Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Mustafa Bay sizce ne demek, Mustafa Bay size neyi çağrıştırıyor?

Mustafa Bay terimi Gül Laypanoğlu tarafından 24.03.2018 tarihinde eklendi

  • Atakan Erdem Başpınar
    Atakan Erdem Başpınar 17.04.2018 - 09:22

    Meditasyon

    Baharla
    Geriye sarıyor zaman

    Allanıp pullanarak…

    Ben de
    En kıvrak halimi alıyorum
    En cevval
    En akışkan

    Rüzgâr da yorulmayı unutuyor
    Bana öykünür gibi

    Papatyalar yerinde sayıyor
    Sallanarak…

    Huzur
    Geri geliyor
    Kilidini kırıyor cemre cemre gün
    Kapısı ardına dayanıyor gönlümün

    Günlerden sanki her gün pazar
    Saatler hep dokuzu çalıyor

    Ve ben sana uyanıyorum
    Artık

    Azar azar…

    17.03.2018

    Mustafa Bay




    Bu şiiri açtığım anda dikkatimi çeken ilk şey şiirin fiziki yapısı oldu. Okumaya başlamadan önce düşündüğüm ilk şey de şairin tüm cümlelerini ucu açık bir cümle olarak bitirmek istediğinin onun tarzı olduğu kanısına vardım.


    Peki, bu kanıtlanabilir bir gerçeklik mi?


    İşte burada karşıma yine şiirin ve şairin esnekliği, dil hâkimiyeti ve son olarak da üstüne etiketlenmiş tarzı çıktı.


    Sadece şiirin kısalığı değil, çoğunlukla bir, iki ve üç kelime ile tamamlanan satırlarla, bu kadar kısa bir şiirde ne anlatılabilirdi?


    İşte benim için ilgi çekici ve ilginç olan da buydu.


    Şimdiye kadar okuduğum yorumlarda şairden bahsedilirken hep şununla karşılaştım. İyi bir şairin yazdığı şiirin uzunluğu veya kısalı önemli değil.


    Peki, iyi bir şair olmanın kıstası ne?


    Kişiye göre değişiklik gösterir gibi görünse de, sonuç olarak şair, şiirini okuyucusuna yaşatabiliyorsa, tek etiketi ‘iyi şair’ oluyor.


    Benim bu şiirde kendi adıma bulduğum iki şey oldu.

    • Huzur ve o huzurun getirdiği motivasyon.


    Ne kadar denemiş olsam da, içinde geçen tüm zaman kavramlarına rağmen, ben kendi adıma bu şiirde bir zaman kavramı bulduğumu söyleyemem.


    Gönlün kapısını ardına kadar dayayan şeyin huzur olduğunu söyleyen, o huzuru da azar azar aşka uyanışa bağlayan şairimizin, bu ölçülebilir değerlere yüklediği sonsuzluğa ve ince zekâsına hayran kaldığımı söylemeliyim.


    Şiirin bütününe hakimiyet kuran o yorulmak bilmez rüzgâr ve onun etkisinden kurtulamayan papatyalar ve şiir içindeki senaryo mükemmel.


    Aşk dolu bir şair, zaman içinde zamanlar yaratarak, insanın içini coşturan örneklerle çok güzel anlatmış, beklemenin o huzur veren telaşını.


    Sonuç olarak Meditasyon, bir an dalınmış bir hayal gibi görünse de gerçekten güzel ve motivasyona sebep bir şiir.



    Saygılarımla.

  • Atakan Erdem Başpınar
    Atakan Erdem Başpınar 17.04.2018 - 09:14

    Merhaba Mustafa Bay


    Hatırlarsınız, ilk gelişimde sizin de destek vermenizden mutlu olduğum anı defteri önerisinde bulunmuştum. İki nedenle başka bir öneri ile geldim.


    • Birincisi olayımızın yeni ve farklı bir boyut kazanması isteğim.
    • İkinci ise, sizinle benim aramda birebir yaşanacak ilk anımıza bir isim koymak ve konumuzun da ‘şiir’ olmasını istemem.


    Şiirin benim için zorlayıcı ve kendimi eğitmem gereken bir konu olduğunun bilinmesini ve buna çalışırken de çok zorlandığımı söylemek zorundayım.


    Bu sebeple çok sayıda şairin şiir sayfalarını ziyaret ettim. Yapılan yorumların tamamını okumaya çalıştım. Yetinmedim antoloji formatında hizmet veren birkaç sitede de aynı şeyi yaptım. Elde edebildiğim ilk izlenim ise:


    Şiirin kesinlikle çok boyutlu ve esnek bir konu olduğu ki;

    1. İlk olarak karşıma çıkanın şiirin kimin olduğu önemi oldu.
    2. Pek çok şiirde, şiiri ziyaret edenlerin çoğunluğunun birbirini takip ettiği oldu. Gösterilen bu ortak eylemde de gözüme ilk çarpan ise gruplar içerisinde bulunmanın gereğinin baskın bir aksiyom (tanımlanabilmesi için var olması şart olan olgu.) olarak karşıma çıktı.
    3. Alınan yorum, antolojim ve beğeni değerlerinin öne çıkartılması çabasının önemi yanında kimi zaman kalitenin göz ardı edilebilmesi gerçeği benim önüme yine gruplarda var olmanın farkında olmadan gruplaşma eylemini gerektirdiği bir sonuca varmama sebep oldu.
    4. Sonuç olarak, bu tür sanal ortamlarda var olabilmenin aidiyet mantığına doğru bir eğim ve istek gösteriyor olması bu gerekliliğin haklılığını ortaya koyuyor.
    5. Başka ve önemli bir veri de, tüm bu eylemler kimi zaman eksiye doğru yönelmiş bir eylemmiş gibi görünse de, çok önemli bir motivasyon (isteklendirme) aracı olduğunun da yadsınamaz bir gerçek olması.


