Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • Bahar gözlüm05.06.2008 - 22:45

    İstanbul'dan getirteyim fesini
    Nerelerden işiteyim sesini
    Ben ölürsem kızlar tutsun yasımı

    Ben mayil oldum yosmam senin kaşına
    Hiç dayanamam ela gözün yaşına...

  • hayalkırıklığı05.06.2008 - 22:44

    BWV 869 Si mönür Füg

    Dört sesli fügün üzerindeki 'Largo' sözcüğü eserin olabildiğince ağır ve sakin çalınmasını belirtmek için konulmuştur... Si minör akorunun sesleriyle beşinci dereceden başlayarak aşağıya inen tema (fa diyez, re- si) , daha sonra hem yukarıya hem de aşağıya doğru hareketi içinde barındırır... Aynı zamanda kromatik bir yapısı vardır...

    (Edwin Fischer'den)

  • alphonse de lamartine05.06.2008 - 22:42

    'Hayatımız, ilk notasını ölümün çaldığı, o bilinmeyen şarkının prelüdlerinden başka nedir ki? '

  • lost05.06.2008 - 22:39

    2. Parça, Do diyez minör Prelüd ile, kökünü orta çağlardan alan ve bir orgun çoksesliliği içinde, dörtlü ve beşli paralel aralıklarla duyurulan akor dizileriyle, eski Rusya steplerinin melankolisinin ve halkın tutkusunun yansıtıldığına inanan Avrupalı, hatta Amerikalı dinleyicileri büyülemişti... Kısa sürede sinemalarda, gazinolarda çalınan, sessiz filmlerde fon müziği olarak kullanılan, hem ölüm sahnelerinde, hem isyanı canlandıran bölümlerde aynı şekilde geçerli olan prelüdden Rahmaninov nefret etmeğe başlamıştı... Çünkü kimse onun diğer eserlerine ilgi göstermiyordu... 19 yaşındaki besteci bu başarıyı kazanacağını rüyasında bile ummadığı için tüm telif haklarını 20 dolara satmış ve yayıncılar bu Prelüd'den bir servet kazanmıştı... Diğer taraftan da bu parçayı mutlaka her konserinde çalmak ve piyanist olarak ön plana geçmek zorunda kalan Rahmaninov besteciliği ihmal ediyordu... Sonunda 1938'de, bu parçayı iki piyano için düzenlemek zorunda bile kaldı... Üç dakikayı geçen sürede, 4/4'lük ölçüde ve Do diyez minör tonda ağır Prelüd'ün, Rusya seferinden yenik ve üzgün dönen Napolyon'u canlandırdığı bile öne sürülmüştü...

  • rejim05.06.2008 - 22:24

    ...

    -Pirinçte yaşanan krizin mercimekte de yaşanacağı söyleniyor...

    -Bu bir bütündür tarımda... Yani mercimekte de mesela işte yok... Mercimek olmayacak, almış başını gidiyor... Yani şimdi hangi birinin neyini ödeyeceksin sen burada? Normal olarak hepsi bir bütün... Yani pirince zam geldi, bulgura geldi de mercimeğe gelmedi mi? Fasulyeye, nohuta gelmedi mi? Baklagiller... Yani tarımı bir bütün olarak değerlendirmeli... İlk önce üretim ihtiyaçlarını kapatacaksınız ve üretim anlamındaki o boşlukları dolduracaksınız... Ondan sonra siz piyasayı düzenleyici bir rolde doğru dürüst yöneteceksiniz... Yani üretimde zafiyet, yönetimde zafiyet... İkisini birleştirdiğin zaman zaten ortaya olumsuz bir tablo çıkıyor...

    -Amerika'da bile krizin çıkacağı özellikle yazılmış... Krizi biz Amerika'daki bir gazeteden duyuyoruz... Diyor ki bir analist 'Türkiye'deki kırmızı mercimek ve mercimekte kriz çıkacak'.

    -Çıkmaz olur mu? Yüzde yüz çıkacak çünkü bir üretim boşluğu, üretim azlığı varsa bu her yerden patlayacak demektir... Bunun patlamaması mümkün değil... Bu sırf mercimekte değil, mısırda da aynı şey yaşanacak gelecekte... Mısırı da ithal ediyorsunuz... Tutuyorsunuz geçen senenin fiyatının üçte birini veriyorsunuz... Destek primi için...Sanki 'ne ithal edelim? ' der gibi... Böyle bir şey olabilir mi? Hangi birinin tedbirini alacaksın hangi birini ithal edeceksin?

