Envansiyonlar ve senfoniler, Bach'ın, her yönden ne denli büyük bir besteci olduğunu gösterir... Son derece basit ve iddiasız eserler olmalarına karşın, her birinin temelinde yatan fikir ve bu fikrin ustaca işlenmesi, yapıtlara tam anlamıyla bir başyapıt özelliği kazandırır; ve insan bu olağanüstü güzellikteki eserlerin, piyano öğrencilerinin etüdleri olmaktan daha fazlasını hakkettiğini düşünmeden edemez...
Kreisler kendine özgü tatlı sonoritesi ve teknik ustalığıyla üne ulaşmış, bu özellikleri yanında keman repertuvarına güzel ve zarif parçalar kazandırmıştır...
Daha önce Avusturyalı besteci Joseph Lanner'in besteleri olarak tanıttığı ve kendi gençlik eserleri olan Güzel Rosmarin, Viyana Kaprisi (Caprice Viennoise) , Çin Tamburini (Tambourin Chinois) , Aşk Sevinci (Liebesfreud) ve Aşk Acısı (Liebesleid) bunların en ünlüleridir... Bazı müzik eleştirmenlerince 'soylu salon müziği parçaları' bestelediği öne sürülen Kreisler, konser programlarında kendi parçalarının yanı sıra Boccherini, Martini, Porpora, Couperin, vs. gibi eski ustalara ait olduğunu belirttiği parçalara da yer vermiş, bunları kendisinin yazdığını gizlemişti... Sonradan ünlü eleştirmen Olin Downes'in sorusu üzerine bu şakasını açıkladığı zaman, en başta bu eserleri öğrencilerine 'belli bir çağın örnekleri' olarak öğreten keman öğretmenleri kızmıştı... Aslında Kreisler'in isteği, konser programı üzerinde hem besteci, hem de yorumcu olarak görünmemek gibi masum bir nedene dayanıyordu...
4. Bölüm (İki insanın vahşi dansı) çok çabuk tempoda, ostinato basın temel motifi eşliğinde önce klarinetlerle, sonra obua ve saksafon sololarıyla renklenir... Kadın ve erkek bu çılgınca dansa başlayınca, o zamana kadar şekillenmemiş tüm yaratıklar canlanır ve bu ilkel dansa katılır... Sonunda şeytan karakterli, kadın-erkek karışımı N'guil'ler, kötü fetişler, tehdit edici fenalıklar da dönmeye başlar...
Türk Edebiyatı'nda Batı anlamında tiyatronun ilk adımının Tanzimat Dönemi'nde atılmış olduğu bilinir... Fransız Tiyatrosu'nu örnek alan bu tiyatro, benzetmeci tiyatro anlayışının içinde kalan Dramatik Tiyatro'yu benimsiyordu...
Benzetmeci Tiyatronun bizdeki yüzelli yıllık geçmişi düşünüldüğünde, Brecht'in yapıtlarının çoğu çevrilmiş, sahnelenmiş olmasına karşın; O'nun tiyatrosunun benzetmecilik geleneğinden arınmış bir düşünce tiyatrosu olduğunun özümsendiği söylenemez...
Brecht'in oyunlarının dramatik bir anlayışla sahnelenmesi yapılan yanlışların başında gelir... Özellikle tek bir kişinin çevresinde odaklaşan oyunlarında bu durumla karşılaşılır... Sahnelenişte yapılan bir diğer yanlış, oyunun öğretici yanının aşırı derecede vurgulanmasıdır... 1960'larda Brecht tiyatro yaşamımıza girdiğinde, devrimci tiyatro anlayışı modaydı... Böyle olduğu için de oyunların öğretici işlevi üzerine önemle duruluyordu... Bu anlayış Brecht'i yer yer slogan tiyatrosuna dönüştüren oyunlar sergilenmesine neden oluyordu...
Brecht oyunlarının yanlış yorumlanmasında çevirilerin payından da söz etmek gerekir... Çevirilerde dikkati çeken hemen hemen tümünün aşırı bağımsız oluşudur... Bunun nedenleri üç noktada toplanabilir:
*Çevirilerde sahne dilinin göz önünde tutulması, başka bir deyişle Türkiye izleyicisinin kolay anlayacağı bir dilin benimsenmiş olması...
*Yazarların kendi dil ve anlatım biçimlerini zorlaması...
*Çevirilerin bir çoğunun aslından değil, İngilizce ya da Fransızca'dan yapılmış olması...
