"Delirmemek için yazanlar delirdiğinde de yazmaya devam edecek.Ne içten bir deliliğin bilgeliğidir bu.Kendimizle tanışma hâli.! "
NiLüFeR AkSu
.
..
...
“Her insanın ruh gündemini,içinin sesini duyurmak istediği bir varlık vardır.Belki ihtiyaçtan,belki bir cevabı arayıp da bulmak gibi varmak istediği bir varlık vardır. Peki ruhçamızın hakiki muhatabı kimdir ? Notalarında,çizgilerinde,harflerinde kendimizi bulduğumuz bir sanat eseri mi ? Ruhumuzu gözümüzden okuyan maşuğumuz mu ? İç sesimiz mi ? Dua sesimiz mi ? Münacatlardaki Tanrımız mı ? Hakiki bir dostumuz mu ? Kimdir Ruhçamızın hakiki muhatabı ? ~ Ruhun hakiki muhatabı Ruhça konuşabildiği varlıktır.Diğerleriyse bir vakte misafir olunca,vakit vazzı vurunca vadesi dolunca gidecek olanlardır. Hakikatteyse;kısmi özgürlük, sınırlı alternatifler ve güncel seçeneklerin en avantajlısıyla muhatap oluyor insan.Bu yüzden Ruhça bilmiyor kimse. Vakit geçirmek için beraber yürürsün / beraber yürürsün ve vakit geçmiştir / vaktin nasıl geçtiğini anlamadan yürürsün ; bu üç ayrımda salınıyor yanımızdaki muhatabın varlığımızdaki ikâmeti…”
Benzer benzere kayıtsız kalır mı hiç ? Elbette kalmaz.Fakat benzer olmamız aynı şeyleri düşüneceğiz anlamına gelmez,o aynılığa girer. Ve orada birbirine besleyen,geliştiren,farklı pencereler açtıran fikir alış verişi yoktur çünkü orada ,bilincin farkındalığı yoktur. Kaldı ki, sağlıklı iletişimin olmadığı hiçbir yerde yaşam belirtisi dahi yoktur…..
“Bir insanı anlamadan onu gerçekten sevemeyiz.İnsan,anlaşılmak ister, sevilmeden önce…ve anlamak,sevmeden önce.” ~ ‘Lütfeder gibi sevmenin,küfreder gibi sevmekten farkı yoktur’ Der: Anguttus.
“Hiç gürbüz hiç pembe yanaklı sayfalarımız olmadı mı ? Bizim biz hiç mavi kalacak bir mevsime çıkmamış mıydık yorgun yokuşlardan kışın ? ~ Kendiliğinden gelen sözcüklerin misafirliğini ne çok severdin nasılsın…? Bugünlerde ben iyi gibiyim yorgun gri kaideler arasında hüzünlü bir yeşilim ya sen sen nasılsın ? Göğsündeki ağrılar nasıl ? İyi misin…?” ~ Birhan Keskin
“Her insanın ruh gündemini,içinin sesini duyurmak istediği bir varlık vardır.Belki ihtiyaçtan,belki bir cevabı arayıp da bulmak gibi
varmak istediği bir varlık vardır. Peki ruhçamızın hakiki muhatabı kimdir ? Notalarında,çizgilerinde,harflerinde kendimizi bulduğumuz bir sanat eseri mi ? Ruhumuzu gözümüzden okuyan maşuğumuz mu ? İç sesimiz mi ? Dua sesimiz mi ? Münacatlardaki Tanrımız mı ? Hakiki bir dostumuz mu ? Kimdir Ruhçamızın hakiki muhatabı ?
~
Ruhun hakiki muhatabı Ruhça konuşabildiği varlıktır.Diğerleriyse bir vakte misafir olunca,vakit vazzı vurunca vadesi dolunca gidecek olanlardır. Hakikatteyse;kısmi özgürlük,
sınırlı alternatifler ve güncel seçeneklerin en avantajlısıyla muhatap oluyor insan.Bu yüzden Ruhça bilmiyor kimse. Vakit geçirmek için beraber yürürsün / beraber yürürsün ve vakit geçmiştir / vaktin nasıl geçtiğini anlamadan yürürsün ; bu üç ayrımda salınıyor yanımızdaki muhatabın varlığımızdaki ikâmeti…”
“Niyeti kötü olan insandan değil,
niyetinin kötü olduğunu saklayan insandan kork.”
~
Mevlana
~
Yanlış insan,doğru hissettirmez…
Merhaba,Sevgili Tuba
Çünkü karşımıza çıkan her canlı sınav
İnsan,hayvan hatta ağaç bile…
öZümüzü unutmamak olsun,her daim… .
.
Miraç Kandilimiz, kutlu olsun.
Sevgiyle…
Benzer benzere kayıtsız kalır mı hiç ? Elbette kalmaz.Fakat benzer olmamız aynı şeyleri düşüneceğiz anlamına gelmez,o aynılığa girer. Ve orada birbirine besleyen,geliştiren,farklı pencereler açtıran fikir alış verişi yoktur çünkü orada ,bilincin farkındalığı yoktur. Kaldı ki, sağlıklı iletişimin olmadığı hiçbir yerde yaşam belirtisi dahi yoktur…..
“Mükemmelliyetçilik…
Mükemmel olma hırsı, farkındalığın düşmanıdır.”
“Bir insanı anlamadan onu gerçekten sevemeyiz.İnsan,anlaşılmak ister, sevilmeden önce…ve anlamak,sevmeden önce.”
~
‘Lütfeder gibi sevmenin,küfreder gibi sevmekten farkı yoktur’ Der: Anguttus.
Duyarsız insanlar,hiç beklemedikleri bir anda çökse,yerle bir olup izleri dahi kalmasa,..!!
Kalben teşekkürlerimle,Sevgili Melek .))
Hatırşinaslığın,değerli paylaşımların için..
Sevgiler,selâmlar benden de…
tozu dumana katıp
dörtnala koşan coşku yok !
gözlerin feri sönmüş
sevinçler yok…!
~
çatlamıyor toprakta tohum
kapanmış içine küstüm çiçekleri…
~
günler terzinin ağzındaki
iğne sessizliği
yok gecelerin hükmü…!
~
yolun kenarına bırakılan
emanet kimin ?
adı yok
yolda koyan kim…!?
~
nilüfer&aksu /flu
“Hiç gürbüz
hiç pembe yanaklı
sayfalarımız olmadı mı ? Bizim
biz hiç mavi kalacak bir mevsime
çıkmamış mıydık yorgun yokuşlardan kışın ?
~
Kendiliğinden gelen sözcüklerin misafirliğini
ne çok severdin
nasılsın…?
Bugünlerde ben iyi gibiyim
yorgun gri kaideler arasında
hüzünlü bir yeşilim
ya sen
sen nasılsın ?
Göğsündeki ağrılar nasıl ?
İyi misin…?”
~
Birhan Keskin