Yalnızlık yüreğimde derin bir kuyu... Bütün dileklerim birikse de içinde, duygularım yine sensiz. Acılar yağan yağmur altında kuru daldır. Bütün su birikintileri dallarda asılırken, bir umut yeşermez o ağaçlarda ne yazık. Aklımdasın, bir çivi gibi. Ve sana gelmek ateşte yürümektir. Yanarken ayak tabanlarımla, sana koşmak yüreğime su serpecektir; ama sen yoksun. Hüzün ve ıstırap gözlerimin sensizken cezasıdır. Seni görememek, gözlerimi korla dağlamaktır. Bir su birikintisinde yaşar, balıklar. Bil ki göz alıcı balıklar, göz çukurlarımda çırpınmaktadır. Ağlamaktan kupkuru gözler düşer bahtıma. Aşk boyun eğmek midir ey sevgili? Boynum yanında hep kıldan incedir. Neden sevgili seni düşünmek boynuma ip geçirir; hayatımı darağacına çevirir? Ölmeyi istemekteyim, seninleyken ve sensizken. Sen varken de yanımda kaderim değişmez. Ellerin bir silahtır yanımda. Kurşun olurken karşında, beni benimle vurmaktasın. Ey sevgili, yanındayken bile kan içindeyim. Kanım boşalırken yüreğimden, en son damlasında can gibisin, bunu bilir misin? Bir acı tattır aşkın hayatımda. Aşkınla sersemsem ve serseriysem, aşkın hançeriyle öldür beni. En azından kum saatindeki her kum uçsuz bucaksız çöl olmaz bana. Seni beklerken her kum tanesi kadar mecnunum. Ey sevgili ben sana mecburum. Dağların yamaçlarında mor menekşeler, gözlerin kadar güzelken, şimdi neden uçurumları göstermektesin bana. Bir insanım ben. Senin yanında içimde biriken onca suya rağmen, açılmamış bir musluk gibiyim. Bir içimi döksem, dünyanı su basar. Gülüşlerin, bakışların, sesin raptiye gibi dökülür yollarıma. Senden kaçsam da sana gelsem ayaklarım kan içinde kalır. Acıya dayanmak bir yere kadar. Senin bana çizdiğin yol, sonsuza kadar. Sana koşmak, senden ayrılmak sonsuz bir ıstırap yaşatır bana. Söyle sevgili, bir insana çektirilen ıstırap, çektirene ne kazandırır? Ben acı çektikçe, sen mutluluk cümleleri kurmaktasın. Ey sevgili, madem ki o kadar mutlusun, gönlünü eğlendirmek için neden bana çektirmektesin. Ey sevgili bilmezsin ki, birisi acı çekerken bir başkasının ona bakarak gülmesi en adi komedidir. Neden benimle eğlenmektesin? Şu an, şu dakika terk etmeliyim bu şehri. Gel gör ki, terminal sensin, otobüs sensin, bilet sensin. Senden kaçmak istesem de, içimdesin. Ah yüreğim neden seni sever? Ah yüreğim, belki heyecan ister ama; yüreğim heyelana uğrar. Öyle dolarsın ki, yürek boşluğuma, seni içimden söküp atmak için, ölmem gerekir. Yüreğim ah, yüreğim! Kanlı bir eldivensin. Ah yüreğim ah, yine sevgilinin elindesin. Anlaşılan o ki, sevgili ile sen beni katletmektesin. Sen bana onca şiir yazdırmışken, şimdi seni bir kalemde silip atamamaktayım. Yüreğime öyle yazılmışsın ki, senden kurtulmak için gösterdiğim tüm çaba, ya bağrımı yırtmakta ya da hatıran kurşun gibi beynime saplanmakta. Ah yüreğim ah! Sevgili ile el ele verip beni öldürmektesin. Anlaşılan ben katilimi içimde taşımaktayım.
Bakın çevrenize selam vereceğiniz kaç kişi vardır.Bir gülümsemeyi size çok gören, hemen tokat gibi sözlerle sizi üzen onlarca insan vardır.Bir merhabanın karşılığında” Ne var! ” diyen, ağız birliği etmiş salaklar cuntası vardır.Bu insanların arasında yaşamak, bir kelebeğin karınca yuvasına düşmesine benzer.Hiç insancıl değillerdir ve misafirperverlikleri ise hiç yoktur.Sadece yaptıkları saldırmaktır.
Buna rağmen ayaklarında ne çizme vardır ne de postal.Gayet kibardırlar.Yürüyüşleri bir balerin gibidir.Oysa ayakları kaymasın diye öyle gezerler.Başkalarına şirin görünürler.