    Burada şunun da önemle altını çizerek belirtmek isterim ki, bir üst kısımda maddeler halinde vermiş olduğum veriler gözlemlerim sonucunda elde ettiğim ve tamamen tarafıma ait olup, hiç kimseyi bağlayıcı, öteleyici ve genel bir kural olarak algılanmaması gerekir.


    Asıl konumuma dönmem gerekirse, şiir seçimi konusunda çok zorlandığımı, klasik sözlerle ifade etmek yerine beni zorlayan kıstaslarımdan bahsetmek istiyorum. Çünkü şu an yapmaya çalıştığım şeyin boyumu aştığının farkındayım. Bu sebeple yapmaya çalışacağım şeyde seçtiğim şiirin ve şairin hakkını tam olarak iade edebilecek bir eylem içerisinde olmam gerekiyor ki, hak yerini ve sahibini bulsun.


    • İlk olarak yukarıda sunduğum veriler doğrultusunda hala su yüzünde olmayı sürdüren şiire uzak oluşum ve yorum yapma eylemi nedir, nasıl yapılır ya da yapılmalıdır konusu ve kıstaslarının neler olduğuna hala tam olarak sahip olamamam.
    • Bu korkumun altında yatan alt ve en önemli başlık ise, es kaza ‘şiire ve şaire’ zarar verebilme ihtimalimden doğan korkum.


    Bu sebeple en çok da şu an burada olmamın asıl muhatabı olan Mustafa Bay üzerinde çalıştım.


    Şiirlerinin; beğeni, antolojim ve yorum adedi, sayısal olarak çıtayı zorlayan bir şair olduğunu gösterdi. Kendisi tarafından yapılmış görebildiğim tüm yorumlarından edindiğim ilk ve izlenim Mustafa Bay’ın uzun cümlelerin adamı olmadığı oldu. Ayrıca bunu yaparken kelimelerini süsleme çabası olmaması da ona yakışan bir tavır ve tarz olarak karşıma çıktı. Buda bende şiirdeki estetik ve esneklik güzelliği olarak kodlandı.


    Bunca anlatı sonrası beni en çok zorlayan şey ise;

    • Hangi şiiri?


    Beni bu kadar düşündüren de, benim buraya geliş ve bu terimin açılma sebebi olan ‘Meditasyon’ şiiri ve o şiirin yoruma kapalı olması.


    Arkadaş listesinde olmadığım halde elime geçen ‘Meditasyon’ şiirinin sunum mesajına rağmen, bana atıfla abi/kardeş ilişkimizi kabul edişine sığınarak, kendimi o şiirinde sınamak ve o şiiri ile karşısına çıkmak istiyorum.


    Saygılarımla.

  • Nergis Hasdemir
    Nergis Hasdemir 14.04.2018 - 10:09

    Felaket tellalınız geldi Mustafa Bay(!)

    Tarafınızdan özenle ötelendiğim halde, özür dilemeye değil de toplayabildiğim tüm edebimle geldim.

    Biraz sizden, biraz kendimden en çok da aynen dediğiniz gibi ‘değerli evlat’ Atacan’ımdan bahsedeceğim. Buraya geliş-gidişlere bir anlam veremesem de o Moderatör ruhlu kurtarıcım Atacan’ıma desteğe geldim.

    Atacan gerçekten çok farklı bir çocuk.
    Aynen babası gibi ince ruhlu, duygusal, sevecen, zarif, efendi, gerektiğinde gözünü budaktan sakınmayacak kadar yürekli ve gözü kara, ne zaman kimin yanında durması gerektiğini, kime ne zaman el uzatması gerektiğini bilen ve çok da ‘yakışıklı’ nur yüzlü bir çocuk o.

    Yani ona boşu boşuna Atacan demiyorum!

    Sizinle olan ilk ve son anıma gelmeden önce Moderatör ne onu bi Google amcamıza soralım hele.

    ‘Moderatörlere ihtiyaç duyulmasının birçok farklı nedeni vardır.
    Lütfen buraya dikkat!
    Moderatörlerin ilk ve asıl görevi online ortamlar içerisindeki kuralların yerine getirilmesini sağlamak ve içeriklerin düzgünlüğünü kontrol etmektir.

    Forum içerisinde tek bir yetkilinin tüm bu ihtiyaçlara cevap veremeyecek olması nedeniyle belirli yetkilere sahip olan Moderatörler kullanılır.’

    Bu da Atacan’dan başkası olamaz! Bakın varlığı nasıl da değiştirdi bu ‘nedir’in’ gidişatını.

    Konumuza dönersek :)

    Moderatör forum içerisinde;
    Hataları düzeltme
    Zararlı içerikleri kaldırmak
    Üye yasaklama/silme
    Dağılan konuyu toparlama gibi gelişmiş yetkilere sahiptir.

    İşte asıl soru bu!
    Nasıl Moderatör Olunur?
    Bana sorarsanız moderatör olunmaz doğulur.
    Gördüğünüz gibi Atacan da böyle bir çocuk!

    Şu sözü çok severim. ‘Zaman büyük bir öğretmendir. Ne yazık ki tüm öğrencilerini öldürür.—Curt’

    Başta düşünüp anlayamadığımız şeyi lütfedip düşünürsek bu nedir’in başlangıç amacının da ne olduğunu anlamış oluruz.

    Konuyu daha fazla dağıtmadan hemen geliş sebebime ve ilk anısını paylaşan olmaya geldiğimin bilinmesini istiyorum.

