Burada saatler gece yarısını vururken,
Söyle, senin ikliminde
Hangi yaprak düşüyor sessizce toprağa?
Aramızdaki o derin uçurumu
Adını sustuğum ne kadar sokak varsa bu şehirde,
Hepsi sana çıkmanın provasını yapıyor geceleri.
İçimde biriken bu dilsiz tortu,
Ne bir sitem, ne de zamansız bir ayrılık sızısı;
Okudum gardaşım,
Mektubun değil, yüreğin düştü avuçlarıma.
Ağlama diyorsun ya,
Dağların eteğinde uyanır sabah,
Çiy damlaları öper yaprakları.
Rüzgâr usulca geçer ağaçların arasından,
Uzaktan bir bülbül şakır, tatlı tatlı.
Masamda karşımda olsaydın keşke,
O zaman dünyalar benim olurdu.
Gitmesen yanımda kaysaydın keşke,
O zaman dünyalar benim olurdu.
O zamanlar sokaklar çamurluydu,
ayaklarımız çıplaktı.
Ama rüyalarımız kunduralıydı.
Akşamlar uzar, penceremde senin gölgen
Bir sabah kokusu, bir eski mektup gibi.
Ellerim boşlukta arıyor seni,
Kalbinde kalan o yarım gülüşü.
Uyanıkken bile hayallerimin içindesin,
Uyuyunca rüyalarımı tamamen ele geçiriyorsun.
Ayak seslerin kulağımda yanık bir ninnidir,
Kalp atışların göğsümde ateş gibi atar.
Zaman durur gözlerinin yeşilinde,
İçinde kaybolmaya davet eden sakin bir deniz,
Dudaklar sırrını saklarken derinde,
Ruhun kelimeler olmadan anlaştığı o giz.
Gerçek özgürlük, göğüs kafesinde harlanan
o yakıcı, amansız simya ile başlar;
korkunun buzdan duvarlarını yıkacak bir metanet,
karanlığı yırtacak bir inanç ister.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!