Orlando Bloom ve Kirsten Dunst'ı birarada düşünenler filmden maddi ve manevi birçok şey umarak..biraz da önyargılı giriyorlar bence içeriye...Cennetin krallığı ve Spider Man'den sonra hele...beklentiler maximumda oluyor haliyle....
Çıkışta ise şöyle düşünüyor insan...
Bence şu sahnede şöyle birşey hiç olmamış..bence şu sahnede şöyle bir atraksiyon yapılsaydı daha can alıcı olabilirdi...vesairelerle yeni bir filmi sil baştan yeniden yazma arzusuyla yanıp tutuşarak çıkıyor insan dışarıya...
Bu noktada asıl olayı sonradan kavrıyor insan düşününce... Sosyoekonomik ve sosyokültürel olarak ne kadar farklı(evet doğru kelime bu işte) bir toplumun fertleriyiz biz... Aile yaşantısından tut da...doğumlarımız..ölümlerimiz bile bir tabular zinciri şeklinde geçmek zorunda... Artı ne kadar da abartmayı seviyoruz herşeyi toplum olarak...bu yaşam tarzından öte genlerimize kazınmış...dramatik olsun..büyüleyici olsun..muhteşem bir duygu seli yaratsın istiyoruz....olmayınca da..ver elini hayal kırıklıkları...
Saded: türk aile yapısı ve sosyokültürel ilişkileri bu filmi beğenmez ağbi....tıpkı benim gibi... birşeyler biryerlerde hep eksik kalır....
^^Bu toplumun onların sandığı kadar aptal olmadığını(aptal olup olmadığını) göreceğiz.^^
Döngel Karhanesi(orijinali eğlence tesisleri) için Ahmet Uğurlu'nun söylediği bir söz... Eskiden merhum Aziz Nesin ederdi bu tür lafları...beylik bir laf doğrusu..eğer film tutmazsa artık aptallar için film yapıcaklarmış... doğrusu ben gittim de zeki birimiyim şimdi..:=)) ...bu ne yaman çelişki anne....:=))
Batan bankaların mudilerine ve yaşanan traji-komik kurtarma operasyonlarına dikkat çekse ve dokundursa da amacına ulaşamamış bir film bence...
Her ne kadar sıradışı ve komik sayılabilecek bir film olsa da, İstanbul'dan kız toplama özellikle de Fransız Kolejinin önünden aldığı rahibenin...^^Afrikadaki açlar için alıyorum bu çeki^^ demesi üzerine..^^her o..nun bir bahanesi vardır derlerdi de inanmazdım^^ sözüyle baya konuşulacak ve tartışılacak bir film...
Banyo'da daha ince bir zeka pırıltısı vardı bence...
Finalde bitirmemekle ve uzatmakla hata etmişler....
Bir sabah uyanıyorsun aynı koşuşturmaca devam ediyorken umarsızca.. güncel muhabbetler..güncel tartışmalar...herşey aynı gibi görünüyor başlangıçta… her zamanki gibi okuluna gidiyor..öğrencilerine tarihi sevdirme savaşı veriyorsun…..bıkmadan usanmadan şanlı tarihini anlatıyorsun yeni nesil genç kuşaklara…
Dönüş yolundaki göz doktorunun levhasına takılıyor gözün bir anda…kader ağlarını örecek ya…^^arada bir bir ışık çakıyor gibi gözümün önünde şu doktora bir uğrayım bugün^^ diyorsun… Muayene oluyorsun..görünüşte her şey yolunda…^^bir şey çıkmayacak muhtemelen hocanım ama bir MR çekelim^^ diyor..doktor sana.. Çekiliyor…sonucu eline alıyorsun hayretle...
gözün hemen arkasındaki beyin bölgesinde 4 cm büyüklüğünde bir tümör...Meninjiom….
kafatasını açıp içinden o yumurta büyüklüğündeki kitleyi çıkarıcaz diyor doktorlar... hemen operasyona girmelisiniz…
bir anda duruyor dünya... saatin tik takları susuyor o an
..düşünüyorsun....birden..