    Galiba geçen Aralık ayının ortalarında duydum ilk kez Mustafa Bay Beyin sesini.
    Bir insan bu kadar mı ulaşılmaz olur? Ne kadar denemiş olsam da tarafına ulaşmamın online ortamda çok zor hatta hiç mümkün olmadığını söylemem gerek. Bu konuda benden yardımlarını esirgemeyen güzel/cinim Nilüfer Kozoğlu’na çok teşekkür ediyorum. Olayın tamamını şu an burada anlatamam çünkü üstümde taşıdığım ve atmam gereken şey vasiyet gibi bir şeydi ve benim acilen kendisine ulaşmam gerekiyordu. Ne yazık ki kendisine ulaştırmam gerekenler ve ulaşma sebebim hiç de hoş şeyler değildi.

    Eminim o an Mustafa Bay da bana felaket tellalı etiketini yapıştırmıştır.
    Sonunda telefon numarasına ulaştım ve aradım.

    Aman ya Rabbi o nasıl bir şaşkınlıktı.

    Bir tek o gün için çok özür dilerim Mustafa Bay!

    Atacan’ımla tanışacağınız gün kesinlikle bende orada olacağım.

    O güne dek benimde takibimdesiniz.

    Saygılarımla.

  • Ahmet Durgut
    Ahmet Durgut 12.04.2018 - 15:27

    Her ne kadar konuyu tam toparlamaya çalışsam da
    sanki toparlayamadığımı anladım...
    Ortaya
    bir deyiş süslü şiirimle
    davetkar oldum üstadıma....o işi bilendir...saygılarımla.

    Âlem'in Âşık Satrancı

    Ya gövdenizle ad’lanıp dönem sizsiniz...
    Ya da bölgenizde vah’lanıp dönemsizsiniz.

    Kan yerinde can’ı taşıyıp akıl
    Tan yerine gitmektir vüsat..; Fikir.

    Ya aşkla yüceleşip âlem sizsiniz...
    Ya da aşksız cüceleşip âlemsizsiniz.

    Sen yerinde O’nu yaşayıp zekâ
    Ben yerine dönmektir vuslat..; Beyin.

    Ya renginizle şah’lanıp önem sizsiniz...
    Ya da kendinizde mat’lanıp önemsizsiniz.

    Ahmet Durgut

  • Ender Pehlivan
    Ender Pehlivan 12.04.2018 - 15:15

    Bu şiveye cevap verecegini bilseydim çoktan yazardım... :) Abem nazlanma gelive garii...

  • Mustafa Bay
    Mustafa Bay 12.04.2018 - 09:48

    Ne mutlu bana...
    Aylar sonra "kızımın sesini"duydum...
    Üstelik "Muğla Şivesiyle..."

    Gelirken yanına abisi Atakan'ı da almış, ona beni tanıtmış...
    Daha ne denir..
    Mutluluğun yanına onur da eklendi...

    Almula ve Atakan, size tarifsiz minnet ve şükran borçluyum..
    Farkında olmadan abi/kardeş ilişkisini yerine oturtmuş, zamansız yükünü almışım Atakan'ın üstünden..
    Huzur duydum ben de...

    Evet, burası "anı defteri" gibi olmalı bence de...
    Yıllara meydan okumalı, paylaşılan anılar gelip gidenlerce okunmalı...
    Kalıcılık budur, dünü yarına bağlamak ancak böyle olur...

    Umarım..
    Dilerim...
    Güzel olanı, insancıl olanı bölüşürüz...

    Teşekkürler Almula, "Şekerparem..."
    Teşekkürler Atakan, değerli evlat...

  • Almula Erdem
    Almula Erdem 10.04.2018 - 16:56

    Atakan Erdem diyorsa doğru diyordur :) ve kesinlikle üstüne yorum yapılamaz yani ben yapamam :)


    Ha bi de yazmış oraya _anı defteri_ olarak kullanın diye
    Gelde başka şey yazıve


    E, deyi ve bene Mısdıvammmm napcez şinci?
    O deyivemiş __anı yazceniz__
    Yazcez yazcez de hangiciğini seçemedim :)

    Bak bene ne yapcem şinci


    Hey millet size ne deycem :)

    Üzmeyek __Şekercanımı__ olma mı?


    Çünkü ben onu çok seviyom
    Çok seviyom
    Çok seviyom
    Çok seviyom
    Çok seviyom
    Hemide çomçoooookkkk


    Bakın bene bakem
    Hadi gutlayıverem nedirini olma mı?


    Şeker canım işte senin tayfan
    __Atakan Erdem__

    Almula Erdem
    Nergis Hasdemir
    Nilüfer Kozoğlu

    Unutma he mi

    Oynamayı da emme


    Haydeeeee :)





  • Atakan Erdem Başpınar
    Atakan Erdem Başpınar 10.04.2018 - 10:39

    Merhabalar Mustafa Bay

    Bu bölümü, bölümde yazılanları, olayın var oluş nedenini ve sonuçlarını en ince ayrıntısına kadar okuyup anlamaya çalıştım. Sebebini, girdi ve çıktılarını artıya, eksiye vurdum. Elde edebildiğim tek veri benmerkezcilik oldu. Çünkü mesajların altında bulunan 'in ve out' butonlarının kullanılışını çok çocukça ve basit bulduğumu ve bu tezimin kanıtı olduğunun bir göstergesi olduğunu söylemeliyim.

    Bu nedir teriminin oluşturulma sebebini anlayabilmek için ‘kişiler’ kategorisinde oluşturulan diğer nedir terimlerini araştırdım. Olay ve oluşma sebebi aslında çok basitti. Sanırım bu nedir’in neden ‘kişiler’ kategorinde açılmış olduğu ve gereği gözlerden kaçmış.

    Bu kadar açıklamamdan sonra ne demek istediğim şu an benim ekranımda ve karşımda olan cümle açıklıyor.

    ‘Mustafa Bay sizce ne demek, Mustafa Bay size neyi çağrıştırıyor?’

    Benim görebildiğim tek şey gereksiz yere yaratılmış bir kaos oldu.
    Üzülerek şunu düşündüm. Burası buraya yazmak isteyenlerim Mustafa Bay ile yaşadıklarını, anılarını paylaştıkları bir anı defteri olmalıydı.

