına ne demeli ,hatırlayınca gülümsüyorum ...Vurdukça çalışan tüplü bir televizyonumuz vardı....kimse bize , kabloda bir temassızlık olduğunu ve onun giderilmesi gerektiğini söyliyebilecek kulvarda değildi....
Yırtık ayakkabıların , yırtık elbiselerin ayıp sayılmadığı ve hor görülmediği bir devirdi çünki herkes öyleydi... şimdi ise bu lal-ı zamana denk geldik ....
Ruhumda bir mahfer sarf ettiğin kelimeler, olmadık muzaffer girdiğin hiçbir savaştan... İblisin hangi fenidir bu zamanda yaşadığımız. Gözlerinin feri gitmiş , görmez olmuşsun gerçekliği ...
Zamanımız azalıyor melonza,
Son sigaram.. son kahvem... son şiirlerimdi belkide...
Yaprakları düşüyor gölgesinde dinlendiğimiz ağacın,
Acı bir kahve gibiydi seninle olmak, kırk yıl hatırı kalır mı? .. belkide...
Birbirimizi yaraladık.. en acıyan yerlerimizden.
Biliyorum geriye dönüşün, aralıkta açabilecek bir çiçeğin ihtimali kadar...
Elimde kurusu çiçeklerin, sen bana menekşenin kokusunu soruyorsun,
Gideni yol değiştirirdi, kalanı ise zaman biliyorsun,
Yolu gitmek mesele değildi ,yolda karşılaştıklarındı.. anımsıyorsun,
Giden giderdi ama geldiğinde,gittiği gibi bulacağını mı zannediyorsun?
Konuştuğun lisanı kimse anlamıyor muydu?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!