dünyanın anlamını sorgulamak için geç kaldığını.. ve aslında hayatın ne kadar anlamsız olduğunu sağlık olmadıktan sonra… o operasyona girmeden geride kalan ve veda etmediğim biri var mı acaba diye...düşünüyorsun bir yandan da…
yapacak o kadar çok şeyin varken daha.. planların.. dünyayı gezecektin hani... yeni aldığın evin taksitleri bile birkaç yıl sürecekti … daha evlenecektin...boy boy çocukların olacak..torun sevecektin hani.... ölümü düşünmek için o kadar erkenken....tam 26 yaşındayken....
-denize bak…dedi genç kadın… *neden ne var… -denize bak..deniz kabarıyor..tsunami galiba…. (genç adam başını çevririr gittikçe kabararak büyüyen ve üzerlerine doğru gelen dalgalara) *aman Allahım..(dünyanın sonu dedikleri an bu an olsa gerek diye düşünür ikisi de) -yanıma gel canım..çabuk….(gözyaşlarıyla) *seni seviyorum… -seni seviyorum… ….sırtımızı dönelim…görmeyelim dalgaları..olur mu..yoksa dayanamam…(elleri sıkıca kenetlenmiş iki genç yürek yan yana…bir apartmanın bilmemkaçıncı katında) *olur canım… -eşhedü en la… *eşhedü en la… ve çevrelerindeki bütün insanlardan bir anda göklere bir nida yükselir… -*-eşhedü en la ilale illallah… hep beraber..aynı anda…o apartmanın bilmemkaçıncı katındaki bütün kalabalık..sırtlarını üzerlerine doğru gelen denize dönmüş kelime-i şahadet getirmektedir…
genç kadın ter içinde uyanmıştır… ^oh be rüyaymış çok şükür… bu sefer uçak düşmedi…deniz yükseldi yine…^^…diye düşünmektedir..
oysa tam da ertesi gün en samimi arkadaşının beyninde 4 cmlik tümör olduğunu öğreneceğini ve akşama kadar gözyaşlarından dereler yaratacağını kim bilebilir ki? ? ?
^^Hayat^^ denilen şey bu kadar anlamsızken….ve ölüm bu kadar yakınken….
öpersem, dudağım yar kıyısıdır keskin ve yumuşak ille de miniciktir dokunuşu dudağımın
avuçlarıyla pilava saldıran arap uçup gitti tenimden ben parmak izlerimin tadıyla gelirim pürüzlü bir dokunuş yanağında övgülerim ihtişamına değil minicik sade sende tattığım şeylere dair acelem yok
'bütün kadınlar aynı' der, kadınları hep daktilo tanır gibi tanımayı becerenler önce nefes almayı bilmek gerek oysa senin kokun ne aroma katıyor odaya durdukça yüreğinin çarptığı bir divanda nabzım nasıl vuruyor
işte bana çay getiriyor işte karşımda, oturmuş: nefesini tutarak o ilk tadında çayın bana çayında ne sunduğunu keşfetmemi bekliyor göz kapağımın üstündeki bir minicik kıpırtıdan dudağımın ucundaki bir kıvrımdan yutkunurken boğazımdaki bir kıvranıştan sonra bakışımın uç kalelerindeki haberci kulelerindeki bir ışıktan
'söyle ne olursun' demiyor sabırlı ve dingin bir göl gibi minicik bir taşın o sonsuzca yayılacak çırpıntısını bekleyerek bu bekleyişiyle vurmaya, gümlemeye adım atan kalbini teskin teninde titremeye meyyal birşeyleri
sabırla yatıştırarak tuzakta günlerce çırpınmış bir kurdun baygın getirildiği bir ağılda gözünü açar açmaz o bitap haliyle koyunlara saldırdığı gibi sevmek köprülerinden de geçtim
oysa küçültmeli minicik şeylere sığdırmalı sevmeyi özümüzün o sonsuzca derin benliğimizin en karanlık yerlerini keşfederek oradan başlamalı sevmek yolculuğu
sonunda hepimiz öleceğiz elbet gel bir sev beni, birlikte ölelim tek bir hamlede zirve oysa ne de çapraşık bir topoğrafyası var benliklerimizin yürünmüş yollardan kestirme çıkılabilecek aşılmış geçitlerden bir an önce varılabilecek bir terminal noktadan ibaret değiliz ki
'işte seni de keşfettim, bi numaran yok' 'sen de her yol kadar yorucu' 'her durak kadar konuklayıcısın, bildim': 'bırak, sende de bulamadığım aradığımı' 'çünkü aramayı bilmeyen biriyim' 'çünkü, ne aradığımı' 'nereden bulabileceğimden anlarım sandım'
ve hüsrandır elbet, defalarca kadınlarca ve erkeklerce hüsran
saysan, bir köy doldurur mu bulamadıkların?