    İsim zikredilerek yapılanların eleştiri değil de öngörü ve temenni ve olaya katılmak istenen bir espri olarak algılanmasını isterdim. Övgüye varız. Eleştiriye uzağız mantığıyla üstü örtülü şekilde tek bir kişi ötelenerek özür dilenmesi ve özrün sanal savaşlardaki sanal kahramanlara malzeme verilmesine sebep olması benim gözümde pek de şık durmamış.

    Sonuç olarak uzak durmaya çalıştığım bu tür sanal âlemlerin çok gereksiz bulduğum bu kaoslarını 14.000 km’den fazla bir uzaklıktan anlayabilmek benim için hiç mümkün değil.

    Ama her insanın olduğu gibi benim de zaaflarım ve bam tellerim var.

    Bunlara girmeden önce kendimi ve burada bulunma sebebimi etiketsiz olarak kısaca anlatmam gerekirse yukarıda gördüğünüz adı taşıyan, babasını hayal meyal hatırlayan, 24 yaşında ama daha 5 yaşında abi olması gerekirken baba olmuş biriyim.

    Bugün burada olma sebeplerimin en başında olan sebep Almula Erdem ve onun sayesinde tanıdığım ve hayatımızın en hassas döneminde hayatımıza giren Mustafa Bay.

    Şahsen ne tanışmadık, ne de yazıştık. Bizi birbirimize anlatan da Almula Erdem oldu.

    Dürüst olmam gerekirse, o dönemde ne kadar engelleyeme çalışsam da engelleyemediğim bir bağ oluştu Almula Erdem ve Mustafa Bay arasında.

    Almula Erdem o sancılı dönemde bana Mustafa Bay tarafından gönderilmiş çok özel bir mesaj getirdi. “Atakan’a söyle onun kaderini paylaşanlarda var.” O an önemsemediğim o mesajda bana anlatılmak istenen şeyi Almula Erdem’i dinledikçe fark ettim.

    Biz Mustafa Bay ile birbirimize çok benziyorduk. Hayata başlamak için 5 yaş çok erken bir yaş. Çocuk olmadan abi, büyümeden baba olmak çok zor.

    17 yıl sonra omzumdaki bu yükü alıp, Almula Erdem’den “artık babam gibi davranmayı bırakıp abim olmayı dener misin?” cümlesini duymamı sağladığınız için teşekkür ederim Mustafa Bay.

    Bana yeni bir abi kazandıracak o tanışma gününde görüşünceye kadar takibimdesiniz.

    Saygılarımla

  • İki Baharın Valsi
    İki Baharın Valsi 08.04.2018 - 20:21

    Heeey merhaba arkadaşlar
    Bak hele burada kimleri görüyorum
    Zeybek Hocam, hoş geldiniz ;))

    İki değerli büyüğüm, dostum
    Gül Laypanoğlu ile Mustafa Bay
    Nezdinde nedir terimin şereflendiren arkadaşlarım
    Hoş geldiniz ;))

    Minnet, saygı ve sevgisini
    Antolojinin forum platformuna da taşımak istemiş kanımca arkadaşım Gül.
    Gül letafeti işte
    Canı sağ olasıca ;))

    Hepinizin duygu ve düşüncesine saygım ve sevgimle iştirak ediyorum...

    Bir damla Zeybek Hoca
    Uzun yıllar antoloji çatısı altında, avluya nicelikli zatına yakışan izler bıraktı.
    Antoloji avlusunda yani sayfasında, şiirleri ile yorumları kitap niteliğindedir.

    Ne mutlu bizlere şairi yakından tanıdık.
    Yolumuz burada kesişti.
    Lakin ata ocağına yolumuz düşse, begonvilli kamelyası altında ailecek iyi demleniriiiiz ;))

    Hayat dopdolu, son sürat yanı başımızdan akıyor..
    Yoğunluk bedenen ve zihinsel yorgunluk halihazırda
    Ondan bir damla Zeybek Hocam, dinlenmek istemiş olabilir.

    Ne kadar dinlenirsiniz, ne kadar duran kalırsınız
    Siz bilirsiniz tabii.

    Ama
    O güzel şiirlerinizden mahrum etmeyin bizleri.

    Başta Zeybek Hocam olmak üzere
    Hepinize, saygı ve sevgilerimle
    Afiyetle kalın.. ;))

  • Mustafa Bay
    Mustafa Bay 07.04.2018 - 19:56

    Bir kez daha yazma gereği duydum...
    Nedeni, "ortada eleştirilecek bir durum yok..."
    Ne var?
    Çağrı var...
    Şahsımı onurlandıran, bu çağrıya katkı sunan dost ve arkadaşlarımın paylaşımları var..

    Durum bu iken...
    "İsim zikrederek" eleştiri getirmek hiçte şık durmuyor...
    Üstelik isim değiştirerek...

    Şahsım adına özür diliyorum bahsi geçen arkadaşlarımdan...
    Saygıyla, muhabbetle...

  • Nergis Hasdemir
    Nergis Hasdemir 07.04.2018 - 10:45

    Duydunuz mu, Mustafa Bay Kaçak!

    Aboooovvv duymaz olur muyuz? Eminim sağır sultan da duymuştur(!) Yazarken gaf yapmamak için oku oku hatim indirdim. :)

    Bilmiyorum sanma gaf yakalamadaki ustalığını. O nedenle sana paçamı kaptırmaya hiç niyetim yok :) Senin mesajınla birlikte verilen tüm cevapları da pek tabii.

    Cadısın!
    İnatsın!
    Kafana koyduğunu yaparsın anladık!
    Anladık da otur bir düşün modern polyanna değdi mi?

    Yok!
    Yok!

    Zor bir durum...

    Anlamakta inan çok zorlandım. Amacının üzüm yemek mi bağcı dövmek mi olduğunu.
    Amaç belli.

