Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • acemi balık03.03.2010 - 20:24

    Heitor Villa-Lobos - Bachianas Bresileiras No.5

    Bestecinin en tanınmış, en yaygın yapıtı sekiz viyolonsel ve soprano için bestelenmiş olan Beşinci Bachianas Bresileiras'dır... Genellikle Latin kötümserliğini yansıtan yaslı dizeler bir Brezilya halk ezgisiyle örülmüş, değişik düzenlemeyle işlenmiştir... Şiirin özeti şöyle: 'Bir öğle sonrası... Pembe ve altın sarısı renkler deniz yüzeyine yayılırken, hüzün kaplar insanı, gözler nedensiz yaşarır... Ruhum acılıdır, kuşlar susmuş, böcekler susmuştur... Her dalganın bir dize olduğu deniz şiiridir bu... Gece sessizce yaklaşırken acı-tatlı karışımı bir duygu sarar ruhumu... Bir öğle sonrası... Pembe ve altın sarısı renkler deniz yüzeyine yayılır...

  • film replikleri02.03.2010 - 20:46

    - Someone's been killed... I want you to see the corpse...

    (Blow-Up)

  • kült film02.03.2010 - 19:49

    'Fury' (1936)

    Fritz Lang

  • teknikler ve mistikler02.03.2010 - 19:36

    No. 4 - Les sons et les parfums tournent dans l'air du soir (Sesler ve Kokular Akşam Havasında Uçuşuyor) : La Majör tonda, 5/4'lük ölçüde, orta (Modéré) hızdaki bu prelüd, ünlü Fransız şair Charles Baudelaire'in 'Fleur du Mal' (Kötülük Çiçekleri) adlı kitabından bir şiirin adını taşır... Sakin ve kolay akorlarla duyurulan, ancak yorumcunun hayal gücü ve duygusallık arası denge kurmasına gereksinimi olan parçada sonda beliren 'kornonun uzak sesi', şairin 'Harmonies du Soir'ının (Akşamın armonilerinin) müzikli tablosuna nostaljik bir hava da verir...

  • Bir İstek Parçası01.03.2010 - 20:01

    Sixpence None The Richer - Within A Room Somewhere...

  • şiirsel01.03.2010 - 19:54

    'Ju Dou' (1990)

    Fengliang Yang
    Yimou Zhang

  • aşk şarkısı01.03.2010 - 19:27

    Chanson Triste

    'Hüzünlü Şarkı' adlı melodi ise, Fransız doktor ve şair, Mallarmé'nin arkadaşı Henri Cazalis'in (1840 - 1909) 1875'te, Jean Lahor takma adıyla yayınladığı 'L'illusion' (Hayal) başlıklı şiir koleksiyonundan biri üzerine bestelenmiştir... Doğu düşüncesi ve karamsarlığının, hiçliğin süslü biçimde yansıdığı bu şiirlerden birini daha önce elde eden Duparc, ezgiyi Mi bemol Majör tonda 1862'de yine piyano eşliğinde yazmış, 1912'de de orkestra eşliğini hazırlamıştır... Aynı şiiri Saint-Saens da ilk sözcüklerini başlık olarak kullanarak 'Dans ton Coeur' (Yüreğinde) adıyla 1872'de bestelemiştir...

    Şarkının sözleri şöyle: 'Yüreğinde yumuşak bir yaz gecesi mehtabı uyukluyor; yaşamın sıkıntılarından kaçmak için ben de ışığında boğulacağım... Hüzünlü kalbimi ve düşüncelerimi sevecen sakin kollarında salladığında sevgilim, geçmiş acıları unutacağım... Bazen hasta başımı dizlerine koyacak ve bizden söz edecekmiş gibi bir balad söyleyeceksin... Hüzünle dolu gözlerinden o kadar çok öpücük ve sevgi içeceğim ki, o zaman belki iyileşeceğim...'

  • zodiac27.02.2010 - 20:02

    Painless...

