Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • Atilla Yayla21.01.2007 - 10:44

    İşte budur denilebilecek insan.


    Bu ülkenin halkının %95 i müslümandır gerye kalan %5 i kemalist, hristiyan, yahudi ve ateisttir ne yazıkki bizi geriye kalan %5 yönetiyor bu insan %95lik kısmın sözcüsü gibi onların düşüncelerini dile getrirmiş:D

  • ayben30.12.2005 - 12:29

    Benim adım ayben korkun benden diyen bir bayan ayrıyetten bacımız da olur anadınmı cezanın minik kardeşi yani miss complex diyor kolera ona.

  • oktay sinanoğlu30.12.2005 - 12:26

    Oktay sinanoglu tek kelime o tanıdığım en müslüman türk milliyetçisi işçi partisi ile alakası yok çünkü ne ssağcı ne solcudur o osadece milliyetçidir tek kususru va oda atatürk ü sevmesi www.sinanoglu.net e bakarsanız biraz bilgi sahibi olabilirsiniz.

  • fransız ihtilali30.12.2005 - 12:17

    FRANSA İHTİLALİ

    Komünizmle masonluk, enternasyonalistlik birbirlerinin içi ve dışıdır. Bunlar arasındaki bağ madde ile ağırlık arasındaki münasebet gibidir. Bu ve bunlara benzer, terbiyevî, siyasî, İçtimaî, ilmî mezheplerin ve nazariyelerin müşterek hedefi hep ihtilaldir. Masonluk tatbikatta zahiri ve Bâtınî yâni iç masonluk ve dış masonluk şeklinde gözüküyor. İç masonluk Yahudi’nin çok eski tarihlerden beri zihnini işgal ve iradesini tahrik eden ideali, sabit fikridir. Bu idealin esası da üstün ırk, seçilmiş kavim, cevher kavim olan Yahudi’nin bütün milletlerin başına geçmesi ve milletlerin de efendisini -yâni Yahudi’yi- tanımaları ve boyun eğmeleridir. Bu marazî ihtiras Yahudi’yi cinayetlere, gizli fesat teşekküllerine, ihtikârlara, rüşvetlere ve bilcümle gayri insanî ve ahlâkî hareketlere sürüklemiştir. Yahudi, gayesinin tahakkuku için her nevi fiil ve hareketi mubah sayar. Yâni Yahudi'ye göre: 'Gaye vasıtayı meşru kılar.'

    Kitabın buraya kadar olan muhteviyatından anlaşıldığı üzere, Garpta vukua gelen bütün isyanlarda, ihtilâllerde hep Yahudi şeriatı, felsefesi ve bu felsefeye İnanmış feylesoflar, hahamlar, papazlar, keşişler, hâkim olmuşlardır. Diğer âmirler, memurlar, işçiler ve köylüler bu birinci sınıf liderlerin elinde kendi millî birliklerini kemiren ve batıran birer âlet olarak kullanılmışlardır.(Yahudi'nin elindeki en büyük fitne sınıf şuurudur.)

    Korporasiyonlar, gid'ler ve bütün işçi teşekkülleri bunlar tarafından kurulmuş ve müesses nizam aleyhine menfî unsurlar halinde çalıştırılmıştır. bütün İnkılâplar, ihtilâller bunlara yaptırılmış ve yaptırılmaktadır. Cahil halk; para ve her vasıta ile elde edilmiş idarecilerden bir kısmı din adamı kılığındaki münafıklarla birleştirilmiş, mevcut devlet ve hükümet idarelerine karşı bir takım İsteklerle ayaklandırılmışlardır. İhtilâlci âsiler, kendilerine Yahudi tarafından öğretilen ve telkin edilen fikirleri birer istek halinde ileri sürmüşlerdir. Çok defa isyan edenler ne istediklerinî ve ne için ayaklandıklarını bile bilmeyen kitleler halinde bulunmuş, halkın arzularına başlarındaki birkaç kişi tercüman olmak mevkiinde gözükerek çok defa kendi isteklerini halkın İsteği halinde ileri sürmüşlerdir. Bu münafıkça oyunlar yüzünden on binlerce canlar telef olmuş, rejimler devrilmiş, istikrarlar bozulmuş, memleketler siyasi ve İktisadi anarşilere ve harplere sürüklenmiştir. Böylece kanlı ve tüyler ürpertici isyanlardan ve ihtilâllerden sonra mesuller ve tahrikçiler çok defa tespit edilmiştir. Bu yüzden Yahudi husumeti, Avrupa milletlerinin zihinlerinin bir köşesini işgal eden bir mesele olarak kalmış, Yahudi’ye karşı çok ağır ve Yahudi kadar İnsafsızca cezalar da tatbik edilmiş fakat fesat önlenememiş, Fransız İhtilâli mevcut ihtilâllerin en kanlısı ve dehşetlisi olarak Avrupa hayatının milli ve dinî şirazesini parçalamıştır.