    Ama amacın muhatabı sürprizine pek sevinmiş olacak ki, nerdeyse her cümlene tek tek cevap verdiği mesajını erinmemiş iki kez göndermiş. Bu incelik diye düşünenler için incelik olabilir ama benim için olabilemez!

    Bu gafını da ya olaya tam vakıf olamayışına, ya da o da “örtülü gezininlerden” olduğu için antodan kopmadığına bağlayıverdim gitti.

    Al sana bir gaf daha kahkahalarla gül diye :)

    Bahar ve Güner Hanım (!)
    A bacılar işin özünü anlayamadıysanız uzak duruvereydiniz ya!

    Fulya Hanımı anlamakta zorluk çektim.
    İyi ki tanımıyormuş bahse konu Mustafa Beyi! Bir de tanıyor olsaydı vay başımıza geleceklere!
    Vesileleriniz bol olsun.

    Melek ve Neslihan Hanımmış seni gerçekten anlayan ve destekleyen gerçek dostların bol-ahengim.


    Ben mi? Boş ver beni!
    Sadece amacına destek için.

    Başarılar
    Sevgiler modern polyanna

  • Fulya Aras Koca
    Fulya Aras Koca 06.04.2018 - 23:09

    Bir vesilesiyle, tam da şu anda, Sn. Mustafa Bay ile ilgili "nedir" bölümünde yazılar olduğunu gördüm.

    Tüm yazılanları da pek tabii ki okudum.

    Bana da, Sn. Gül Hanım'ın başlattığı,dost çağrısı köprüsünde, düşüncelerimi söylemek düşer diye hemencik yazmaya başladım.

    Öncelikle Mustafa Bey'in"meditasyon" şiirinin, okuyanlara kapalı kalmasıyla ilgili mesajının Çağdaş Kalemler grubuna düştüğü anda Sn. Nurten Işılak Hanım'ın da bu konuda "hayır efendim, siz isterseniz yoğunluğunuzdan dolayı şu dönemde aktif olamasanız da ve bizlerin şiirlerine geri dönemeseniz de, bizlerin dostluğu ben yorum yazdım ama o yazmadı mukayesesi dahlinde değildir. Bu sebeple nasıl olur da, lütfen meditasyon şiirini antolojinize eklemeyin dersiniz. Açınız efendim yorumlara" diyen mesajının gruba düştüğünü ve pek çok dostan aynı içerikte gelen destek mesajları aldığını belirterek yazıma başlamak istiyorum.

    Doğrusu ben Mustafa Bey ile aynı anda antolojide hemen hemen hiç bulunamadım. Benim antolojiye girişime müteakip, kısa bir süre sonra Mustafa Bey ayrılmak durumunda kalmıştı. Onun geri döndüğü dönemde de ben ara vermek durumunda kalmıştım. Bu böyle gitti.

    Peki öyleyse ben Mustafa Bey için niçin yazı yazıyorum? Hani pek tanıma fırsatım olamadı ya...

    İşte olaya bu noktadan yaklaşmak aslında büyük ölçüde, bir yanılgı olur.
    Zira bir insanı, en iyi şeklide tanımak için, onun olmadığı ortamlarda onun için söylenenlene kulak vermek gerekir. Yani ben öyle düşünürüm.

    Aynı meclislerin koltuklarında otururken, biri birinin karşısında yerlere kadar eğilen, methiyeleri bol kese yollara serpen kişilerin, sohbet ortamlarından veya paylaşımlardan çıktıkları anda yani gıyaplarında nasıl da biri birleri haklarında verip veriştirdiklerine, pek çok defa şahit olmuşluğum vardır.
    İşte tam olarak, eşiğin hemencik bir adım öte yanı, incilerin serpilme anıdır.

    Dediğim gibi ben Mustafa Bey'in olmadığı an meclisteydim. Yani antolojide,

    Peki ama işte hazır fırsaaaat.
    Hiç mi bir Allahın kulu, o anda, tek kelime kötü laf etmez.
    Hangi anda, kimle bahsi geçerse geçsin, herkes hep saygıyla, hürmetle, sevgiyle bahsediyor.
    Yok canıııım. Hiç inandırıcı değil. Olmaz. İnsan nefsine aykırı de mi ama....dedim ve döndüm şiirlerine baktım.

    Keyifti şiirlerini okumak. Duru bir kelime akışı altında derin anlamlar.

    Tam şairliği için evet haklılarmış, şiir ehli diye düşünüyordum ki şiirlerini pasifledi, bizi mahrum etti.
    Demem o ki ayıp etti. Feci bozuldum. Olmaz efendim. Kanaatim bir tık geri kaydı. :))

    Sonra denk geldikçe diğer şairlerin şiirlerine yazmış olduğu yorumları okudum. Evet insan iyi bir şair olabilir ama yorumlardaki düz yazısı da, en az şiirleri kadar kişinin günlük halinin, hayat görüşünün, görüsünün bir diğer anlatıcısıdır. Hatta bir adım daha öte bir misyonu vardır ki o da bir diğer şairi karşılama şeklini göstermesidir. Bu da yine bence kısmı oldu galiba...ama yapcek bişey yok.. nihayetinde kendi düşüncelerimi yazıyorum ya...İşte demem o ki yorumlarında da aynı olgunluk, ağırlık, babacanlık, dobralık var, ki bunların hepsinin bir potada harmanlanması kolay değildir, ama Mustafa Bey'in yorumları da şiirleri kadar bir üst kalem ve yürek zenginliği harcıydı.

    Eee hal böyle olunca,onca "Nassıl yaniiii! Hiç kimse nasıl olur da gıybet yapmıyor" dememe rağmen, Mustafa Bey'in böylesi saygı ve sevgiyle anılması pek tabii ki normaldir diye düşündüm.

