Anadolu’nun yorgun toprağında
kan ve gözyaşıyla yeşeren bir umut…
Her damla kan, her soluk,
milli onurumuzun simgesi oldu.
Rastgele değil, kaderdir bu vuslatın adı,
Pınarından içtiğin o sevda, ruhumun feryadı.
Hırçın dalgalarla coşan o asi gönlüne,
Ulaşılmaz deneni getiren, ömrümün baharı.
Yaşama sevincimi yitirdiğim bir anda,
Çıktı geldi karşıma deli mavi bir sevda.
Gözlerimin toprağa baktığı bir zamanda,
Renk kattı hayatıma deli mavi bir sevda.
Deli sevda; sağır, dilsiz, kör sanki,
Göremezsin, duymazsını ben gibi.
Bu dargınlık, boş boşuna inan ki,
Harcanacak bugün, yarın, dün gibi.
Kuru bir zekanın diktiği kuleler kuşatmış her tepeyi,
Tekniğin soğuk çarklarında kaybolmuş insanın cevheri.
Şeytanın çırağı mimarlar yoğururken bu yalan dünyayı,
Açmış ağzını karanlık dehliz, kusuyor zehrini.
Şiirin ve ışığın sessiz muhafızı,
Zamanı avuçta bir hediyeye dönüştüren,
Kalemin sığınak olduğu, yorgunluğun durduğu yer,
Aşkın tınısının yavaşça melodiye aktığı an.
Aç pencereleri, bak, dışarıda yepyeni bir gün!
Kırılan kalplerin yası bitti, geride kaldı dün.
Yarı yolda bırakanlar sadece birer gölgeydi,
Bak nasıl aydınlanıyor şimdi o karanlık düğüm!
Sessiz bir kelimede aşkı yaşatıyorum sana;
dokunmadan değen, adını anan bir dokunuşla.
Teninde yavaşça bir dize kaydırıyorum,
gölgede dua gibi fısıldayarak adını.
Kulak veren çıkmaz, bir cılız sese,
Gönül bir hancıdır, ser de bir darda.
Ömür bağlanmışsa kör bir hevese,
Seni anlayan var, yar da bir darda.
Yerler göklerde Allah'ın,
Hesabı var her bir ahın.
Kul hakkıdır tahtı, tacı,
Sarayında padişahın.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!