1959 Gelendost -Isparta doğumlu
Adıma sürgün edilen o kurak inkâr,
Hakikatin göğsünde açan en büyük yalandır.
Ben ki yeşilin ilk uyanışına,
Ve gecenin alnındaki o gümüş sızıya ayarlanmışım.
Zeytin dalları kan ağlıyor bin yıldır bu kadim topraklarda,
Fırat ve Dicle, ağıtlar taşıyor denize, çocukların gözyaşından.
Barut kokusu sindi sokağa, şehre, ekmeğe ve kutsal kitaplara,
Yorulmadı toprak ölüleri sarmaktan, ama insan bıktı bu savaştan!
İçimde, hayatı bir masal gibi yaşayan o romantik adam var.
Ben her sabah, dünyaya yeniden aşık uyanırım.
Bir şarkının tınısında saklıdır adımlarım,
Gözlerimi kapatır, o şefkatli ritmin kollarına bırakırım kendimi.
Rüyalarımız vardı tozlu sokaklarda,
Yalınayak, karnımız yarı aç ama yüreğimiz tok.
Kem gözlere inat ebemkuşağı gibi,
Rengarenk çocukluğumuz vardı.
Rastgele değil, kaderdir bu vuslatın adı,
Pınarından içtiğin o sevda, ruhumun feryadı.
Hırçın dalgalarla coşan o asi gönlüne,
Ulaşılmaz deneni getiren, ömrümün baharı.
Deli sevda; sağır, dilsiz, kör sanki,
Göremezsin, duymazsını ben gibi.
Bu dargınlık, boş boşuna inan ki,
Harcanacak bugün, yarın, dün gibi.
Kuru bir zekanın diktiği kuleler kuşatmış her tepeyi,
Tekniğin soğuk çarklarında kaybolmuş insanın cevheri.
Şeytanın çırağı mimarlar yoğururken bu yalan dünyayı,
Açmış ağzını karanlık dehliz, kusuyor zehrini.
Aç pencereleri, bak, dışarıda yepyeni bir gün!
Kırılan kalplerin yası bitti, geride kaldı dün.
Yarı yolda bırakanlar sadece birer gölgeydi,
Bak nasıl aydınlanıyor şimdi o karanlık düğüm!
Aç pencereleri, bak, hayat fışkırıyor dışarıda!
Göğsümde deli bir nehir, sığmıyor artık yatağına.
Kuşlar kanatlarında taşıyor gökyüzünün sevincini,
Bas ayaklarını toprağa, hisset o devasa nabzı!
Seni aramaya gelmedim.
Evinde unuttuğun gölgeni almaya geldim.
Artık adını pencerelerden içeri sokmayacağım.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!