    Bizim köyde "yiğidi öldür, hakkını ver" derler. Derler demesine de, belkim, meydanda bu devirde pek yiğit kalmadığı için midir, ya da, yiğidin hakkını bilecek kadirşinas insanlar kalmadığı için midir, bilemedim, bu lafın uygulamasına nicedir şahit olamıyordum.

    O yüzden böylesi anılmalara şahit olmak hem Mustafa bey adına hem de, yittiğini düşündüğüm insani güzellikleri tekrardan görmeme vesile olduğu için kendi adıma mutluluğum oldu.

    İyi ki Mustafa Bay varmış dedirtti.

    Aaa sahi nerelerde şimdi Mustafa Bey?

    halen mi yok?

    Yok yok böylesi seveni varken fazla uzak kalmaz, yakındır, antolojiye geri döner.

    Döner! Döner!

    Dönersiniz de miiiiii?

    Yani tabii bu da bence kısmı :)))

  • Melek Avcı Coşkun
    Melek Avcı Coşkun 06.04.2018 - 14:09

    Çok kıymet verdiğim her anlamda dürüstlüğüne inandığım, antolojiye katıldığımdan bu yana bilgilerinden istifade ettiğim Saygıdeğer bulduğum güzel yürekli insan Mustafa Bay yine bizimle olduğu hissettir. Saygılar...

  • Gül Laypanoğlu
    Gül Laypanoğlu 06.04.2018 - 11:02

    Var olası Bahar'ım...
    Can Gülce'm...

    Sen de çok güzelsin...
    Yoksa neden bulsun bunca güzellik seni...


    Rabbim tüm güzellikleriyle hep yanında olsun...
    Melekleriyle korusun seni...

    Var ola Mustafa Bay...
    Var ola Bahar Batıl...

    Hep var ola böyle güzellikler hayatımızda...

    Sevgiler size kucak kucak...

  • Mustafa Bay
    Mustafa Bay 06.04.2018 - 01:58

    Zor bir durum...
    Kendim için, kendi adıma yazmak.. tahminlerimin ötesinde zor...
    Hele antoloji gibi "örtülü gezilen", kuşkuların ayyuka çıktığı bir ortamda...

    Neyse...
    Değerli Gül Hanım'a en içten teşekkürlerimi sunuyorum öncelikle..
    Vefalı, insani duyguların ön plana çıktığı, beni ve antoloji geçmişimi irdeleyen bir yazıyı kaleme almış, "nedir" bölümüne gelip asmış..
    Sanırım sadece benim için değil, beni tanıyanlar için de sürpriz oldu!

    Yaşamın kendi planları vardır.
    Burada bulunmam gibi...

    Tamamen rastlantı, tamamen benim dışımda.
    Sekiz yıl geçiverdi, şaka değil!
    Rakamlar sözden daha iyi anlatıyor durumu... Mesela 14.000 yorum yazmışım!
    Birkaç "yüz" insan tanımışım!
    Şiiri ciddiye almışım! Daha basitten, daha "açık" anlatımdan kapalıya, daha zora, daha sanatsal olana doğru evrilmişim...

    İlkelerde de öyle..
    Hiç farkında olmadan her merhaba dediğimi önemsemişim...
    İnsan olarak gelişmişim, büyümüşüm!
    Aşağı çekmek isteyenlere aldırmamış, yürümüşüm!
    Tıpkı gerçek hayat gibi... Emek vermişim, makam, mevki edinmişim...
    Dedim ya..
    Bir bakmışım sekiz yıl geçivermiş!

    Burası adeta bir "şehir", kent ya da köy...
    Birbirlerinden habersiz kişilerin gelip yerleştiği bir mekan, ya da semt..
    Dostluklar, arkadaşlıklar kurulduğu gibi, irili ufaklı sorunların da yaşandığı bir yer...
    Zaman zaman "tebdili mekan" durumu o nedenle gayet doğal!

    Sonuç olarak...
    Kişisel kırgınlık nedeniyle buradan uzaklaşıyor değilim...

    Antolojinin sanattan, şiirden, edebiyattan giderek koptuğu, neredeyse "kapalı devre arkadaşlık sitesine" dönüştüğü, kalitenin düştüğü, macera peşinde koşanların arttığı, "sahte üyeliğin" teşvik edildiği, bencilliğin normalleştiği, dostlukların pekiştiği grupların işlevsizleştirildiği hepimizin malumudur...
    Üstüne... "Resimde görüldüğü" gibi "kimliksiz kişilerin" kendilerini tatmin ettiği, sataştığı, sapıkların epeyce çoğaldığı da gerçek!

    Aidiyet duyduğum gruplar, o gruplarda dostlarım var...
    Çok nitelikli kişiler tanıdım antolojide..
    Tamamen kopmam olanaksız...
    Birkaç kez ifade ettiğim gibi... Özel uğraşlarım, işim, gücüm ve yazmak istediklerim var..
    Hepsi bir arada gitmeyecek...
    Tercih, zorunlu...

    Klasik laflar yerine daha çıplak ifade ile..
    Elbette hayal kırıklıklarım, ummadığım "unutkanlıklar" oldu..
    Biraz uzak kalınca, daha net görülüyor "samimiyet!"
    Normal mi?
    Bence normal..
    Beni de aynı biçimde suçlayan dostlarım kadar, normal.......

    Gül Hanım;

    Çok zor süreçlerden geçerek geldiniz...
    "Duamızı", emeğimizi, iyi niyetimizi, uykusuz gecelerimizi bölüştük...
    Kızım Almula bu dönemin "canlı şahididir..."
    Binlerce kişi aynı amaca yöneldi, örneği az bulunur bir kenetlenme örneği verdi...
    Hepsine şahsım ve sizin adınıza şükranlarımı arz ediyorum, bir kez daha...

    Sırf bu nedenle bile birbirimizi unutmamız imkansız!

