seviyordum söyleyemedim feodal yapımızdan,erkek toplum oluşumuzdan kaynaklanan reddedilme korkusu bizi batıdan ayıran en büyük nüanstır.birini sevdiğimizi söyleyebiliyor olsaydık ne mendiller,ne halı-kilimler ne de yanık türkülerimiz olacaktı bizim. alıntı reddedilmekten korktuğu için sevdiğini söyleyemeyen nice insan var malesef,peki reddedildiğimizde kırılan kalbimizmi yoksa gururumuzmu.sevipte söyleyememek reddedilmekten çok daha zor olsa gerek bana göre...
bir gün terete de konuk edilmenin hayalini kuruyorum.bayan spikerin güzel bir türkçeyle beni bütün türkiyeye takdim edeceği, 'türkiyenin yetiştirdiği' (!) önemli isimlerden biri olduğumu söyleyeceği ve bana yıllardır hazırlandığım soruyu soracağı günü bekliyorum:'ibrahim paşalı bu NOKTAYA nasıl geldi' bu soruyu dinlerken bacak bacak üstüne atmış olacağım tabii ki,lacivert bir bileyzır ceket,gök mavisi bir gömler olacak üstümde.ama kravat olmayacak.zor bir soruyla karşılaşmış biri gibi derin düşüncelere dalmış rolü yapacağım ve alnımı kaşıyarak cevap vereceğimn: VİRGÜLLERİ AŞARAK ibrahim paşalı-öğle uykusu
ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim nasıl bir dostluk ki bu, hem kadim hem de mayhoş elma tadında. şairini bilenler bilir :)
Peder habakkuk elini, başrahibin yüreği üstüne koydu:
‘Ölmüş’
‘Kurtuluşa erdi’, dedi başka biri
‘ İki dost ayrılıp evlerine döndüler’, dedi üçüncüsü, ‘beden toprağa gitti, ruhsa tanrı’ya.’
NİCOS KAZANCAKİS günaha son çağrı
ferahlatıcı birşey olsa gerek,neysen öyle görünmek ve sonuçlarınada katlanmak tabiki... :)
kendini yalnızlığa mahkum edenlerin kendilerini teselli için söyledikleri gizem dolu bir yalan...=)
bukalemun:şizofren hayvan :) :) tenekeci
yüreğin koşmak istiyor
aklında onaylıyorsa kim tutar seni :)
VAROLMAK
nurettin topçunun tekrar tekrar okumak istediğim güzel kitabı
seviyordum söyleyemedim
feodal yapımızdan,erkek toplum oluşumuzdan kaynaklanan reddedilme korkusu bizi batıdan ayıran en büyük nüanstır.birini sevdiğimizi söyleyebiliyor olsaydık ne mendiller,ne halı-kilimler ne de yanık türkülerimiz olacaktı bizim. alıntı
reddedilmekten korktuğu için sevdiğini söyleyemeyen nice insan var malesef,peki reddedildiğimizde kırılan kalbimizmi yoksa gururumuzmu.sevipte söyleyememek reddedilmekten çok daha zor olsa gerek bana göre...
bir gün terete de konuk edilmenin hayalini kuruyorum.bayan spikerin güzel bir türkçeyle beni bütün türkiyeye takdim edeceği, 'türkiyenin yetiştirdiği' (!) önemli isimlerden biri olduğumu söyleyeceği ve bana yıllardır hazırlandığım soruyu soracağı günü bekliyorum:'ibrahim paşalı bu NOKTAYA nasıl geldi'
bu soruyu dinlerken bacak bacak üstüne atmış olacağım tabii ki,lacivert bir bileyzır ceket,gök mavisi bir gömler olacak üstümde.ama kravat olmayacak.zor bir soruyla karşılaşmış biri gibi derin düşüncelere dalmış rolü yapacağım ve alnımı kaşıyarak cevap vereceğimn:
VİRGÜLLERİ AŞARAK
ibrahim paşalı-öğle uykusu
âvâzeyi bu âleme dâvûd gibi sal
bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş BAKİ
ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor
gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta
aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim
nasıl bir dostluk ki bu, hem kadim
hem de mayhoş elma tadında.
şairini bilenler bilir :)