......... parmağımın izini hissetmelisin pençe gibi kavrayamadığından değil ellerim seni aramayı senden öğrenmeliyim sende bulacağımı benimle keşfedermişsin gibi
kahve falı gibi değil, fal için kapatılmış fincandaki telvenin o biricik, tek bir defalığına oluşan yükseltileri, yoğunlaşmaları, seyrelmeleri gibi 'işte bir yol görünüyor' denilen yolları gibi..
Dök zülfünü meydana gel Sür atını ferzane gel Al daireni meydane gel Bülbül senin gülşen senin yar yar aman aman Aşıkınam hayli zaman Dil muntazır teşrifine gel aman aman
Verdin cevap ünvan ile Yaktın sinem sûzan ile Bülbül senin gülşen senin yar yar aman aman Aşıkınam hayli zaman Dil muntazır teşrifine gel aman aman
En Uzun Gece
Ahmet Altan
bkz:sevdalinka
Orlando Bloom ve Kirsten Dunst'ı birarada düşünenler filmden maddi ve manevi birçok şey umarak..biraz da önyargılı giriyorlar bence içeriye...Cennetin krallığı ve Spider Man'den sonra hele...beklentiler maximumda oluyor haliyle....
Çıkışta ise şöyle düşünüyor insan...
Bence şu sahnede şöyle birşey hiç olmamış..bence şu sahnede şöyle bir atraksiyon yapılsaydı daha can alıcı olabilirdi...vesairelerle yeni bir filmi sil baştan yeniden yazma arzusuyla yanıp tutuşarak çıkıyor insan dışarıya...
Bu noktada asıl olayı sonradan kavrıyor insan düşününce...
Sosyoekonomik ve sosyokültürel olarak ne kadar farklı(evet doğru kelime bu işte) bir toplumun fertleriyiz biz...
Aile yaşantısından tut da...doğumlarımız..ölümlerimiz bile bir tabular zinciri şeklinde geçmek zorunda...
Artı ne kadar da abartmayı seviyoruz herşeyi toplum olarak...bu yaşam tarzından öte genlerimize kazınmış...dramatik olsun..büyüleyici olsun..muhteşem bir duygu seli yaratsın istiyoruz....olmayınca da..ver elini hayal kırıklıkları...
Saded:
türk aile yapısı ve sosyokültürel ilişkileri bu filmi beğenmez ağbi....tıpkı benim gibi...
birşeyler biryerlerde hep eksik kalır....
^^Bu toplumun onların sandığı kadar aptal olmadığını(aptal olup olmadığını) göreceğiz.^^
Döngel Karhanesi(orijinali eğlence tesisleri) için Ahmet Uğurlu'nun söylediği bir söz...
Eskiden merhum Aziz Nesin ederdi bu tür lafları...beylik bir laf doğrusu..eğer film tutmazsa artık aptallar için film yapıcaklarmış...
doğrusu ben gittim de zeki birimiyim şimdi..:=)) ...bu ne yaman çelişki anne....:=))
Batan bankaların mudilerine ve yaşanan traji-komik kurtarma operasyonlarına dikkat çekse ve dokundursa da amacına ulaşamamış bir film bence...