Bir sözün karşılığında size cevap bile vermezler.Çünkü kendileri at başlıdır.Hayat telaşı içinde koşturup dururlar.Çevresindekilerin acı çektiklerini hiç görmezler.At gözlüğü takmışlardır.Dikine giderler.Sonra sağındaki solundaki insanlara seni seviyorum derler.
Asla kimseyi sevmezler.Sadece başkalarını geçmek isterler.Koşarlar, koşarlar sonra salak gibi bir duvara toslarlar.Bağıra bağıra yardım ararlar.Tek bildikleri şarkı budur.Ağlayışları duygu doludur.
Bakın çevrenize selam vereceğiniz kaç kişi vardır.O kalitede yaşayan, insanlığını unutmayan kaç kişi kalmıştır.Dağlar, taşlar insan doludur.Oysa hayat çoktan bir samanlığa dönüşmüştür.Artık sussan faydası yoktur.Gelir bir çifte seni bulur.Nal toplarsın başının ağrıdığı o an.
Böyle insanlarla yaşamak çok zordur.Her insan bir dağ olur.Ve böyle insanlarda binlerce uçurum bulunur.Bir çiçek vermek vaadiyle hayatını intihara dönüştürür.Hayatın bir mezara dönüştüğünde ise gelir o çiçeği baş ucuna kondurur.
Ne demek git git gitme ne olursun. Bu şekilde kim dur diyebilir ki acılara. Ters psikoloji neyi geri getirir. Tek yaprakla tablo olur mu? Olmaz; çünkü etrafı boş kalır. Yaşanılan tablonun etrafı boşsa, onu gözyaşıyla doldurmanın anlamı nedir? İlk önce atlet sonra gömlek ıslanır. Sen acılarla ter döktükten sonra o ıslanmış ıslanmamış çok mu?
Mor ne kadar daha mor olabilir? Kırmızı ne kadar daha kırmızı olabilir? Duygularının en kırmızısında ve morundayken insanın kendini daha çok zorlamasının anlamı nedir?
Sal gitsin. İnan gitmek isteyeni saldığında, kanını da salacaksın, ruhunu da salacaksın. Gör gör ne kadar mutlu olacaksın. Onu gördüğünden daha mutlu olacaksın.
Birini yitirmekten daha kötüsü kendi değerini yitirmektir. Unutma! Kendini yitirenin bulacağı hiçbir şey yoktur.
Yağmurun yağışı güzeldir. Aşkla sırılsıklam olmak da güzeldir. Yalnız yağmur suyu içilmez. Bırak içemediğin yağmur suları gidenin ayak izlerini silsin. Sal gitsin. Bir gülsen yağmur sularının sende bıraktığı damlayı güneş parlatsın. Bırak günün ışıkları seni mutlu kılsın.
Gözyaşlarını geri getirenebilene yani seni ağlatmadığı noktaya tekrar geri getirebilene gel demeli. Bu da mümkün değil. Sal gitsin.
Beyaz çiçek dolu dal olacağım
Canlanacağım arının bedeninde
Bal olup peteğe damlayacağım
Tatlanacağım sevgilimin dilinde
Ben sevgimi aşkımı akıtacağım
Şanın var şöhretin var Türkiye'de sözün var.
Avrupa'yı titrettin sırada tüm dünya var.
Güçlü bir ses duyuldu İstanbul merkezinden
Korktu bütün takımlar hızaya geldi birden.
Ülke ülke yayıldı bu şahlanış bu şöhret
Bir efsane yazıldı aniden sarı kırmızı renkten.
Bir çam ağacının gövdesinde çam sakızı, denizin en karanlık yerinde ışık saçan bir balık, bir zeki kadının beyninde düşünce, bir şairin yüreğinde imge, bir çocuğun ağlayışında gözyaşı, bir ülke coğrafyasında metropol, bir adada palmiye, bir fakirin evinde sımsıcak çorba, bir zenginin evinde antika, senin ise sadece sevgilin olmak istedim.
