Karanlık bir gölge sızar usulca aramıza,
Durmaksızın fısıldar o kadim, zehirli yalanı.
İster kimse merhem sürmesin yaramıza,
Gizlesin nefreti, içimizde baki kalanı.
Habil'le Kabil'den beri bitmeyen kavga bu,
Madde ile mana aynı sofrada, aç...
Aynada kimse birbirine benzemiyor,
Uyku iner omuzlarına,
yorgunluğu bir sis gibi soyar üzerinden,
derin ve ılık kollarına alır onu.
Kırık aynalarda yankılanan o nabız;
Zamanın pıhtılaştığı o adsız boşlukta
Yutkunuyoruz birbirimizin geometrisini.
Dudaklarından sızan, boğuk bir rengin gürültüsü;
Büyük nimetlere sahip olsak da,
Kaçtığımız ölüm mutlak ulaşır.
Bu dünyada bir an bin yıl kalsak da,
Kaçtığımız ölüm mutlak ulaşır.
Kılıç, bir nefeste boynu ayırır,
Kanla yazar tarihini toprağa.
Ama o yazı, yağmurla silinir;
Yarın kimse hatırlamaz
Bilinmezin önünde ürperdi ilk insan,
Ölümün soğuk yeliyle titredi o can.
Korkunun kucağında büyüdü mabetler,
Sorgusuz bir uykuda kayboldu nesiller.
Ruhundan ayrılmış kemik, et, deri,
Kayıp aranıyor; hakiki insan.
Ya Cehennem, veya Cennet ederi,
Kayıp aranıyor; hakiki insan...
Mekân doğuruyor mekânı,
Bir kentin rahminde bin kent gizli.
Zamanın kırık aynasındaİlerliyor o gölgesiz vakit...
Ey İstanbul!
Kime dönsek yüzümüzü, bir gölge kalıyor geriye,
Kime uzatsak elimizi, bir kırgınlık sızıyor içeriye.
İnandığımız dağlara karlar yağıyor birer birer,
Maskeler düşüyor, geriye hep aynı yalnızlık kalıyor.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!