Her ne kadar sıradışı ve komik sayılabilecek bir film olsa da, İstanbul'dan kız toplama özellikle de Fransız Kolejinin önünden aldığı rahibenin...^^Afrikadaki açlar için alıyorum bu çeki^^ demesi üzerine..^^her o..nun bir bahanesi vardır derlerdi de inanmazdım^^ sözüyle baya konuşulacak ve tartışılacak bir film...
Banyo'da daha ince bir zeka pırıltısı vardı bence...
Finalde bitirmemekle ve uzatmakla hata etmişler....
Bir sabah uyanıyorsun
aynı koşuşturmaca devam ediyorken umarsızca..
güncel muhabbetler..güncel tartışmalar...herşey aynı gibi görünüyor başlangıçta…
her zamanki gibi okuluna gidiyor..öğrencilerine tarihi sevdirme savaşı veriyorsun…..bıkmadan usanmadan şanlı tarihini anlatıyorsun yeni nesil genç kuşaklara…
Dönüş yolundaki göz doktorunun levhasına takılıyor gözün bir anda…kader ağlarını örecek ya…^^arada bir bir ışık çakıyor gibi gözümün önünde şu doktora bir uğrayım bugün^^ diyorsun…
Muayene oluyorsun..görünüşte her şey yolunda…^^bir şey çıkmayacak muhtemelen hocanım ama bir MR çekelim^^ diyor..doktor sana..
Çekiliyor…sonucu eline alıyorsun hayretle...
gözün hemen arkasındaki beyin bölgesinde 4 cm büyüklüğünde bir tümör...Meninjiom….
kafatasını açıp içinden o yumurta büyüklüğündeki kitleyi çıkarıcaz diyor doktorlar...
hemen operasyona girmelisiniz…
bir anda duruyor dünya...
saatin tik takları susuyor o an
..düşünüyorsun....birden..
dünyanın anlamını sorgulamak için geç kaldığını..
ve aslında hayatın ne kadar anlamsız olduğunu sağlık olmadıktan sonra…
o operasyona girmeden geride kalan ve veda etmediğim biri var mı acaba diye...düşünüyorsun bir yandan da…
yapacak o kadar çok şeyin varken daha..
planların..
dünyayı gezecektin hani...
yeni aldığın evin taksitleri bile birkaç yıl sürecekti …
daha evlenecektin...boy boy çocukların olacak..torun sevecektin hani....
ölümü düşünmek için o kadar erkenken....tam 26 yaşındayken....
-denize bak…dedi genç kadın…
*neden ne var…
-denize bak..deniz kabarıyor..tsunami galiba….
(genç adam başını çevririr gittikçe kabararak büyüyen ve üzerlerine doğru gelen dalgalara)
*aman Allahım..(dünyanın sonu dedikleri an bu an olsa gerek diye düşünür ikisi de)
-yanıma gel canım..çabuk….(gözyaşlarıyla)
*seni seviyorum…
-seni seviyorum…
….sırtımızı dönelim…görmeyelim dalgaları..olur mu..yoksa dayanamam…(elleri sıkıca kenetlenmiş iki genç yürek yan yana…bir apartmanın bilmemkaçıncı katında)
*olur canım…
-eşhedü en la…
*eşhedü en la…
ve çevrelerindeki bütün insanlardan bir anda göklere bir nida yükselir…
-*-eşhedü en la ilale illallah…
hep beraber..aynı anda…o apartmanın bilmemkaçıncı katındaki bütün kalabalık..sırtlarını üzerlerine doğru gelen denize dönmüş kelime-i şahadet getirmektedir…
genç kadın ter içinde uyanmıştır…
^oh be rüyaymış çok şükür…
bu sefer uçak düşmedi…deniz yükseldi yine…^^…diye düşünmektedir..
oysa tam da ertesi gün en samimi arkadaşının beyninde 4 cmlik tümör olduğunu öğreneceğini ve akşama kadar gözyaşlarından dereler yaratacağını kim bilebilir ki? ? ?
