Kelimeler, yazıda mânâların nakışları ve sözün resimleridir... Harfler ise, bu nakışların sesini veren notalar; yani, seste kelime terkibinin iptidaî maddeleri... Böyle olunca, ortada harf diye birşey kalmaz, sadece kelime görünür... Nitekim bir grub resmi seyrederken, onun kırmızı ve sarı rengini değil, belirttiği manzaraya bakarız; ama biliriz ki, renk olmadan resim olmaz... Onun da ayrı bir kıymeti var... İnsanlık, tarih boyunca hep hece ve harf usûlüyle gittiği ve kelime usûlünü geç idrak ettiği için bu incelik lisaniyyet ilmince Rönesans'tan çok sonra farkedilmiş ve nihayet modern ilme nakşolmuş bir düsturdur: 'Harf usûlü yok, kelime usûlü vardır... Kelime, ifâde ettiği mefhumun resmidir ve harfleriyle hecelemek değil, olduğu gibi bir görünüş hâlinde kafalara yerleşecektir' İşte bu yüzdendir ki, dünyada tümü ile fonetik imlâ mevcut değil, yalnız Lâtin harflerinin zoraki dürtüşüne tâbi bir kölelik hâlinde sadece Türkçe'de vardır... Bu nokta müthiş bir iptidaîlik ve geriliği ihtar eder! Ciğerimize kadar İslâm ve bal gibi Türk eski harfler devresindeyse, o beğenmedikleri imlâ zorluğu işte kelime usûlüne göre bir metod tutturabilmiş ve her kelimeyi tesbit edici ansiklopedi meydana getirilmiş olsaydı, hiçbir mahzur ifade etmeyecek ve işi onbaşı kültürü üstünde tutucu ve sefil kolaylıklara düşürmeyici bir seviye gösterecekti... Demek imlâ anarşisine yol açan bu nokta, harflerin değil, okutma ve öğretme usûlümüzün çürüklüğünden geliyor ve merkezî bir ilim otoritesi mihrakından mahrum olmamız dolayısiyle meydana çıkıyordu; bu da Tanzimat'tan sonra doğan bir felâket halinde umumî çöküşümüzün ve başıboş kalışımızın ayrı bir tezahür şubesi oluyordu!
...
Arap harfleri dedikleri ezel kadar eski ve ebed çapında yeni harflerin zatî kıymet ölçüsüne geçelim: Fransız Akademisinin bu mevzuda eski bir tetkik ve raporu vardır... Bu raporda, Arap harflerinin Lâtin harflerine üstünlüğü açıkça itiraf edilmekte ve ana kültürlerine bağlılık mecburiyeti olmasaydı, tercihi gerektiği noktasına kadar gidilmektedir... Fransız, bir elverişsize mukabil kendi kültürünü koruma gayreti uğrunda asıl elverişli olanı kabul edemezken, biz, nasıl olur da üzerinde hiçbir murakabe teri dökmeden elverişliyi atar, elverişsizi seçer ve herhangi bir ana kültür kaygısına düşmeyiz? Böyle bir kaygıya düşmeyiz; zira Tanzimat devri, Batı maymunları harasını kurmuş ve bütün değerleri değersizlerle değiştirme yolunu açmıştır!
...
Biliyor muyuz ki, modern resim dedikleri mücerret resmin ilk akla gelen ismi ünlü ressam Picasso, Cezayirli Ebülgaffar Medanî isimli bir zattan hat dersleri almış ve bizim yazı stillerimizi resimlerinde döküman olarak kullanmıştır!
...
Arap harflerinin lâtin harflerine üstünlüğünü, fikirden başka estetik ve sanat gözüyle de göstermek lâzım:
- A, H, E, L, N harflerine dikkatle baksanız yeter; ne kaba ve basit geometrik şekiller! Birbirine mıhlı kalaslardan badanacı merdivenleri gibi bir şey! Ve hiçbir kıvrım tadına malik değil... Buna mukabil bir 'vav', bir 'he', bir 'ayın', bir 'lâmelif' şeklindeki estetik ve güzelliğe dikkat!
...
İslâm harflerinin başında, ortasında ve sonunda ayrı şekiller olması da, kelime usûlü ölçüsüne göre bir zorluk değil, bir kıymet; ve bilhassa zekâ ve hafızayı geliştirmesi ve girift düşünceyi beslemesi noktasından bir fazilet! Eğer zorluk sözkonusu ise, ya onlarınkindeki ayrı ayrı yazı, kitap, majiskül harf ayırımları? Fonetik imlâ isteği ise, hayvanlara bile talimi mümkün ve zekâya engel bir basitlik; ve zaten hiçbir dilde de mevcut değil... 1928'den bu yana, fikir ve edebiyat sahamızdaki kısırlığımızın baş sebebini Lâtin harflerinde aramak gerektiği, şimdiye kadar dile getirilememiş bir hakikat!
