Sevgiyi ölçecek hiçbir kantar yoktur. Çünkü sevgi maddi terazilerde kıyaslanamaz. O, dağın derinliklerinden geldiği söylenen; aslında kaynağı cennet olan ırmakların fışkırması gibi, gönül tepelerinden aşkın çağlamasıyla kemale erer. Sevgi atomları bir arada tutan mayadır. Maddeye şekil veren, meyveye tat-koku-renk veren, insana hayat veren yücelerden yüce bir iksirdir.
Sevgi, katışıksız öz ve durudur. Hiçbir beklentiye bina edilemez. Gelgitleri yoktur. Karşılıksızdır. Belki de karşılık sızıdır. Gönülsüzdür. Tek çıkan ses, gönül sözüdür.
Sevgi herhangi bir kalıba sığmaz. Şekli şemaili yoktur. Sevmek, bazen ağlamaktır. Bazen susmaktır. Bazen gülmektir. Bazen coşmaktır. Sevmek yer yer hayal kurmaktır yer yer tatmak, tutmak, dokunmaktır. Sevmek anlamaktır.
Bazen karşımızdaki insanın bir “insan” olduğunu unutabiliyoruz. Onu bir yazı, bir rakam, bir fotoğraf, bir ses, bir ışık, bir madde, bir kategori, bir nizip, bir hayal yada herhangi bir şey olarak değerlendirebiliyoruz. Oysa ayakları yere sağlam basmayan bu acelecilik ve tankların paletleri altında ezen bu hırsın muhatabı bir insan… Daha sakin, daha duru, daha zihnimiz berrak düşünmeliyiz…
Bir hayale aşık olmuşsun
Aşk, değerli bir taş imiş
Kaybolmuşsun...
İnsanlar bir yerlerde kavga ediyor
Ben ise sürtüyorum kaldırımlarda
Kalbim seni istiyor
Otel odaları yalnız ve soğuk
Yeni bir başlangıç lazım ama
Hayallerimin sesi boğuk
B.Ş.
Çok iyi gitmedi belki
Ben de gitmedim
Bak kaybettim herşeyimi
Kaybettim mi seni?
İnancım kale duvarı gibi
Birgün geleceksin
Yadedeceğiz geçmişi
Geleceksin de mi?
B.Ş.
Sana dayadım tüm hayatımı
Sana dayandırdım...
Küsüp gitmek istemiyorum bu şehirden
Unutmak istemiyorum sana söylediğim şarkıları
Ufukta kaybolan o yoldan
Gelecek misin bir ikindi üzeri
Güneşin batmaya yakın kızıllığında
Beni kurtaracak mısın yalnızlıklardan...
Direncimi kaybetmekteyim
Ateşin de bir yere kadar canı
Ömür geçer mi sensiz karanlıklarda
Yetiş sönmek üzereyim...
B.Ş.
Sevgiyi ölçecek hiçbir kantar yoktur. Çünkü sevgi maddi terazilerde kıyaslanamaz. O, dağın derinliklerinden geldiği söylenen; aslında kaynağı cennet olan ırmakların fışkırması gibi, gönül tepelerinden aşkın çağlamasıyla kemale erer. Sevgi atomları bir arada tutan mayadır. Maddeye şekil veren, meyveye tat-koku-renk veren, insana hayat veren yücelerden yüce bir iksirdir.
Sevgi, katışıksız öz ve durudur. Hiçbir beklentiye bina edilemez. Gelgitleri yoktur. Karşılıksızdır. Belki de karşılık sızıdır. Gönülsüzdür. Tek çıkan ses, gönül sözüdür.
Sevgi herhangi bir kalıba sığmaz. Şekli şemaili yoktur. Sevmek, bazen ağlamaktır. Bazen susmaktır. Bazen gülmektir. Bazen coşmaktır. Sevmek yer yer hayal kurmaktır yer yer tatmak, tutmak, dokunmaktır. Sevmek anlamaktır.
Bir heykeltraş gibi gereksiz herşeyi at, ben kalacağım geriye...
Basit düşün: Burdayım ve seninim... Ben öyle yapıyorum: "Ordasın ve benimsin"
Yoktun, şu yaz gününde, çok üşüdüm bugün...
Oğul: “Baba, deve bir pul, alalım mı?”
Baba: “Yok ki oğul, alamam”
başka bir zaman,
Oğul: “Baba, deve bin pul olmuş”
Baba: “ Var oğlum, hemen alalım”
Bulursun, yakındır, elin gitmez almaya…
Kaybedince uzaklara büyük bedeller ödemeye razı olursun…
Bazen karşımızdaki insanın bir “insan” olduğunu unutabiliyoruz. Onu bir yazı, bir rakam, bir fotoğraf, bir ses, bir ışık, bir madde, bir kategori, bir nizip, bir hayal yada herhangi bir şey olarak değerlendirebiliyoruz. Oysa ayakları yere sağlam basmayan bu acelecilik ve tankların paletleri altında ezen bu hırsın muhatabı bir insan… Daha sakin, daha duru, daha zihnimiz berrak düşünmeliyiz…