Kim bilir nereye kadar sürünür,
Kara saçlarına takılan gönlüm…
Yaralanıp sargılara bürünür,
Aşkın çelmesiyle yıkılan gönlüm…
Sonu belli uğraştığı davanın,
Sırtına sarılmış koca bir can var
Hiç unutma yükün ağır be gönül..
Özenle taşırsan mezara kadar
Kazanırsın epey hayır be gönül..
Halimi vaktimi önemsemeden
Yine zor bir görev buyurdun gönül.
Belli ki var seni rahatsız eden
Bu çağlarda yatar uyurdun gönül.
Katlanacak güç kalmadı afete
Havayı boş verip, keyfine uyan,
Ağaca benzedin ağaca gönül.
El alemi güldürmekten haz duyan
Mecnuna dönmüşsün kabaca gönül.
Aklından zorun yok, biliyorum ben
Bu mübarek gecelerde,
Yunsun aklansın gönüller.
Devadır her türlü derde,
Sevgi yüklensin gönüller.
Karartır o cevherini,
Göz ucuyla inceledim takvimi,
Kocaman bir “iki bin on beş” gördüm.
Hesap ettim yaşadığım mevsimi,
Elli iki bahar gördüm, kış gördüm.
Atıp savurmanın yoktur alemi
Seni benden çalanı güldürürken,
Beni böyle ağlatmayı hak gördün…
Yüreğime acıyı doldururken,
Bir parçacık mutluluğu çok gördün…
Ne oldu ki hiç arayıp sormadın,
Söz gümüşse sükut altın, Amenna
Her yerde pahalı satmalı dili.
Susmak benzemekse dilsiz şeytana
Haksızlıkta nasıl tutmalı dili…
Dil dediğin basit küçük bir organ,
Yolcu bekliyordum; Yaşım on yedi,
Bir his yılma bekle, gelir O dedi.
Yol mu uzun, yokuş; yolcum mu tembel
Yaş elliyi geçti hala gelmedi.
Seneler seneler sonra yeniden,
Aklıma getirdin geçmiş günleri…
Gözümün önüne serdin aniden,
Yorgun hafızamdan uçmuş günleri.
Ancak yıllar sonra çözüldü esrar,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!