I. Rengârenk Uçurum
Gülüşünle göğsüme dolup taşan o engin neşe,
Rüzgârın beni güneşe savurmasını bekleyen tutku.
Kendisi olabilmek, büyük insanî haslet,
Adı sanı fark etmez, özü kaybolan millet.
Değil mi ki bir toplum, millî şuura hasret,
Menfaat batağında, boğulur gider elbet.
Yazarım...
Mürekkebim rüzgar olur,
Anlatırım içimdeki her şeyi.
Ama sen bilmezsin,
Sen gelmeden önce gecelerim
kapkara bir kuyuydu.
İçine bakınca sadece
kendi düşüşümü görürdüm.
Sesin gökleri aşıyor
ruhumu ateşleyip canlandırıyor,
sessizliği paramparça ediyor
içimdeki dinginliği bozan.
Kelimeler tutuldu mısralarımda,
Bir yangın yeri şimdi göğsümün sol yanı.
Sadece kalbim hissediyor varlığını,
Sadece kalbim...
Burada saatler gece yarısını vururken,
Söyle, senin ikliminde
Hangi yaprak düşüyor sessizce toprağa?
Aramızdaki o derin uçurumu
Adını sustuğum ne kadar sokak varsa bu şehirde,
Hepsi sana çıkmanın provasını yapıyor geceleri.
İçimde biriken bu dilsiz tortu,
Ne bir sitem, ne de zamansız bir ayrılık sızısı;
Okudum gardaşım,
Mektubun değil, yüreğin düştü avuçlarıma.
Ağlama diyorsun ya,
Dağların eteğinde uyanır sabah,
Çiy damlaları öper yaprakları.
Rüzgâr usulca geçer ağaçların arasından,
Uzaktan bir bülbül şakır, tatlı tatlı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!