Gün gelir bükülür senin de belin,
Hayatın güzünden haberin var mı?
Yarım kalır nice arzun, emelin,
Değişmez yazından haberin var mı?
Görmez misin kuruyan ırmakları?
Devamlı ağrıtır kulun başını,
Bu seneler var ya artar habire.
Kimisi saklamak ister yaşını
Saklar üzerini örter habire.
Mutluluk da paylaşılır elem de
Etrafa misk gibi kokular saçar,
Dillerine hiç durmadan gül seren.
Her gelip geçende muhabbet biçer,
Yollarına hiç durmadan gül seren.
Cahilin semtine varmasın yolun,
Sana bu şehirde yaktım abayı,
Kalbimin sesini duymadın gülüm.
Fark ettin de harcadığım çabayı,
İnadından dönüp caymadın gülüm.
Elimde değil ya hayranın oldum,
Bir yel esecek o daldan,
Kopacaksın gülüm sen de.
Kullandığın dümdüz yoldan,
Sapacaksın gülüm sen de.
Geçen yok o son durağı,
Ehmek derdi, geçim derdi, iş derdi
Terkettirdi ilimizi Gümüşkent.
Ben ne derem; abam, agam ne derdi
Anamayız dilimizi Gümüşkent.
Cıbıllığı vurup haklayamadık
Kentlerin en havalısı, alası,
Sorsam bilir misin nere hemşerim?
Üç yüz küsur gül kokulu yaylası,
Birisi de Yayladere hemşerim?
Gülleri var dört bir yana saçılan,
Dünü bıraktım dünde
Aklım fikrim bu günde.
Zevk de gelip geçici
Acı, keder, hüzün de,
Yıl Beş Yüz Yetmiş Bir, aylardan Nisan
Alemlere rahmet güneşi doğdu.
Habibullah oldu O Yüce İnsan
Kalplere muhabbet güneşi doğdu.
Zirvedeydi o gün; dalalet, zillet,
Düşlerim uğruna çaldım kapını
Geri çekemedim elimi gurbet.
Hesaba katmadım bu sert yapını
Perişan eyledin halimi gurbet.
Sermedin altıma bir küçük minder




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!