    ...

    -Üretime değil de ithalata yöneltiyor...

    -Yani üretime sırtını çevirmş, bir gayesi olmayan tamamen bağımlı, gayri ulusal, bu noktada iddiasını yitirmiş, üretimden vazgeçmiş, bağımlı bir strateji bu...

    ...

    -Bir de şunu sormak istiyorum sayın başkan... Üretemeyen, ürettiği elinde kalan, ciddi ekonomik krizler yaşayan, elindeki tarım arazilerini bir şekilde satarak hayatını idame ettirmek zorunda kalıyor çiftçiler... Siyasi oyunlarla veya dile getirildiği vakit de özellikle komplo teorisi olarak herkesin yaftalamaya kalkıştığı bir durum... Doğu ve özellikle GAP bölgesinde İsraillilerin toprak, arazi aldıkları söyleniyor... Bu hususta sizin bir müşahedeniz veya söyleyeceğiniz bir şey var mı?

    -Evet o konuda tabi söyleniyor, yeni bir şey değil o... Türkiye'de sürekli tartışılan ve değerlendirilen bir konu... Tabi GAP o anlamda çok stratejik bir şeydir... GAP'ı bu yönde değerlendirmek lazım... GAP bölgesinin yabancıların eline geçmesi ve Türkiye'nin bunu bir avantaj olarak kullanılmasından öte bir zafiyet olarak öne çıkartılması bizi zararla karşı karşıya getirmektedir ve ben bunu doğru bulmuyorum... GAP Türkiye'nin bir 'kurtuluş'u olarak değerlendirildiği için bunu doğru bulmuyorum... Bu noktada yabancıların mülk alması, veya uluslararası şirketlerin, tekellerin arazi alıp o bölgeye yerleştirilmesi, tarım plantasyonu anlamında oraları parsellemesi gibi bir anlayış, bizim ulusal anlamda hem güvenliğimizi hem de çıkarımızı zedeliyor tabi...

    ...

    -Genel anlamda her alanda üretemeyen tüketen bir toplum... Parası olmayan bir toplum... Ama buna mukabil ilginç bir şekilde özellikle büyük şehirlerde hemen her gün açılan çok büyük alışveriş merkezleri... Kredi kartı müptelası, geleceğini ipoteğe veren sürekli tüketen bir toplum... Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    ...

    -Son günlerde ulusalcı kesimde AB eksenli tartışmalar yaşanmakta... İşte bizim 'vatansevmez liberal çapulcular' dediğimiz insanlar, 'Avrupa Birliği'ne girdiğimiz zaman Avrupa standartlarında bir hayat yaşayacağız' diyorlar... Ama konuştuğumuzda görüyoruz ki, Türkiye'de tarım sektörünün bu kadar zafiyete uğraması başlangıçta 'Gümrük Birliği'ne girmemiz... Hangisi doğru, yaşanılan şey sizin söylediklerinizi doğru çıkartıyor... AB'ye dair neler söyleyeceksiniz?

    -Avrupa Birliği'ne girmeden Gümrük Birliği'ne girmek intihar... Yani Türkiye'ye bir şey katmadı ki... Türkiye'de çok ciddi kaygı var... AB'ye girmeden Gümrük Birliği'ne giren bizden başka ülke var mı? Bu kadar saçmalık olur mu? Sen AB'ye dair Gümrük Birliği anlaşmasına imza atıp o koşullara evet diyorsun... Elindeki silahı veriyorsun sen... Böyle bir şey olmaz... Bu çok ciddi bir hatadır... Hem ekonomik hem de siyasi anlamda doğru bir yaklaşım değil o...

    -Bundan bir yıl önce Ankara Ticaret Odası Başkanı Sayın Sinan Aygün'ün bir açıklaması olmuştu... 'Gayr-ı Safi Milli Hasıla'yı 'Gayr-i Milli Hasıla' olarak ifade etmiş ve Başbakan'ın tepkisini çekmişti... Bu söylemi nasıl değerlendireceksiniz?

    -Bunu yıllardır biz de söylüyoruz... İşimiz zor... Bunlar toplumun isteğiyle olur... Toplumsal anlamda, demokratik talep, hak arama mücadelesinden geçer... Demokratik yollarla sürece böyle bakmak lazım... Türkiye'deki süreci iyi göremiyorum... Nereye gidiyoruz bilemiyoruz... Her şey halkla olur... Toplumsal anlamdaki duyarlılıkla olur... Bu duyarlılığı ben yeterli görmüyorum ona üzülüyorum...

