İnceden yağmur yağıyordu.
Ayaklarım anlamsız bir yolculuğa sürüklüyordu beni...
Sokaktaydım, nereye gideceğimi bilmiyordum.
Öylece sürüklüyordum yorgun bedenimi.
gri bir sis,
ürkek bir aşk edası var havada.
bu üzerime damla damla düşen çiy,
gözyaşları mıydı yoksa hayallerimin
önce rüzgara, sonra bulutlara karışan.
Sistemde rastlantı diye bir şey yoktur.
Öyle olsa, hiçbir rastlantı bu kadar muhteşem olamazdı.
Düşünün bir
Hayatlarımıza giren kim kendi oluşumuza ayna olmadan öylesine çekip gitmiştir ki.
''yak gel gemileri'' der bilmem hangi şair..
iyi de,
ortada ne sen var,
ne yakılacak bir gemi,
-ne de sığınacak bir liman.
Diyorlar ki O’na
Sen daha çocuksun
Nereden bileceksin ki
Yakıcı Eylül’leri
Dedi ki onlara
Boş çerçeveler gibi yalnız yürekler,
Denizi kurutur,
Ayı da, sürüklermiş geceden.
Emekleyen bir çocukmuş Güneş.
Vaktinden geç gelen,
Bir şekilde yanaştık da
Limana değil bu kez
Fırtınaya
Öldük demek için belki çok erken
Ama tükendik ustam
Irak gönüllerin uçurumuna kurulmuş
Bir ince köprüdür yüreğim
Cehennemi ateşlerden
İnce ince sızan
Bir Hiroşima yangınıydı yokluğun
Esas tür olan (xx) ve türün mutantı olan (xy) ise
Geçiniz siz o mitolojik safsataları
Madem her tür tersiyle mümkün ve makbul ise
Kadını Kadın yapan Erkeğidir denebilir o zaman
Yalvarırım Üzerime Saldığın Yağmurları Geri Al
Sürgün bana, olmadığın her yer
Ve sürer bahar, olduğun her yerde
Kalbi kırık nilüferler gibi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!