Hayat ne garip değil mi¿ Kim derdi ki ihtimallerin bu denli olasılıksız olduğu bir mekanda Sen beni görüp yüzünü çevireceksin, ben Seni görüp odaya girmemle çıkmam bir olacak...
Pazartesi sendromu ile Pazar rahatlığının Araf'ında, şu koca şehri ayaklarımın altına seren salonumun büyük penceresinin önünde, kıblemi bir daha adım atmayacağım yuvan eyleyip ilk kadehimi Sana kaldırdım; 54'üncü günün şerefine olsun
Kalemim Sana hizmet etmeye başladığı vakit aklımdan geçenlerden, hissettiklerimden korkuyorum. Milena'ya Mektuplar misali, hissedilmiş ama kağıda geçirilmemiş çok satır mevcut gönül heybemde. Kaldırılamayacak hissiyatlar taşıyorum, fazla gelecek, ağır gelecek, insanın yüreğini çatlatacak hissiyatlar... Yeter bu kadar; devamı yazılmamalı.
Ceren, farkında mısın inanılmaz şeyler oluyor! Sanki artık bitti, bir daha olmayacak denilen mucizeler gerçekleşiyor! Gözlerimizin önünde oluyor tüm bunlar. Parmaklarımız şah damarlarımıza gidiyor ve tüm bu olan biteni hissedebiliyoruz ve hatta bizzat içinde yaşıyoruz. Bu ölüm sessizliği, bu katılık ama içten içe hissettiğim uçsuz bucaksız aidiyet ve adanmışlık. Sanki tüm evren tek bir amaç uğruna şekilleniyor, yazılmış bir kadere hizmet ediyor da biraz tevekkül diyor. Ve ben bu filmin sonunu çok merak ediyorum...
Anlam yüklemek doğru mu yanlış mı bilmiyorum ama biz ya da artık Sen ve ben kopmak için elimizden gelen ne varsa yaparken kaderin bu bizi ya da artık Seni ve beni bir şekilde bir araya getirme çabası nedir Ceren¿ Hâlâ inanamıyorum... Seninle 38 gün önce, yani son konuşmamızdaki konumuz buydu; böyle birşeyin bir daha olma ihtimalinin olmadığını dile getirmiştin ve ben de her zamanki gibi küçük ihtimallerin peşinden koşmuştum, insanı en çok mutlu eden, bir zamanlar Senin peşinden koştuğum gibi, küçük ihtimalim benim (çok tatlı ve huzurlu bir tebessüm belirir), vayyyy be diyorum hatırladıkça...Neyse, aşka gelip de konuyu dağıtmayayım :) Ve benim o gün neden olmasın dediğim o küçük ihtimalim gerçekleşti. Çok şaşkınım... Konu tabiki benim haklı çıkmam falan değil bu noktada. Bunu sormak bir yandan beni korkuturken bir yandan da inanılmaz heyecanlandırıyor ama soracağım; "Bu nasıl bir tevafuktur Ceren?!" Yoksa kendimize dahi itiraf edemediğimiz; lakin en derinlerimizde bir gün yaşayacağımıza inandığımız bir kaderin mi yolundayız, bir tamamlanışın yolunda mı?..
Profesyonelliğin gerekleri...
Hayat ne garip değil mi¿ Kim derdi ki ihtimallerin bu denli olasılıksız olduğu bir mekanda Sen beni görüp yüzünü çevireceksin, ben Seni görüp odaya girmemle çıkmam bir olacak...
Pazartesi sendromu ile Pazar rahatlığının Araf'ında, şu koca şehri ayaklarımın altına seren salonumun büyük penceresinin önünde, kıblemi bir daha adım atmayacağım yuvan eyleyip ilk kadehimi Sana kaldırdım; 54'üncü günün şerefine olsun
Her ne kadar 12.00'da ıngaaaa'ların duyulmaya başlayacak olsa da en nihayetinde "Gün geceden başlar..."
Ve o vakit gelir...
İyi ki şu dünyaya gelmişsin kalbimin pamuklarına sardığım... (derin şükür)
Ve Kral Pop'da Evdeki Saat'den Uzunlar çalar...
Kalemim Sana hizmet etmeye başladığı vakit aklımdan geçenlerden, hissettiklerimden korkuyorum. Milena'ya Mektuplar misali, hissedilmiş ama kağıda geçirilmemiş çok satır mevcut gönül heybemde. Kaldırılamayacak hissiyatlar taşıyorum, fazla gelecek, ağır gelecek, insanın yüreğini çatlatacak hissiyatlar... Yeter bu kadar; devamı yazılmamalı.
Ceren, farkında mısın inanılmaz şeyler oluyor! Sanki artık bitti, bir daha olmayacak denilen mucizeler gerçekleşiyor! Gözlerimizin önünde oluyor tüm bunlar. Parmaklarımız şah damarlarımıza gidiyor ve tüm bu olan biteni hissedebiliyoruz ve hatta bizzat içinde yaşıyoruz. Bu ölüm sessizliği, bu katılık ama içten içe hissettiğim uçsuz bucaksız aidiyet ve adanmışlık. Sanki tüm evren tek bir amaç uğruna şekilleniyor, yazılmış bir kadere hizmet ediyor da biraz tevekkül diyor. Ve ben bu filmin sonunu çok merak ediyorum...
Anlam yüklemek doğru mu yanlış mı bilmiyorum ama biz ya da artık Sen ve ben kopmak için elimizden gelen ne varsa yaparken kaderin bu bizi ya da artık Seni ve beni bir şekilde bir araya getirme çabası nedir Ceren¿ Hâlâ inanamıyorum... Seninle 38 gün önce, yani son konuşmamızdaki konumuz buydu; böyle birşeyin bir daha olma ihtimalinin olmadığını dile getirmiştin ve ben de her zamanki gibi küçük ihtimallerin peşinden koşmuştum, insanı en çok mutlu eden, bir zamanlar Senin peşinden koştuğum gibi, küçük ihtimalim benim (çok tatlı ve huzurlu bir tebessüm belirir), vayyyy be diyorum hatırladıkça...Neyse, aşka gelip de konuyu dağıtmayayım :) Ve benim o gün neden olmasın dediğim o küçük ihtimalim gerçekleşti. Çok şaşkınım... Konu tabiki benim haklı çıkmam falan değil bu noktada. Bunu sormak bir yandan beni korkuturken bir yandan da inanılmaz heyecanlandırıyor ama soracağım; "Bu nasıl bir tevafuktur Ceren?!" Yoksa kendimize dahi itiraf edemediğimiz; lakin en derinlerimizde bir gün yaşayacağımıza inandığımız bir kaderin mi yolundayız, bir tamamlanışın yolunda mı?..
Durumlarımızı, mesajlarımızı şöyle baştan sona okudum, o bebek kadar masum bakan fotoğraflarını içim gide gide seyrettim... Ne çok sevmişim Seni..