...
Hassasiyet cevheri Şair Fuzulî'nin şiir sanatında değer verdiği bir güzellik de harflerin estetiğidir!
...
Hattatlar türlü sanat tabloları vücuda getirirlerken, şairler de aynı yazının şekillerini, aynı harf ve yazı sevgisi ile birtakım söz sanatları ile şiire işlemişlerdir... Böyle şiirler, daha çok, harflerin şekillerinden ve çizgilerinden alınan ilhamlarla söylenmiştir!
Onlar çalıp çırpacak, hortumlayacak, sömürgecilere akıtacak ve biz vergilerimizle onları besleyeceğiz! Vergi kaçırmaktan bahsetmiyorum! Çünkü halka dayanmadıklarından dolayı vergi toplama gibi bir meşrûiyeti olmadıklarını bildikleri için, kimsenin kaçamayacağı dolaylı vergilerle zengin-fakir ayırımı yapmadan bizleri sömürmekteler... Aldığımız şekerden-çaydan-sudan vs. tıkır tıkır vergilerini almaktalar...
Toplam vergilerin %70'i dolaylı vergilerden...
57 çeşit vergi, 430 çeşit dolaylı vergi, harç vs. var... KDV ve ÖTV gibi tüketimden alınan vergiler, bu adaletsiz vergiler %70'leri bulmakta...
Mozart uzmanları, 27. Konçerto'yu, bestecinin 'veda konçertosu' olarak göstermekten hoşlanırlar... Örneğin, Alfred Einstein, eseri 'yaşamın artık kendisi için hiçbir çekiciliğinin kalmadığını gösteren bir itiraf belgesi' diye tanımlar... Besteci, başlamakta olan bahar mevsiminin, göreceği 'son ilkbahar' olacağına artık inanmaktadır... Mozart biyografı Hugh Ottoway'e göre ise, eserde, 'zoraki olarak neşe maskesi takmış örtülü bir matem havası' sezilir...
Sizi çeken ya da iten bir şey... Manyetizmada karşıt kutuplar birbirini çekerken benzer olanlar iter... Bu durumda mıknatısın ittiğini gördüğünüz şey başkalarında görüp hoşlanmadığınız, ama aslında sizde de olan bir özellik olabilir...
Words and Deeds...
...
Kelimeler, yazıda mânâların nakışları ve sözün resimleridir... Harfler ise, bu nakışların sesini veren notalar; yani, seste kelime terkibinin iptidaî maddeleri... Böyle olunca, ortada harf diye birşey kalmaz, sadece kelime görünür... Nitekim bir grub resmi seyrederken, onun kırmızı ve sarı rengini değil, belirttiği manzaraya bakarız; ama biliriz ki, renk olmadan resim olmaz... Onun da ayrı bir kıymeti var... İnsanlık, tarih boyunca hep hece ve harf usûlüyle gittiği ve kelime usûlünü geç idrak ettiği için bu incelik lisaniyyet ilmince Rönesans'tan çok sonra farkedilmiş ve nihayet modern ilme nakşolmuş bir düsturdur: 'Harf usûlü yok, kelime usûlü vardır... Kelime, ifâde ettiği mefhumun resmidir ve harfleriyle hecelemek değil, olduğu gibi bir görünüş hâlinde kafalara yerleşecektir' İşte bu yüzdendir ki, dünyada tümü ile fonetik imlâ mevcut değil, yalnız Lâtin harflerinin zoraki dürtüşüne tâbi bir kölelik hâlinde sadece Türkçe'de vardır... Bu nokta müthiş bir iptidaîlik ve geriliği ihtar eder! Ciğerimize kadar İslâm ve bal gibi Türk eski harfler devresindeyse, o beğenmedikleri imlâ zorluğu işte kelime usûlüne göre bir metod tutturabilmiş ve her kelimeyi tesbit edici ansiklopedi meydana getirilmiş olsaydı, hiçbir mahzur ifade etmeyecek ve işi onbaşı kültürü üstünde tutucu ve sefil kolaylıklara düşürmeyici bir seviye gösterecekti... Demek imlâ anarşisine yol açan bu nokta, harflerin değil, okutma ve öğretme usûlümüzün çürüklüğünden geliyor ve merkezî bir ilim otoritesi mihrakından mahrum olmamız dolayısiyle meydana çıkıyordu; bu da Tanzimat'tan sonra doğan bir felâket halinde umumî çöküşümüzün ve başıboş kalışımızın ayrı bir tezahür şubesi oluyordu!
...