^^Hayat^^ denilen şey bu kadar anlamsızken….ve ölüm bu kadar yakınken….
Eternalflame
sevmenin miniciktir nefesi
soluk soluğa değil
öpersem, dudağım yar kıyısıdır
keskin ve yumuşak
ille de miniciktir dokunuşu dudağımın
avuçlarıyla pilava saldıran arap uçup gitti tenimden
ben parmak izlerimin tadıyla gelirim
pürüzlü bir dokunuş yanağında
övgülerim ihtişamına değil
minicik sade sende tattığım şeylere dair
acelem yok
'bütün kadınlar aynı' der, kadınları hep daktilo tanır gibi tanımayı becerenler
önce nefes almayı bilmek gerek oysa
senin kokun ne aroma katıyor odaya durdukça
yüreğinin çarptığı bir divanda nabzım nasıl vuruyor
işte bana çay getiriyor
işte karşımda, oturmuş:
nefesini tutarak o ilk tadında çayın
bana çayında ne sunduğunu keşfetmemi bekliyor
göz kapağımın üstündeki bir minicik kıpırtıdan
dudağımın ucundaki bir kıvrımdan
yutkunurken boğazımdaki bir kıvranıştan
sonra bakışımın uç kalelerindeki haberci kulelerindeki bir ışıktan
'söyle ne olursun' demiyor
sabırlı ve dingin bir göl gibi
minicik bir taşın o sonsuzca yayılacak çırpıntısını bekleyerek
bu bekleyişiyle vurmaya, gümlemeye adım atan kalbini teskin
teninde titremeye meyyal birşeyleri
sabırla yatıştırarak tuzakta günlerce çırpınmış bir kurdun
baygın getirildiği bir ağılda
gözünü açar açmaz o bitap haliyle
koyunlara saldırdığı gibi sevmek köprülerinden de geçtim
oysa küçültmeli
minicik şeylere sığdırmalı sevmeyi
özümüzün o sonsuzca derin
benliğimizin en karanlık yerlerini keşfederek
oradan başlamalı sevmek yolculuğu
sonunda hepimiz öleceğiz elbet
gel bir sev beni, birlikte ölelim
tek bir hamlede zirve
oysa ne de çapraşık bir topoğrafyası var benliklerimizin
yürünmüş yollardan kestirme çıkılabilecek
aşılmış geçitlerden bir an önce varılabilecek bir terminal noktadan ibaret değiliz ki
'işte seni de keşfettim, bi numaran yok'
'sen de her yol kadar yorucu'
'her durak kadar konuklayıcısın, bildim':
'bırak, sende de bulamadığım aradığımı'
'çünkü aramayı bilmeyen biriyim'
'çünkü, ne aradığımı'
'nereden bulabileceğimden anlarım sandım'
ve hüsrandır elbet, defalarca
kadınlarca ve erkeklerce hüsran
saysan, bir köy doldurur mu bulamadıkların?
.........
parmağımın izini hissetmelisin
pençe gibi kavrayamadığından değil ellerim
seni aramayı senden öğrenmeliyim
sende bulacağımı benimle keşfedermişsin gibi
kahve falı gibi değil, fal için kapatılmış fincandaki telvenin
o biricik, tek bir defalığına oluşan
yükseltileri, yoğunlaşmaları, seyrelmeleri gibi
'işte bir yol görünüyor' denilen yolları gibi..
Doç Dr V. B.
Dola Dola....
Dök zülfünü meydana gel
Sür atını ferzane gel
Al daireni meydane gel
Bülbül senin gülşen senin yar yar aman aman
Aşıkınam hayli zaman
Dil muntazır teşrifine gel aman aman
Verdin cevap ünvan ile
Yaktın sinem sûzan ile
Bülbül senin gülşen senin yar yar aman aman
Aşıkınam hayli zaman
Dil muntazır teşrifine gel aman aman
yeni cdsini hemen almalıyım...
whatever lola wants