Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Huri Çalışkan
Huri Çalışkan

İnsanı ayrıştıran din, dil, ülkesi değil penceresinden nasıl gördüğüdür.

  • ve öyle işte08.08.2026 - 16:43

    sevdiğin elin masanın üzerinde biraz sana doğru yaklaşması…işte insan, koca bir ömrü tek bir santime sığdırabiliyor.

  • ve öyle işte08.08.2026 - 16:43

    gölgelerin yan yana kavuşumu kadar güzel, bir insanın gözlerinde, kendine ayrılmış yeri bulmak.

  • ve öyle işte08.08.2026 - 16:42

    birinin adını sessizce söylemek…
    dünyanın en kalabalık yerinde bile insanın kendine ait bir odası olması gibi.

  • ve öyle işte08.08.2026 - 16:42

    uzaklık adımların ulaşamadığı yer değil, sesin ulaşamadığı o dar aralıktır; o yüzden uzak insan, aynı gölgenin içinde bile ötekine.

  • insan doğası08.08.2026 - 16:41

    hiçbir sözcük yeniden icat edilmedi yeniden,
    ama rüzgârın taşıdığı toz ilk kez bugün böyle dokundu cama.

    biz de hikayemizi bitti sanırız, oysa sahnede eksilen tek şey ışıkların yönü.

  • seni anlatmak08.08.2026 - 16:40

    birinin adını sessizce söylemek…
    dünyanın en kalabalık yerinde bile insanın kendine ait bir odası olması gibi.

  • ve öyle işte07.08.2026 - 10:39

    rüzgârın da yorulduğunu gördüm.

    O gün,
    deniz dalga olmaktan vazgeçmişti.

    H.Çalışkan

  • Müzik kutusu18.05.2026 - 08:38

    ?si=5NNv8hB5QXhW7G5-

  • Huri Çalışkan Söz Güncesi18.05.2026 - 08:33

    kadınların haritası yoktur…
    onlar kendi coğrafyalarını kendileri belirler.

  • Huri Çalışkan Söz Güncesi11.05.2026 - 13:09

    Derbyshire’ın Kalbinde Bir Rüya: Aşkın Şafağı
    Huri Çalışkan

    İngiltere’nin kuzeyinde, Derbyshire’ın sisli tepeleri arasına saklanmış, yeşil devasa vadilerin kadim fısıltılarıyla kuşatılmış bir masal diyarıdır Pemberley... Gökyüzünün puslu mavisiyle yeryüzünün taze çimen kokusu o meşhur gölün aynasında birbirine sarılırken, zaman burada asaletle diz çöker. Bu efsanevi malikanenin ahşap verandasından bakınca; doğa sadece bir manzara değil, ruhun sonsuzluğa açılan o mağrur penceresidir.

    Henüz güneş yeryüzüne altın ellerini uzatmamış, gölgeler çekilmek için rızalık beklerken; Elizabeth, üzerinde rüzgarın parmaklarıyla taranan beyaz, tül gibi ince geceliğiyle koltuğuna yerleşir. Elinde, buharı sabahın buğusuna karışan gül yapraklı çayı... O, günün bu en dilsiz vaktini, arşın en saf ve en bakir suskunluğunu, sanki dünya yeni baştan kuruluyormuşçasına çok sever.

    Derken, adımları sessizliği incitmeden, varlığı huzur veren Darcy yaklaşır. Elizabeth’in omzuna bıraktığı o sıcak, şefkat dolu öpücük; şafağın serinliğini dağıtan, kalbin içini ısıtan ilk güneştir aslında. Kulağına, o derin ve sarsılmaz hayranlığıyla fısıldar:

    “Yine gün ışıklarıyla yarışa girmişsin sevgilim; ama nafile... Biliyorsun ki güneşin tüm ihtişamı, senin o duru ve berrak ışığının yanında sönük kalmaya mahkûmdur.”

    Elizabeth, sevdiğinin sesindeki o demlenmiş şefkatle gülümseyerek Darcy’ye yer açar o geniş, güven kokan koltukta. İnce bir battaniyenin yumuşaklığına sığınıp, diz dize, nefes nefese günü ve birbirlerini selamlarlar. İşte tam o an, Darcy’nin sesinden dökülür o mısralar; bir ruhun diğerine en mahrem, en çıplak itirafı gibi:

    “Pencereyi kapama, gök dolabilir içeri / Sen neyi görebilirsin / Islak bir bulutun ağışını mı... Pencereyi aç, sesin sarsın dünyayı / Duyulur elbet ta ötelerden / Yürek kendini tanır..”

    Yürekler, o mısranın büyülü boşluğunda birbirini yeniden tanır. Mutfağın kuytusundan süzülüp verandaya kadar kanat çırpan o taze tarçınlı kurabiye kokusu, huzurun somut hali olup sarar bu iki ruhu. Öyle bir teslimiyettir ki bu; ne geçmişin önyargılarından bir iz kalır kalplerde, ne de geleceğin belirsizliğinden bir korku. Gözleri kapalı, sadece birbirlerinin varoluş ritmine tutunarak, o meşhur “Pemberley sükûnetini” kutsal bir tütsü gibi ciğerlerine çekerler. Artık uykuya ihtiyaçları yoktur; çünkü yaşadıkları bu rüya, uyanıkken görülebilecek en muazzam mucizedir.

    Mayıs, bir takvim yaprağı değil; Pemberley’in o buğulu sabahında, bir şiirin en derin dizesinde, sevdiğinin omuz başındaki o ebedi “anda kalma” mucizesidir. Bırakın bu ay pencereleriniz hep açık kalsın; içeri sadece bahar kuşları değil, o dilsiz ama dünyayı sarsan devasa aşk dolsun.