Arap harfleri dedikleri ezel kadar eski ve ebed çapında yeni harflerin zatî kıymet ölçüsüne geçelim: Fransız Akademisinin bu mevzuda eski bir tetkik ve raporu vardır... Bu raporda, Arap harflerinin Lâtin harflerine üstünlüğü açıkça itiraf edilmekte ve ana kültürlerine bağlılık mecburiyeti olmasaydı, tercihi gerektiği noktasına kadar gidilmektedir... Fransız, bir elverişsize mukabil kendi kültürünü koruma gayreti uğrunda asıl elverişli olanı kabul edemezken, biz, nasıl olur da üzerinde hiçbir murakabe teri dökmeden elverişliyi atar, elverişsizi seçer ve herhangi bir ana kültür kaygısına düşmeyiz? Böyle bir kaygıya düşmeyiz; zira Tanzimat devri, Batı maymunları harasını kurmuş ve bütün değerleri değersizlerle değiştirme yolunu açmıştır!
...
Biliyor muyuz ki, modern resim dedikleri mücerret resmin ilk akla gelen ismi ünlü ressam Picasso, Cezayirli Ebülgaffar Medanî isimli bir zattan hat dersleri almış ve bizim yazı stillerimizi resimlerinde döküman olarak kullanmıştır!
...
Arap harflerinin lâtin harflerine üstünlüğünü, fikirden başka estetik ve sanat gözüyle de göstermek lâzım:
- A, H, E, L, N harflerine dikkatle baksanız yeter; ne kaba ve basit geometrik şekiller! Birbirine mıhlı kalaslardan badanacı merdivenleri gibi bir şey! Ve hiçbir kıvrım tadına malik değil... Buna mukabil bir 'vav', bir 'he', bir 'ayın', bir 'lâmelif' şeklindeki estetik ve güzelliğe dikkat!
...
İslâm harflerinin başında, ortasında ve sonunda ayrı şekiller olması da, kelime usûlü ölçüsüne göre bir zorluk değil, bir kıymet; ve bilhassa zekâ ve hafızayı geliştirmesi ve girift düşünceyi beslemesi noktasından bir fazilet! Eğer zorluk sözkonusu ise, ya onlarınkindeki ayrı ayrı yazı, kitap, majiskül harf ayırımları? Fonetik imlâ isteği ise, hayvanlara bile talimi mümkün ve zekâya engel bir basitlik; ve zaten hiçbir dilde de mevcut değil... 1928'den bu yana, fikir ve edebiyat sahamızdaki kısırlığımızın baş sebebini Lâtin harflerinde aramak gerektiği, şimdiye kadar dile getirilememiş bir hakikat!
...
Hassasiyet cevheri Şair Fuzulî'nin şiir sanatında değer verdiği bir güzellik de harflerin estetiğidir!
...
Hattatlar türlü sanat tabloları vücuda getirirlerken, şairler de aynı yazının şekillerini, aynı harf ve yazı sevgisi ile birtakım söz sanatları ile şiire işlemişlerdir... Böyle şiirler, daha çok, harflerin şekillerinden ve çizgilerinden alınan ilhamlarla söylenmiştir!
...
'Schizopolis' (1996)
Steven Soderbergh
...
Onlar çalıp çırpacak, hortumlayacak, sömürgecilere akıtacak ve biz vergilerimizle onları besleyeceğiz! Vergi kaçırmaktan bahsetmiyorum! Çünkü halka dayanmadıklarından dolayı vergi toplama gibi bir meşrûiyeti olmadıklarını bildikleri için, kimsenin kaçamayacağı dolaylı vergilerle zengin-fakir ayırımı yapmadan bizleri sömürmekteler... Aldığımız şekerden-çaydan-sudan vs. tıkır tıkır vergilerini almaktalar...
Toplam vergilerin %70'i dolaylı vergilerden...
57 çeşit vergi, 430 çeşit dolaylı vergi, harç vs. var... KDV ve ÖTV gibi tüketimden alınan vergiler, bu adaletsiz vergiler %70'leri bulmakta...
...
Michael Haydn - Divertimenti (Salzburger Hofmusik - Wolfgang Brunner)
Gönül Turgut - Telefondayım Yine...
...
Mozart uzmanları, 27. Konçerto'yu, bestecinin 'veda konçertosu' olarak göstermekten hoşlanırlar... Örneğin, Alfred Einstein, eseri 'yaşamın artık kendisi için hiçbir çekiciliğinin kalmadığını gösteren bir itiraf belgesi' diye tanımlar... Besteci, başlamakta olan bahar mevsiminin, göreceği 'son ilkbahar' olacağına artık inanmaktadır... Mozart biyografı Hugh Ottoway'e göre ise, eserde, 'zoraki olarak neşe maskesi takmış örtülü bir matem havası' sezilir...
...
One Day, One Room...
Sizi çeken ya da iten bir şey... Manyetizmada karşıt kutuplar birbirini çekerken benzer olanlar iter... Bu durumda mıknatısın ittiğini gördüğünüz şey başkalarında görüp hoşlanmadığınız, ama aslında sizde de olan bir özellik olabilir...
Chopin - 14 Valses - Dinu Lipatti...