    Bu ihtilâllerin önlenememesinin sebepleri arasında; Avrupa içtimaî ve siyasî rejiminde halkın (zadegân, rahipler, avam şeklinde) sınıflara ayrılmış olması, Yahudi’nin daima avam ve rahip tabakaları içinde bulunması ve bu sınıflar arasındaki zıddiyetleri birbirleri aleyhine istismar etmesidir.

    Yahudi, Roma ve Yunan devirlerinden beri Avrupa'nın harîmine, sınıflar arasına karışmağa muvaffak olmuş; para, müdahene ve birçok gayri ahlâkî yollardan ve vasıtalardan istifade etmek suretiyle işe yarayacak malzeme. adamlar tedarikinde güçlük çekmemiştir. Her millet ve devlet içinde seciyesiz zayıf ruhlu insanlar bulmak her zaman mümkündür. Fakat bu muhterisler, inhitat devirlerinde sade çokluğu teşkil etmekle kalmazlar, ayrıca rüşvette ve her türlü rezilâne ve âdi hareketlerde birbirleriyle yarış da ederler. İşte vaktiyle Garpta, bugün de dünyanın her tarafında vuku bulmuş veya bulmakta olan ihtilallerde ve inkılâplarda hakim olan masonluk ve komünistlik, bu âdi yatılışlardan faydalanmaktadır.

    Kendilerini ve inkılâpları kabullenmek zorunda gören Müslüman milletler ve gençlerin işin İçyüzünü bilmeleri ve kendi varlıklarının beka ve selameti neyi icap ettiriyorsa onu gaye olarak kabul etmeleri, Garpçıların ağızlarındaki medeniyet. hürriyet. müsavat. terakki, ilericilik, çağdaşlık gibi yaldızlı fakat pek çürümüş, kokmuş ve köhneleşmiş tuzak sözlerin mânasını tam bir vukufla tahlilden, Garbın ileri tarafı İle geri tarafını tayinden sonra alış verişe girişmelidirler. Garptan şeriat ve hukukî içtihatla. yâni dinî ve içtimaî mezhepler değil, sanat medeniyetini almağa, öğrenmeğe ve bu yolda süratle terakkiye ait ciddî teşebbüslere girmelidir. Bu işlere lâlettayin insanları değil, seçkin ahlâk, fazilet ve seciye sahibi insanları memur etmelidir. Yabancı memleketlere tahsile gönderilen talebelerini oralarda çok sıkı bir takibe tâbi tutmayan Müslüman milletler, bu çocukları vasıtası ile memleketlerine ilim, fen, medeniyet değil, bir alay mason, komünist ve anarşist ihtilâlci ve yıkıcı fikirler ithal etmiş olurlar.

    Fransa İhtilâli belki Garp milletlerinin bünyelerine uygun, içtimaî ve siyasî bir hareket olarak, telâkki edilse bile, bütün dünya milletlerinin hayatı için elzem ve zaruri bir hareket olması hiçbir zaman İcap etmez. Zira İslâmiyet bu İnkılâpçıların tasavvur ettiklerinin pek yüksek ve medenisini 14 asır evvel fiilen tahakkuk ettirmiş, beşeri saadet ve selâmetin ebedî yolunu açmıştır. İslam âleminin Garp mânasında bir inkılâba ve ihtilâle katiyen ihtiyacı yoktur. Bizim ne içtimai, ne dinî, ne de iktisadî bünyemizin Garba benzer bir tarafı bulunmamaktadır. İnkılâptan evvelki Avrupa'da olduğu gibi İslam âleminde aristokrat bir asalet, dinî bir rühbaniyet yani rahipler sınıfı, ayrıca da bir halk veya avam tabakası şeklinde ne bir taksim, ne de bir sınıflaşma olmamıştır. İslâmiyet bu kabil sunî ve gayri tabii marazî, egoist, beşerî tesanütü tahrip edici ayrılıklara müsaade etmemiş açık emirlerle menetmiştir. İslâmiyet’in özü 'müminler kardeştir' cümlesiyle pek kısa fakat çok açık bir surette ifade edilmiştir. İslâmiyet hem dünyayı hem âhreti, hem maddeyi hem mânayı İhata ve ihtiva eden pek yüksek bir din olmakla Müslümanlar arasında Garplılar arasındaki nizalara benzer geçimsizliklerden hiçbiri vuku bulmamıştır. Esasen inkılâpçı ve mason Garbın zihninde bulunan ezelî ve ebedî İslam ve Kurân husumeti bu yüksek dinin haiz olduğu birlik ve tesanüt İstidatlarından korkularındandır. İslam Şarkla İnkılâpçı, anarşist ve mason yâni perişan Garp, düşünceleri, duyguları ve ihtiyaçları itibarı ile ayrı ayrı âlemlerdir. Bununla beraber büyük bir İçtimaî hareketten alınacak dersler de inkâr edilemez. Bu inkılâp bol miktarda yıkıcı ve yok edici ifratlar ihtiva etmesi itibar ile dikkatle tetkik edilmek icap etmektedir. Bu inkılâbın özünü din, milliyet, tarih, anane ve ahlâk aleyhtarlığı teşkil etmesi, dünya kurulalı beri tecrübelerle kabul edilmiş nizam ve İntizam esası üzerine kurulmuş siyasî ve içtimaî müesseseleri kökünden ret ve tahrip eder mahiyette olması hayırdan ziyade şerlerin, iyi niyetlerden ziyade kötü