Bıraktım tüm arzularımı bir kenara sadece sana geldim. Seni beklerken bir ağaç, sana ağlarken bir ırmak, sana bakarken bir sinema salonu, seni düşünürken bir kitap, seni severken bir şiir olmak istedim. Oysa sen beni bir polisin belinde kelepçe, bir başbakanın dilinde istatistik, bir generalin yumruğunda yumulan parmak, bir sosyologun araştırmasında sosyal vaka yaptın. Bir mezarın cesede en yakın toprağı gibi seninle yakınlık yaşadım. Üzerime ölü toprağı attın. Oysa seni sevmeden önce yuvarlana yuvarlana, düşe kalka, hırpalana hırpalana tüm sevgilerden senin gözlerine gün ışığı gibi düştüm. Şimdi gözlerin gecelerime bile doğmaz oldu. Seninle Şanzelize olmak isterken, beni mağarada yaşayan bir dağ adamı gibi yaptın. Bana ilkel duygular yaşattın. Sana çiçekler aldım, adı nergis olan, gül olan, sümbül olan. Dedin ki bari beni bir çiçekle tanımla. Sonra beni çiçeksiz bir kelebek gibi bıraktın. Hep kelebek gibi ince olmamı istemiştin oysa. Sana yetişemedim. Ben kelebek oldum, sen bir tavşan. Ben kartal oldum, sen bir aslan. Hiçbir doğal süreç yaşayamadık. Doğal olarak beni anla. Bir ateş olmak istedim yüreğini yakan. Sen ise hep başımda bir yağmur bulutu gibi dolaştın. Yağmurundan kaçarken, doluya tutuldum. Üşüdüm, üşüdüm. Senden ne battaniye istedim, ne de sımsıcak bir yatak. Üşüdüm, üşüdüm ve sımsıcak bir öpüş bekledim. Sen ise bana dudak büktün. Şimdi kelimelerimi tarlalara ektim. Çalıştım ve çırpındım ince, naif cümleler kurdum. Sana hoşça kal derken, gün gibi aydınlık bir sevgili buldum. Tıpkı ipek bir kumaş gibi teninde yürüdüm. Tıpkı çıplak kelimeler gibi dudaklarında örtündüm. İlk defa mutluluk yüzü gördüm. Senin resminin boyaları aktı yüreğimin duvarlarından. Seni bir valize koyup yüreğimin çöplüğüne attım. Demek ki güneş her gün yeniden doğarmış. Demek ki seni güneşe benzetmekle en büyük hatayı yaptım. Seninle hiçbir başlangıç yaşayamadım. Oysa hayat yeniden başlarmış, yataktan her kalktığında. Sana hayatım dediğim için kendimden utandım. Ağladım, ağladım gözlerimden silüetini sildim. Yüzümü yıkadım, saçlarımı taradım ve yeni bir hayata başladım. Aşk bir abartma sanatıymış meğer. Seni yere göğe sığdıramadım. Yok ay dedim gecelerimin en karanlık saatinde. Yok güneş dedim en çok üşüdüğüm yerde. Ne büyük zavallılıkmış sana kendimi kaptırmak. Şimdi ellerinden bembeyaz bir barış güvercini gibi havalandım. Uçtum, uçtum bir omza kondum. Kanadım kırık değil artık. Bana başka gökyüzüler yaşatan, bana mavinin her tonunu tattıran ve sadece kendisi olan bir sevgili buldum. Demek ki hayat bir yürüyüştür durağı olmayan. Sen benim biletimi kestin ama ben otobüsün bagajına sadece senin anılarınla dolu valizi koydum. Sonra yeni bir aşka koştum. Sanki sımsıcak kumlarda yürür gibi koştum. Güneşin battığı saatte denizde çırılçıplak yüzdüm.
