Aç pencereleri, bak, hayat fışkırıyor dışarıda!
Göğsümde deli bir nehir, sığmıyor artık yatağına.
Kuşlar kanatlarında taşıyor gökyüzünün sevincini,
Bas ayaklarını toprağa, hisset o devasa nabzı!
Yanımda olsaydın şimdi ne vardı…
Belki sadece bir nefes,
Belki de bütün bir dünya.
Seni aramaya gelmedim.
Evinde unuttuğun gölgeni almaya geldim.
Artık adını pencerelerden içeri sokmayacağım.
Herkesin malumudur namerdin namertliği
Er kişi niyetine namazları kılınır.
Kimseye bir sır değil mertlerin de mertliği,
Er kişi niyetine namazları kılınır.
Duyma sağır fısıltıyı, sevgim sağlam yerinde
Fırtına sert esse de sarsılmaz en derinde.
Adın kazılı kalbimde, her nefeste dilimde
Fırtınaya rağmen kök salan çınarım ben
Galata Köprüsü’nde durmuşum,
Sırtımda koca bir şehrin yorgun, dilsiz uğultusu.
Karşımda Süleymaniye,
Yüzümde geçmişten esen o eski, tanıdık rüzgâr...
Ve içimde,
Şehir yavaşça çekiliyor kabuğuna,
Sokak lambaları,
Yalnızlığın sarı noktaları gibi serpilmiş asfalta.
Adımlarımda biriken yankı,
Ey gece,
Sessizliğinle geliyorsun yine,
Şehrin ışıklarını yutarak,
Gökleri siyah bir örtüyle örterek.
Yazarım...
Kelimelerim bulut olur,
Dağıtırım içimdeki bu isi.
Ama kimse görmez,
Ne bir servi ağacı var başında,
Ne de soğuk bir mermer taşı…
Kimseler bilmez yerini,
Adımlamaz hiçbir yabancı bu dar sokakları.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!