Brecht'in Yabancılaştırma Tiyatrosu; Vasıf Öngören ve Haldun Taner
1960'lardan bu yana yerli oyun yazarlarımızın da dramatik tiyatro anlayışının sınırlarını aşan yeni arayışlara yöneldiklerini görürüz... Bu bağlamda ülkemizde gösterilen ilk epik tiyatro denemeleri olarak Vasıf Öngören'in 'Asiye Nasıl Kurtulur? 'u ve Haldun Taner'in 'Keşanlı Ali Destanı' üzerinde durulabilir... Vasif Öngören'in oyununda kadının sömürülmesi sorunu koşullar geregi fahişe olan genç bir kızın yaşamından alınan kesitlerle irdelenir... Asiye'nin çocukluğu, öğrenciliği, fabrikadaki yaşamı, işten çıkarılışı, sokağa düşüş vb. olaylar bir zincirin halkaları gibi ufak ufak sahnelerle verilmiştir... Her sahne üzerinde ayrıntılı bir tartışmayı içeren ara sahnelerde anlatıcı olarak fuhuşla mücadele derneğinden bir kadının konuşmalarını izleriz... Kadının Asiye'yi kurtarmak için getirdiği her öneri bir sonraki sahnede denenir fakat hiç biri sonuç vermez... En sonunda Asiye de kurtuluşunun bedelini yeni Asiyeler yetiştirerek ödeyecektir... Oyunun geneline bakarsak Brecht'in etkisinin yoğunlukla görüldügü söylenilebilir... Bu etkiden temel iki nokta çevresinde söz edebiliriz;
*Olayın kurgusunda: Asiye'nin yaşamını anlatan tek tek sahneler tek başına düşünüldüğünde oyun için benzetmeci tiyatro geleneğini sürdürüyor denilebilir... Fakat anlatıcının devreye girdiği tartışma sahneleri oyunu dışardan değerlendiren bölümlerdir ve oyunu dramatik olmaktan uzaklaştırır...
*Dilin kullanımında: Brecht'in oyunlarında dil iletilmek istenen düşüncenin hizmetinde bir yabancılaştırma etkisi işlevi taşır... Vasıf Öngören'de bunun bütünüyle var olduğunu söyleyemeyiz... Tartışma sahneleri ve şarkılar oyuna bir eklenti gibi dursa da, bu bölümlerde dilin yukarıda anlatıldığı gibi kullanılabildiğini söyleyebiliriz...
Sonuçta, Vasıf Öngören'in Brecht'in tiyatrosuna özgü bazı biçimsel özellikleri aldığını fakat bunları benzetmeci tiyatro geleneğiyle bağdaştırmaya çalıştığını söyleyebiliriz...
Haldun Taner'e baktığımızda ise, O'nun benzetmeci tiyatro geleneğinden uzaklaşarak, bize özgü bir yabancılaştırma tiyatrosu kurmanın yollarını aradığını söyleyebiliriz...
Keşanlı Ali Destanı'nda Haldun Taner, geleneklerden kaynak olarak yararlanma, onları çağdaş bir anlayışla yorumlama, biçimlendirme anlamında önemli bir adım atar... Taner, halk tiyatrosunun göstermeci özelliklerinden yararlanarak çok çarpıcı bir sorunu gündeme getirir: Otoriteye bağımlılık. Bir gecekondu ortamında kendilerine bir kahraman miti yaratmak isteyenler bizim halkımızı temsil eder... Oyundaki yan temalar, Yusuf ile Zilha'nın aşkı, gecekonduluyla zenginin karşılaştırılması, bürokrasi, rüşvet, dolandırıcılık üzerine kurulmuş çarpık bir politik çarkın gösterilmesidir...
Kişiler, oyunun başında kendilerini müzik eşliğinde tanıtırlar... Orta oyununda olduğu gibi, karikatürleştirilmiş, kurmaca figürlerdir... Halk tiyatrosuna özgü olan bu özellikler çağdaş tiyatroyu belirleyen türlü yabancılaştırma etkileriyle, örneğin bir sonraki sahnenin özetini veren ve yazarın bu sahneye ilişkin yorumunu içeren koro ve oyun oynama olgusunu vurgulayan bir dekorla bütünleştirilmiştir...
...