Zarif bir çiçeğin renklerinde kırmızı dudakların vardır. Bahar dudaklarında şen şakrak kahkahadır. Güldüğün kadar mutlusundur, ağladığın kadar esir. Bırak koyuver gözyaşlarını, sevgilinin adı silinip gitsin. Seni güneşe muhtaç eden, gece karanlığında yıldızlara esir eden sevgili tüm yağmurları yüreğine doldurup da, sana üşüme bırakırsa, uzattığın ellerini geri çek. Çünkü ıslaklık çarşaf çarşaf yatağına sızarsa, sevişmeler sıcaklığını bırakmıştır. Öyleyse sen neden hala sevgilinin kucağındasın? Rutubetli duvarın kopan sıvalarından bir ömür boyu dizdiğin tuğlalar ortaya çıkmışsa, o duvarda sarmaşık güllerine benzeme. Kop sen de o duvardan sıvalar gibi. Çünkü aşkın rengini yitirmiştir. Mutluluk oysa gökkuşağı gibidir. Hiç gökkuşağında siyah gördün mü? Bırak öyleyse sana yağmurlardan sonra güneş olmayanı. Islandığın kadar aşıksın sanma. Sazan gibi çalkantılarda yaşama ve hemen oltaya takılma. Acıdan korkan mutluluğu bulamaz. Fazla acı ise ayarı bozuk saat gibidir. Beklediğin her saat başında dakikalar gelip yanı başından gider. Sonra bakarsın ki saatin ilk beklemeye başladığın dakikadadır. O zaman anlarsın ki ayarı bozuk olan aşkındır. Beklemek ve gitmek yüreğinde bir karanfildir; ya koparır atarsın yüreğindeki tüm karanfilleri ya da gözyaşların benzin olur dökülür ayaklarına da sevgilinin seni cayır cayır yakmasını beklemeye devam edersin. Yanıp tutuşmalarını da aşk sanırsın. Ne zaman aşkın kül olur da dökülür avuçlarına o zaman anlarsın ki aşk cehenneminde yanan sadece sensin. Böyle bir durumda kimi günahkar ilan edebilirsin ki? O cennetinde mutluyken sen o cennetten kovulan iblis gibi böğürürsün. Bu dünyada fazlalık gibi yaşamaya başlarsın. Ses verdiğin kulaklarda başka aşk şarkıları çalmaktaysa, kimseye aşkını duyuramazsın. Sevgili başka tenlerde bornoz iken, su iken, sabun iken, sen sadece perde olarak durabilir misin? Aşkını sen saklarken sevgili kendini sevişmelerle açığa vurursa, sevgini namuslu sayar mısın? O sevişirken başkalarıyla sen yanından eğik gidersin. İşte en kötüsü budur. Sen giderken sevgiliyi sevişirken bırakmak. Sen sevgiliden bir gözyaşı beklerken, onun gözlerinde başkalarının mutlu silüetleri sana el sallar. Senin görmek istediğini o görmezse bakışlarda ayrılık başlar. Sen giderken tüm aynalarda sana bakan onun gözleri yoksa, çık aynaların karşısına saçını tara ve kendine gülümseyerek bir haber vermeden oradan ayrıl. Sana yakışan da budur. Senin kaliten kadar, aşkın da kalitelidir. Senin değerini bilmeyenin yanından etiketini söküp ayrıl. Başkasına kollarını açandan çek ellerini. Başkasına sarılanın elleri hayatında fazlalıktır.
Saçını okşadıkça elimi cehenneme çevirdin.
Avuçların, yakıcı yerinden yanardağlar içirdi.
Yüreğimde yangın gibi hararetin ilerleyiverdi.
Sen Hristiyan ben Müslüman aşk dini geçti.
Biz edebiyat kitabında yer alan matematik probklemi gibiyiz. Kim anlar problemimizden sevgili. Daha çarpım tablosunu bile ezberleyemeyenler mi? Yoksa iki kelimeyi bile bir araya getiremeyenler mi? Boşver sevgili... Biz güzel bir yüzden dökülen yaşlar gibiyiz. Ne güzel ağlıyor diyenler mi bize mutluluk yüzü gösterecek sevgili. Biz sokak çatışmasındaki yanan lastikleriz. Hangi taraf yangınımıza bir son verecek sevgili. Tüm eller yumruk gibi havaya kalkarken, biz mutluluk şarkılarında gezen parmaklar mı olacağız. Kör kuyularda bizi görecek bir çift göz beklerken, bize mezar açan ellerden mi insanlık göreceğiz. Yok yok sevgili unut gitsin. Bu mutluluk şarkısı dudaklarımızda bir şarkı olsun. Notalara vuralım öpüşlerimizi. Öpüşe öpüşe anlatalım birbirimize dertlerimizi. Biz duvarlara yazılmış militarist yazılarız. Sokak köpekleri gelip dibimize küçük tuvaletini yaparken, kim okuyacak ruhumuzu sevgili. Sen bir karanfilsin ben ise seni sımsıkı tutan bir el. Seni böyle sımsıkı ve sımsıcak severken, bana uzanan elleri geri çeviririm sevgili. Kimse bundan sakın alınmasın. Seni bırakırsam eğer, ellerimden utanırım. Bizi kim anlar sevgili. Hayatında bir defa olsun adam olup da adam kalmayanlar mı? Bizi kim anlar söyle kim anlar. Hayatında bir defa olsun ter içinde kalmayanlar mı? Dünya bir sağanak yağmurdur bizim için. Ne kaçarız ıslanmaktan ne korkarız şimşeklerin parlamasından. Yeter ki biz birbirimizi anlayalım sevgili. Senin ellerin avuç içlerime karanfil şiirleri yazsın. Benim bakışlarım senin göz bebeklerini okşasın. Senin bir çeşme ol yüreğimdeki kuruyan damarlara ak. Ben bir deniz olayım, ayaklarına mavi renkli halılar sereyim. Birbirime öyle sarılalım ki kökü aynı bir çift ağaç gibi yükselelim göklere. Toprak altımızda çiçek desenli kilim olsun. Bunu gören ağaç altında sevişen sevgililer kudursun. Ben bir kurt olayım dolunayda uluyan. Sen bir asena ol yüreğimdeki karanlığa hükmeden. Sonra dağlar yuvamız olsun. Ben senin yanındayken, çoban yıldızının altında kuzu masalları anlatayım. Dünyaya ve insanlara bakıp kuyruğumu sallayayım.