    niyetlerin mahsulü olduğunda da şüphe bırakmamaktadır. Bu ihtilâlle ayrıca Avrupa medeniyeti çökmüştür. Avrupa kıtasının masum insanları hem birbirleri, hem de dünya için bir huzursuzluk unsurları haline gelmişlerdir. Dinlerini, ahlaklarını, ananelerini kaybeden bu kıta insanları süflî bir hayatın, sefahat ve sefaletin kucağına düşmüşlerdir. Bundan böyle değil medenî bir terakki göstermek, ellerinde mevcut medeniyeti besleyecek ahlâkî ve iktisadî imkânların kâffesinden mahrum kalmış bulunuyorlar. Onlar o kadar sapmışlardır ki yaşamak İçin ölümden istimdat ediyorlar.

    20 asırlık Avrupa tarihi taassupla taassubun boğuşmasından başka bir şey değildir. Bu dünyanın zihniyeti dar ve münkir bir Fanatizm tarafından kurumuş ve işlenmiştir. Garp zihniyetini dokuyan içtimaî, siyasî hâdiselerin mânasını layığı ile ve etraflıca ihata ve mukayese yolu ile salim ve tarafsız hükümlere varabilmek için, tarihi yapan kitleleri tahrik eden manevî ve maddî kuvvetlere hakim bulunan unsurları ve zihniyetlerini tanımak lâzımdır. Mücadelede muvaffak olan unsur, kendi zihniyetini Garp zihniyeti olarak gösterecek ve tarihî şüphesiz kendi zaviyesinden ve kendi hesabına yazacaktır. Ve ta­rih çoklukla bu baskı altında yazılmış, bir bakıma göre iyilik ifade eden âmiller kötülük, kötülük tevlit eden hareketler de iyilik şeklinde gösterilmiş, methedilmiştir. Bu da zamanla bir usul ve ölçü halinde âdetleşmiş ve artık üzerinde düşünülmeden bu yol da yürümek bir alışkanlık olmuştur. Halbuki bu çığın açanlar ekseriyetle dini ve millî tarihlerin ve ananelerin hasımları veya bunların dostlarıdır. Bu cihetle inkılâp deyince din ve mukaddesat düşmanlığını hatırlatan veya doğrudan doğruya prensip ittihaz eden her hareket her millet veya cemiyet için sakınılması lâzım gelen bir felaket ve tehlike İşareti gibidir. Millî ve dinî tarih ve ananeleri menfur ve iğrenç bir hâdiseler silsilesi şeklinde gösterenler insaniyet düşmanı masonlar yahut enternasyonalistlerdir. Bunlar yüzlerce senedir Siyonizm yâni Tevrat senatının zaferi ve Yahudi kavminin cihan hakimiyeti dâvasına sadakatle hizmet etmiş ve etmekte olan milliyetsiz, dinsiz, imansız, ahlâksız, vatansız aile düşmanlarıdır.

    Bu sebeple dünyaya örnek olarak propaganda edilen, din, ahlak, vicdan, milliyet ve insaniyet düşmanlarının tahrik, teşvik ve liderliğiyle başarılmış bulunan Fransız Büyük ihtilâlinde masonluğun oynadığı role de kısaca işaret edelim:

    * * *