    -Kısa ve orta vadede bir kurtuluş görüyor musunuz?

    -Görmüyorum...

  • geçiş05.06.2008 - 22:08

    Göçmenleri Diri Diri Yakıyorlar!

    19 Mayıs 2008 14:49



    Güney Afrika'da görülmemiş vahşet... Ülkeyi kaplayan yabancı düşmanlığı dalgası, göçmenleri yakmaya kadar götürdü...

    Güney Afrika'yı kaplayan yabancı düşmanlığı dalgası, ülkenin çeşitli kesimlerinde büyük şiddet olaylarına yol açtı...

    Yabancıların dövülmesi ve linç girişimleri, ülkede ırkçılık döneminde yaşanan dehşet verici sahneleri hatırlattı...

    Yerel kaynaklar, Johannesburg kenti yakınındaki Tembisa bölgesinde iki kişinin daha öldüğünü, böylece haftasonunda yaşanan şiddet olaylarında ölenlerin sayısının 13'e yükseldiğini bildirdi...

    Öfkeli kalabalıkların, göçmen mahallelerinde kapı kapı dolaşarak insanları evlerinden çıkardığı, göçmenlere ait çok sayıda ev ve dükkanın da yağmalanarak tahrip edildiği haber veriliyor... Polis, ölenlerin bir bölümünün göstericiler tarafından canlı canlı yakıldığını bildirdi... Gazeteler de kızgın kalabalık tarafından yakılan bir göçmenin fotoğraflarına yer verdi...

    Güney Afrikalılar, komşu ülkelerden gelen göçmenlerin, ülkenin en fakir bölgeleri de dahil olmak üzere, yerleştikleri bölgelerde iş imkanlarını yerel halkın elinden aldığı ve suç oranlarının da artmasına neden olduğu suçlamasında bulunuyor... Geçen haftadan itibaren şiddetlenen huzursuzluğun şimdiye kadar 20 kişinin ölümüne yol açtığı bildirildi...

    Yaşanan şiddet olaylarının, Apartheid (ırkçılık) döneminin ardından kendisini bir tolerans ve uzlaşı ülkesi olarak takdim eden Güney Afrika için çok rahatsız edici bir durum olduğu, aynı zamanda ekonomik zorluklar altındaki fakir halk yığınlarının huzursuzluğunun da göstergesi olduğu belirtiliyor...

    Devlet Başkanı Thabo Mbeki, şiddet olaylarının nedenini bulmak için uzmanlardan oluşan bir soruşturma ekibi kurulması talimatı verirken, yüzlerce göçmenin karakollar, kiliseler ve hükümet kurumlarına sığındığı haber veriliyor...

  • rejim05.06.2008 - 22:05

    '...AKP-Yargı savaşında AKP'li Mehmet A. Şahin, 'Hakimlere zam yaptık, ona göre davransınlar! ' yollu bir açıklama yaptı, daha sonra geri adım atıp, 'yanlış anlaşıldım' dedi... Mir Dengir Mehmet Fırat, milli iradeye ram olunması gerektiğini söyledi... Hani şu makarnadan milli irade...'

  • Herkes sevdiğini öldürür02.06.2008 - 23:11

    Aşkın sanki bir kelebek seni sevmek ölmek demek...

  • teknikler ve mistikler02.06.2008 - 23:10

    '...Dörtlü'nün önce 6/8'lik ölçüde başlayan, ağır ve tatlı anlatımlı (Andantino, doucement expressif) 3. Bölümü de lied formundadır... Debussy mozaik biçimi varyasyonlarını burada da özgürce kullanmış, viyola ve viyolonsel solo pasajlarındaki benzetimde (imitation) kontrpuan tekniğini denemiştir... Diğer bölümlerle kontrast oluşturan bu bölümün ağır, sanki trans halindeki atmosferinin, 3/8'lik ölçüdeki orta bölmede doruğa ulaşması genellikle eserin en güzel yeri olarak kabul edilir... Bu doruk noktası bestecinin sonradan tamamlayacağı Pelleas ve Melisande'ı da anımsatır...'

  • film replikleri02.06.2008 - 23:08

    -Benim için ölümün kendisinden daha acı verici olan şey, ihanetti... Ölümü anlayabiliyordum ama ihaneti anlayamıyordum...