    Bana yazma fırsatı veren mesajınıza, dostluğunuza, vefalı tavrınıza müteşekkirim..
    Sağ olun, var olun..

    Ben, hala buradayım..
    Mümkün olduğunca, gücümün yettiğince..

    Bana mesajla, telefonla ulaşan, samimi ilgilerini esirgemeyen tüm dostlara teşekkür ederim..

    Sevgi, saygı ve muhabbetle...

  • Mustafa Bay
    Mustafa Bay 06.04.2018 - 01:57

    Zor bir durum...
    Kendim için, kendi adıma yazmak.. tahminlerimin ötesinde zor...
    Hele antoloji gibi "örtülü gezilen", kuşkuların ayyuka çıktığı bir ortamda...

    Neyse...
    Değerli Gül Hanım'a en içten teşekkürlerimi sunuyorum öncelikle..
    Vefalı, insani duyguların ön plana çıktığı, beni ve antoloji geçmişimi irdeleyen bir yazıyı kaleme almış, "nedir" bölümüne gelip asmış..
    Sanırım sadece benim için değil, beni tanıyanlar için de sürpriz oldu!

    Yaşamın kendi planları vardır.
    Burada bulunmam gibi...

    Tamamen rastlantı, tamamen benim dışımda.
    Sekiz yıl geçiverdi, şaka değil!
    Rakamlar sözden daha iyi anlatıyor durumu... Mesela 14.000 yorum yazmışım!
    Birkaç "yüz" insan tanımışım!
    Şiiri ciddiye almışım! Daha basitten, daha "açık" anlatımdan kapalıya, daha zora, daha sanatsal olana doğru evrilmişim...

    İlkelerde de öyle..
    Hiç farkında olmadan her merhaba dediğimi önemsemişim...
    İnsan olarak gelişmişim, büyümüşüm!
    Aşağı çekmek isteyenlere aldırmamış, yürümüşüm!
    Tıpkı gerçek hayat gibi... Emek vermişim, makam, mevki edinmişim...
    Dedim ya..
    Bir bakmışım sekiz yıl geçivermiş!

    Burası adeta bir "şehir", kent ya da köy...
    Birbirlerinden habersiz kişilerin gelip yerleştiği bir mekan, ya da semt..
    Dostluklar, arkadaşlıklar kurulduğu gibi, irili ufaklı sorunların da yaşandığı bir yer...
    Zaman zaman "tebdili mekan" durumu o nedenle gayet doğal!

    Sonuç olarak...
    Kişisel kırgınlık nedeniyle buradan uzaklaşıyor değilim...

    Antolojinin sanattan, şiirden, edebiyattan giderek koptuğu, neredeyse "kapalı devre arkadaşlık sitesine" dönüştüğü, kalitenin düştüğü, macera peşinde koşanların arttığı, "sahte üyeliğin" teşvik edildiği, bencilliğin normalleştiği, dostlukların pekiştiği grupların işlevsizleştirildiği hepimizin malumudur...
    Üstüne... "Resimde görüldüğü" gibi "kimliksiz kişilerin" kendilerini tatmin ettiği, sataştığı, sapıkların epeyce çoğaldığı da gerçek!

    Aidiyet duyduğum gruplar, o gruplarda dostlarım var...
    Çok nitelikli kişiler tanıdım antolojide..
    Tamamen kopmam olanaksız...
    Birkaç kez ifade ettiğim gibi... Özel uğraşlarım, işim, gücüm ve yazmak istediklerim var..
    Hepsi bir arada gitmeyecek...
    Tercih, zorunlu...

    Klasik laflar yerine daha çıplak ifade ile..
    Elbette hayal kırıklıklarım, ummadığım "unutkanlıklar" oldu..
    Biraz uzak kalınca, daha net görülüyor "samimiyet!"
    Normal mi?
    Bence normal..
    Beni de aynı biçimde suçlayan dostlarım kadar, normal.......

    Gül Hanım;

    Çok zor süreçlerden geçerek geldiniz...
    "Duamızı", emeğimizi, iyi niyetimizi, uykusuz gecelerimizi bölüştük...
    Kızım Almula bu dönemin "canlı şahididir..."
    Binlerce kişi aynı amaca yöneldi, örneği az bulunur bir kenetlenme örneği verdi...
    Hepsine şahsım ve sizin adınıza şükranlarımı arz ediyorum, bir kez daha...

    Sırf bu nedenle bile birbirimizi unutmamız imkansız!

    Bana yazma fırsatı veren mesajınıza, dostluğunuza, vefalı tavrınıza müteşekkirim..
    Sağ olun, var olun..

    Ben, hala buradayım..
    Mümkün olduğunca, gücümün yettiğince..

    Bana mesajla, telefonla ulaşan, samimi ilgilerini esirgemeyen tüm dostlara teşekkür ederim..

    Sevgi, saygı ve muhabbetle...

  • Gül Laypanoğlu
    Gül Laypanoğlu 05.04.2018 - 13:08

    Yok!
    Yok!
    Bizler kesinlikle organize olmayı bilemediğimizden “ortak davranışlar” sergileme sorunu yaşıyoruz…

    Neden mi?

    Çünkü:
    Gerçekten antolojiyi antoloji yapan isimler var ve bu isimler yıldızlar gibi teker teker kayıp gidiyor ellerimizin arasından…

    Ve bizler buna ne dur diyebiliyoruz, ne de engel olabiliyoruz…
    Ne yazık ki, atalet düşkünlüğümüz arşa ha dayandı, ha dayanacak!

    O halde neyiz biz? Peki, bizim etiketimiz, adımız ne bu birliktelikte?

    Beni bunu yapmaya zorlayan şey de, yoruma kapatılmış “Meditasyon” şiiri ve o şiirle birlikte gelen mesaj:
    “Lütfen kimse “antolojim” listesine almasın!”