Envansiyonlar ve senfoniler, Bach'ın, her yönden ne denli büyük bir besteci olduğunu gösterir... Son derece basit ve iddiasız eserler olmalarına karşın, her birinin temelinde yatan fikir ve bu fikrin ustaca işlenmesi, yapıtlara tam anlamıyla bir başyapıt özelliği kazandırır; ve insan bu olağanüstü güzellikteki eserlerin, piyano öğrencilerinin etüdleri olmaktan daha fazlasını hakkettiğini düşünmeden edemez...
...
...
Kreisler kendine özgü tatlı sonoritesi ve teknik ustalığıyla üne ulaşmış, bu özellikleri yanında keman repertuvarına güzel ve zarif parçalar kazandırmıştır...
Daha önce Avusturyalı besteci Joseph Lanner'in besteleri olarak tanıttığı ve kendi gençlik eserleri olan Güzel Rosmarin, Viyana Kaprisi (Caprice Viennoise) , Çin Tamburini (Tambourin Chinois) , Aşk Sevinci (Liebesfreud) ve Aşk Acısı (Liebesleid) bunların en ünlüleridir... Bazı müzik eleştirmenlerince 'soylu salon müziği parçaları' bestelediği öne sürülen Kreisler, konser programlarında kendi parçalarının yanı sıra Boccherini, Martini, Porpora, Couperin, vs. gibi eski ustalara ait olduğunu belirttiği parçalara da yer vermiş, bunları kendisinin yazdığını gizlemişti... Sonradan ünlü eleştirmen Olin Downes'in sorusu üzerine bu şakasını açıkladığı zaman, en başta bu eserleri öğrencilerine 'belli bir çağın örnekleri' olarak öğreten keman öğretmenleri kızmıştı... Aslında Kreisler'in isteği, konser programı üzerinde hem besteci, hem de yorumcu olarak görünmemek gibi masum bir nedene dayanıyordu...
...
'Trollflöjten' (1975)
The Complete Leopold Godowsky (7 CDs)
Mirror Mirror...
'The Wicker Man' (1973)
Robin Hardy
4. Bölüm (İki insanın vahşi dansı) çok çabuk tempoda, ostinato basın temel motifi eşliğinde önce klarinetlerle, sonra obua ve saksafon sololarıyla renklenir... Kadın ve erkek bu çılgınca dansa başlayınca, o zamana kadar şekillenmemiş tüm yaratıklar canlanır ve bu ilkel dansa katılır... Sonunda şeytan karakterli, kadın-erkek karışımı N'guil'ler, kötü fetişler, tehdit edici fenalıklar da dönmeye başlar...
'Narcissus' (1956)
Willard Maas
Ben Moore
Brecht'in Türk Tiyatrosu Üzerindeki Etkileri
Türk Edebiyatı'nda Batı anlamında tiyatronun ilk adımının Tanzimat Dönemi'nde atılmış olduğu bilinir... Fransız Tiyatrosu'nu örnek alan bu tiyatro, benzetmeci tiyatro anlayışının içinde kalan Dramatik Tiyatro'yu benimsiyordu...
Benzetmeci Tiyatronun bizdeki yüzelli yıllık geçmişi düşünüldüğünde, Brecht'in yapıtlarının çoğu çevrilmiş, sahnelenmiş olmasına karşın; O'nun tiyatrosunun benzetmecilik geleneğinden arınmış bir düşünce tiyatrosu olduğunun özümsendiği söylenemez...
Brecht'in oyunlarının dramatik bir anlayışla sahnelenmesi yapılan yanlışların başında gelir... Özellikle tek bir kişinin çevresinde odaklaşan oyunlarında bu durumla karşılaşılır... Sahnelenişte yapılan bir diğer yanlış, oyunun öğretici yanının aşırı derecede vurgulanmasıdır... 1960'larda Brecht tiyatro yaşamımıza girdiğinde, devrimci tiyatro anlayışı modaydı... Böyle olduğu için de oyunların öğretici işlevi üzerine önemle duruluyordu... Bu anlayış Brecht'i yer yer slogan tiyatrosuna dönüştüren oyunlar sergilenmesine neden oluyordu...
Brecht oyunlarının yanlış yorumlanmasında çevirilerin payından da söz etmek gerekir... Çevirilerde dikkati çeken hemen hemen tümünün aşırı bağımsız oluşudur... Bunun nedenleri üç noktada toplanabilir:
*Çevirilerde sahne dilinin göz önünde tutulması, başka bir deyişle Türkiye izleyicisinin kolay anlayacağı bir dilin benimsenmiş olması...
*Yazarların kendi dil ve anlatım biçimlerini zorlaması...