Bugün bir film izledim. Her karesinde sen vardın. Ellerin bir merhametti. Bütün paslanmış parmakların inadına seninkiler altın gibi parlamaktaydı. Ellerindi ihtiyaçlarımı gideren. Ellerindi bana zahmetsiz bir gün geçiren. Senin eline düşmek, parmağında bal olmaktı. Parmakların yürek peteğimden keşke hiç çıkmasaydı. Yüzün gün ışıklarıydı. Seninle yüz yüze gelince, hiç akşam olmasın istedim. Sözlerin yün yastıkları kadar yumuşaktı. Başımı koyup latif sözcüklerine, bir masal kadar hayallerle doldum. Bugün o kadar güzeldin ki, bütün insanlar gölge gibi yerlerde sürünürken, sen ise gerçek bir insan gibi apaydınlıktın. Bugün bütün ışıklar senin üzerindeydi. Loş ışıkların birer parçası iken tüm insanlar, sen bir yıldız kadar ışıl ışıldın. İnsanlar, yemek artıkları gibiyken günün dudaklarında, sen porselen dişler gibi ışıltılıydın. Bugün gözlerin merhametti, bakışların insandı. Öyle güzel bakmaktaydın ki, gözlerinden öpmek istedim o an. İnsanlar kara çarşaflar gibi dolanırken etrafımda, sen kadife kadar yumuşaktın. Öyle bir halin vardı ki, hiç insan görmemiş kadar temiz bir bakışın vardı. Gözlerine girmemişti sanki bir insan sureti. Öyle tatlı bakıyordun. Göz kapaklarında yaşamak istedim o an. Öyle aydınlıktın ki, yeryüzüne cennet indi sandım. Cehennemi görmemek için başka biriyle göz göze gelmemeye çalıştım. Tenekeden şehirlerin, teneke saksılı gülleriydi diğer insanlar. Sen ise, baştan başa çiçek tarhıydın. Çoraklığıma gül bitir diye, yanında toprak olmak istedim o vakit. Ne güzel suret ne güzel insandın. Tüm insanlar uzun yazılardı, sen sadece nasılsın dın. Bütün insanlar kitaplar dolu cümle iken sen sadece, bana güven din. Abartısızdın, sadeydin ve yalındın. Öyle bir hafiflemek yaşadım ki yanında, sanki kıble rüzgarıydın. Sen bugün bir kelebek değildin, bir kelebeğin kanadı hiç değildin. Sen bugün bir kelebek kanadındaki ince çizgiydin. Diğer insanlar ise, demir teliydi. Paslı ve inciticiydi. Bugün durgun bir göldü. İnsanlar sularına düşmüş kütüktü. Sen ise o durgun sularda yüzen tek kuğuydun. Aslında bir insanı kuğuya benzetmek istemedim; ama hata ettim. Sen bugün bembeyaz bir insandın. Sen şiirdin ben mısra. Bir duygunun anafikriydin. Ey sevgili sen ruhumun kır çiçeğiydin. Sen, yaşantıma renk, rüyalarıma huzur katandın. Yaşamanın en zarif yanıydın. Baştan başa bir çocuk parkıydın. Salıncaklarında gülücüklerin uçuştuğu çocuk masumiyetiydin. Ey sevgili ne güzeldin. Ve hala öyle...
Bitmesini istemediğim mutluluktun. Bir beyittin, ruhumun derinliklerinden çıkan:
Ben senin yazın, sen benim yazım




-
Adem Korkmaz
Tüm YorumlarOsman DEMİRCAN Henüz tanışalı iki ay oluyor.Son derece mütevazi,alçak gönüllü,yüreğinizi onun ellerine emanet edebilirsiniz.Sizi üzmeyecektir emin olun....