  • ateşten gömlek26.02.2010 - 19:46

    Başka türlü düşünürsek, ölümün bir iyilik olduğunu umduracak bir sebeb bulunduğunu da görürüz... Ölüm iki şeyden biridir; ya bir hiçlik ve büsbütün şuursuzluk hâlidir, yahut da herkesin dediği gibi ruhun bu dünyadan ayrılarak başka bir dünyaya geçmesidir... Ölüm bir şuursuzluk, deliksiz ve rüyâsız uyuyan bir kimsenin uykusu gibi bir uyku ise, o ne mükemmel, ne tam bir kazançtır! Bir kimse, hiç rüya görmediği bir gecesini düşünerek, bunu hayatının öteki günleri ve geceleriyle karşılaştırsaydı, bütün hayatında bundan daha iyi ve daha hoş kaç gün ve kaç gece geçirmiş olduğunu da bize söyleseydi, sanırım ki herkes, değil alelâde kimseler, Büyük Kral bile, hayatında böyle pek az gündüz ve gece bulurdu... Ölüm bu çeşit bir uyku ise, büyük bir kazançtır; çünkü öyle olunca, zamanın bütün akışı, tek bir gece gibi gözükecektir... Ama ölüm bizi bu dünyadan başka bir dünyaya götüren bir yolculuk ise ve herkesin dediği gibi bütün ölenler başka bir dünyada yaşıyorlarsa, Hâkimlerim, bizim için bundan daha büyük ne iyilik olabilir? Gerçekten öteki dünyaya vardığımızda, bu dünyada doğruluk iddia eden kimselerden kurtularak, denildiği gibi asıl doğruları veren gerçek hâkimleri, Miros'u, Rhadamanthes'i, Acokos'u, Triptolemos'u, doğru yaşamış olan yarıtanrıları bulacaksak, bu yolculuk hiçbir zaman bir ceza olamaz... Bir kimse orada Orpheus'a, Musatas'a, Hesiodas'a, Homeros'a kavuşacaksa, bunun için ne vermez ki? Hayır, bu doğru ise, bırakınız bir daha - bir daha öleyim... Hele Palamedos ile, Telmon oğlu Aias ile, haksız bir hüküm yüzünden ölen eski kahramanlarla buluşmak bizim için ne yüksek bir şeydir! Kendi sonumu onların sonu ile karşılaştırmak benim için ne büyük bir zevk! Hepsinin üstünde, burada olduğu gibi öteki dünyada da öz ve yanlış bilgeliği araştırmamı ilerletebileceğim, kimin bilgiç, kimin cahil olduğunu anlayabileceğim... Hâkimler! Büyük Troia seferinin önderi Odysseus'u, Sisyphos'u, kadınlı erkekli daha birçoklarını deneyebilmekte ne büyük bir zevk var! Onlarla konuşmakta, onların arasında yaşamakta, onlara sorular sormakta ne sonsuz bir zevk olacaktır! Orada hiç şübhesiz, sormak yüzünden ölüme mahkûm edilmek tehlikesi de yoktur... Bizden daha mesut olduktan başka, doğruyu söyleyen orada ölmez de olacaktır... O hâlde, Hâkimler, siz de benim gibi ölümden korkmayınız! Şunu biliniz ki, iyi bir insana, ne hayatta ve ne de öldükten sonra, hiçbir kötülük gelmez... Onu ve onun gibileri tanrılar daima korurlar... Benim yaklaşan sonum, sadece bir tesadüf işi değildir; tam tersine, apaydın görüyorum ki, ölmek ve böylece bütün acılardan büsbütün kurtulmak benim için daha değerlidir... İşte, içimden gelen işaretin alıkoymamasının sebebi budur... Yine bunun için, beni mahkûm edenlere ve beni suçlayanlara asla kızmıyorum... Onlar bana iyilik etmeyi bile bile istememişlerse de, bana hiç de kötülük etmemişlerdir... Onları ancak, bana bilerek kötülük etmek istediklerinden dolayı kınayabilirim...

    Sizden dileyeceğim birşey daha kaldı: Çocuklarım büyüdükleri zaman, Atinalılar, faziletten çok zenginliğe yahut herhangi bir şeye düşkünlük gösterecek olurlarsa, ben sizinle nasıl uğraşmışsam siz de onlarla uğraşınız, onları cezalandırınız; kendilerine, kendilerinde olmayan bir değeri verir, önem vermeleri gereken şeye önem vermez, bir hiç oldukları hâlde kendilerini birşey sanırlarsa, ben sizi nasıl azarlamışsam, siz de onları öyle azarlayınız... Bunu yaparsanız, bana da, oğullarıma da iyillik etmiş olursunuz...

    Artık ayrılmak zamanı geldi, yolumuza gidelim! Ben ölmeye, siz yaşamaya... Hangisi daha iyi? Bunu Tanrı'dan başka kimse bilmez...

    ...

  • RÜZGARA KARŞI25.02.2010 - 19:25

    Si bemol Majör 21. Prelüd (1838) şarkı söyler gibi (Cantabile) bir atmosferde ve 3/4'lük ölçüdedir... Yine noktürn havasında, sol elin alışılmamış şekilde iki sesli (legato) duyurduğu motif eşliğinde lirik bir ezgi sergilenirken, bas sesler karşı yönde gelişir... Sol bemol Majördeki orta bölmede ise temanın tekrarı gerçekleşmez...

    Sol minör 22. Prelüd (1829) , çok heyecanlı (molto agitato) tempoda ve 6/8'lik ölçüdedir... Chopin'in, ülkesine giren Rusların Varşova'yı işgalinden etkilenerek yazdığı bu parçada, sol elin gökgürültüsü gibi hiddetli pasajları eşliğinde, sağ elin senkoplu vuruşları heyecanı artırır... Orta bölmede uyumsuz Re bemol Majöre dönüşen ve 'Varşova'nın Düşüşü' diye adlandırılan prelüd'de sol elin staccato olarak duyurduğu iki pasaj da oldukça dayanıklılık gerektirir...

    1838'de bestelenen Fa Majör 23. Prelüd orta (moderato) tempoda, 4/4'lük ölçüdedir... Bestecinin Op.10 No.8 Etüd'üne çok benzeyen bu parçada ezgi, sağ elin hızlı pasajları ve arpejleri eşliğinde çok bağlı (sempre legato) olarak belirir ve boşlukta yüzermiş gibi, iki elin zarif arpejleriyle söner...

    Re minör 24. Prelüd (1839) hızlı ve tutkulu (Allegro appassionato) tempoda ve 6/8'lik ölçüdedir... Etüd formundaki tutkulu anlatımı ve kahramanca havasıyla Chopin'in Op.10 No.12 İhtilal Etüdü'nü anımsatır ve üç ağır ve trajik akorla sona erer...

    ...