*Çevirilerin bir çoğunun aslından değil, İngilizce ya da Fransızca'dan yapılmış olması...
Brecht'in Yabancılaştırma Tiyatrosu; Vasıf Öngören ve Haldun Taner
1960'lardan bu yana yerli oyun yazarlarımızın da dramatik tiyatro anlayışının sınırlarını aşan yeni arayışlara yöneldiklerini görürüz... Bu bağlamda ülkemizde gösterilen ilk epik tiyatro denemeleri olarak Vasıf Öngören'in 'Asiye Nasıl Kurtulur? 'u ve Haldun Taner'in 'Keşanlı Ali Destanı' üzerinde durulabilir... Vasif Öngören'in oyununda kadının sömürülmesi sorunu koşullar geregi fahişe olan genç bir kızın yaşamından alınan kesitlerle irdelenir... Asiye'nin çocukluğu, öğrenciliği, fabrikadaki yaşamı, işten çıkarılışı, sokağa düşüş vb. olaylar bir zincirin halkaları gibi ufak ufak sahnelerle verilmiştir... Her sahne üzerinde ayrıntılı bir tartışmayı içeren ara sahnelerde anlatıcı olarak fuhuşla mücadele derneğinden bir kadının konuşmalarını izleriz... Kadının Asiye'yi kurtarmak için getirdiği her öneri bir sonraki sahnede denenir fakat hiç biri sonuç vermez... En sonunda Asiye de kurtuluşunun bedelini yeni Asiyeler yetiştirerek ödeyecektir... Oyunun geneline bakarsak Brecht'in etkisinin yoğunlukla görüldügü söylenilebilir... Bu etkiden temel iki nokta çevresinde söz edebiliriz;
*Olayın kurgusunda: Asiye'nin yaşamını anlatan tek tek sahneler tek başına düşünüldüğünde oyun için benzetmeci tiyatro geleneğini sürdürüyor denilebilir... Fakat anlatıcının devreye girdiği tartışma sahneleri oyunu dışardan değerlendiren bölümlerdir ve oyunu dramatik olmaktan uzaklaştırır...
*Dilin kullanımında: Brecht'in oyunlarında dil iletilmek istenen düşüncenin hizmetinde bir yabancılaştırma etkisi işlevi taşır... Vasıf Öngören'de bunun bütünüyle var olduğunu söyleyemeyiz... Tartışma sahneleri ve şarkılar oyuna bir eklenti gibi dursa da, bu bölümlerde dilin yukarıda anlatıldığı gibi kullanılabildiğini söyleyebiliriz...
Sonuçta, Vasıf Öngören'in Brecht'in tiyatrosuna özgü bazı biçimsel özellikleri aldığını fakat bunları benzetmeci tiyatro geleneğiyle bağdaştırmaya çalıştığını söyleyebiliriz...
Haldun Taner'e baktığımızda ise, O'nun benzetmeci tiyatro geleneğinden uzaklaşarak, bize özgü bir yabancılaştırma tiyatrosu kurmanın yollarını aradığını söyleyebiliriz...
Keşanlı Ali Destanı'nda Haldun Taner, geleneklerden kaynak olarak yararlanma, onları çağdaş bir anlayışla yorumlama, biçimlendirme anlamında önemli bir adım atar... Taner, halk tiyatrosunun göstermeci özelliklerinden yararlanarak çok çarpıcı bir sorunu gündeme getirir: Otoriteye bağımlılık. Bir gecekondu ortamında kendilerine bir kahraman miti yaratmak isteyenler bizim halkımızı temsil eder... Oyundaki yan temalar, Yusuf ile Zilha'nın aşkı, gecekonduluyla zenginin karşılaştırılması, bürokrasi, rüşvet, dolandırıcılık üzerine kurulmuş çarpık bir politik çarkın gösterilmesidir...
Kişiler, oyunun başında kendilerini müzik eşliğinde tanıtırlar... Orta oyununda olduğu gibi, karikatürleştirilmiş, kurmaca figürlerdir... Halk tiyatrosuna özgü olan bu özellikler çağdaş tiyatroyu belirleyen türlü yabancılaştırma etkileriyle, örneğin bir sonraki sahnenin özetini veren ve yazarın bu sahneye ilişkin yorumunu içeren koro ve oyun oynama olgusunu vurgulayan bir dekorla bütünleştirilmiştir...
...
Foreigner - I Want to Know What Love Is...