    Nasıl bir istekti bu?
    Hem de hiç beklenilemeyecek birinden!

    Şok olmuştum o mesajı okuduğumda, bu kadar “aktif” ve göz önünde olmayı seven ve hak eden biri, neden yapmıştı bunu?
    Şiir asıldığı günden biridir bunu düşünüyorum…

    Ki; benim antoloji içerisinde savunduğum ve her daim arkasında olduğum bir sözüm var!
    “Eğer bir şiirimizi sayfaya asmış isek, o artık bizim olmaktan çıkıp okuyucunun olmuştur! Ve biz sadece yazanı olarak kalmışızdır!”
    Hepimizin yazılmış ama sayfaya asılmamış şiirlerimiz vardır ve bu da bunun ispatı değil midir?

    O yüzdendir ki, defalarca uğradığım şiirde varlığım çıkmadı, çıkaramadım ön plana…
    Çünkü sadece saygı duymak ve bu isteği desteklemek olurdu bana ve bu aşk için şairinin dileğine yakışanı…

    Çünkü:
    Mustafa Bay, benim bilebildiğim antoloji tarihi boyunca şimdiye kadar hiç yapmamıştı bunu…

    Peki, şimdi neden?

    Bunu yapanların, yapmaya çalışanların elbet kendilerince haklı gerekçeleri ve öncelikleri vardır mutlaka, ama bu bizi de bağlamamalı…
    Bağlarken de “eksiltmemeli!”

    Mesela bende şu an bu sorunları yaşayan, hatta “dayatılan” biriyim…

    Dayatan kim?
    “Yasemin”

    Müsebbibi kim?
    “Mustafa Bay”

    Ne olacak sizin ve bizlerin bu “Yasemin” ile hali… Bilen beri gelsin!

    İşte bu yüzden duygu dozu yüksek olacak bu yürek kalemimden döküleceklerin… :)

    …/

    Eğer ki, o düşünür diye övdüklerimizden birinin de dediği gibi; “ey dostlar, dost diye bir şey yoktur.” Diye düşünenlerden olsaydık, elbet bizler içinde sorun olmazdı…

    Ama ben kendi adıma yapamam bunu…

    Çünkü:
    Mustafa Bay, her hangi biri değil benim için…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, Rabbimden sonra şu an aldığım nefeslerimin “ilk” sebebi ve sahibi…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, bir uykucuyu uyandırmak için ne yapılması gerektiğini bilen ve gereğini hakkıyla yapabilecek “organizatörlük” ruhuna sahip biri…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, o uykucunun “yetimine” sahip çıkabilecek kocaman bir yürek taşıyor en sol yanında…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, bana her daim minnet ve duayla anacağım, haklarını iki cihanda da ödeyemeyeceğime inandığım, belki eksilecek ama hiç “eskimeyecek dostluklar” verebilen biri…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, sadece iyi bir öğretmen değil, babacan ve “iyi yürekli de bir adam”…

    Her insanın hayatında olduğu gibi bizim muhabbetimizde de inişler-çıkışlar olmadı dersem yalan kere yalan olur…

    Çünkü:
    Mustafa Bay, verdiklerini bir anda da alabilecek de biri…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, çoğalttığı gibi eksiltmeyi de başarabilen biri…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, kızdı mı, gazabından kurtulabilmek için karşısında atomun en küçük zerresi olup yok olmak isteyeceğiniz biri…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, doğrularının çiğnenmesini sessizce izleyebilecek biri değil…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, çıplak kralları tahtından edebilecek “keskin bir dile”, bir ajan misali “analiz ve raporlama” yeteneğine sahip biri…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, nerede, ne zaman karşınıza çıkacağını bilemeyeceğiniz kadar eli uzun ve her yere yetebilecek biri…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, çakallarla dans etmeyi sevmeyen, o yüzden de “bozkırın en keskin kulağına sahip” ve “Kalıtımsal” olarak “Seçilmiş” bir Boz Kurt Beyi…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, benimle paylaştığı tüm geçmişinde çok sert rüzgârlara maruz kalmış ve çoğundan da yara almadan, aldıklarını da sarmayı başararak çıkabilen biri…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, sol omzunun sahipli olduğunu paylaşmaktan çekinmeyecek kadar yürekli bir “aşk adamı…”

    İlk kez antolojiden, şiirden ve bizlerden bu kadar uzaklaşmasındaki davetime icabeti belki hoş bir tesadüftü ama umudum var şu an yapmaya çalıştığım şeye “olumlu” cevap vereceğinden…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, davete icabeti “erdem” sayan biri…

    / Hala seçemediği yolları var belli ki; işte o yüzdendir bir kez daha bu “çağrım” ve adını tonlayışım! /

    Kendisinden son zamanlarda sıkça duyduğum bir sözü vardı:
    “Artık ne antolojinin bana, ne de benim antolojiye verebileceğim bir şey kalmadı.”
    Bu kendi penceresinden bakılınca doğrudur belki, ama ya ona açılan, açılacak pencereler…
    Ve benim Mustafa Bay’dan öğrenecek daha çok şeyimiz var olduğuna inanıyorum…

    Az önce de dediğim gibi kendi adıma tüm samimiyetimle diyebilirim ki:
    Bir kez daha “yetim” kalmak istemiyorum…
    Çünkü:
    Hiçbirinizin bilmediği kadar bencil biri olduğumdan, seviyorum onun kaleminin gölgesinde konaklamayı…

    Mustafa Bay’ın:
    Bir yanı gelmeyi hiç istemese de,
    Bir yanı Yasemin ise ve o yanı diren dese de,

    / Lütfen bir kez daha ve bu kez bizler için dirensin! /

    İnandığımdır;
    Mustafa Bay, ne yapması gerektiğini bilebilecek ve de bunu adaletle yapabilecek kadar güçlü biri…

    Çünkü ben, gerçek Mustafa Bay’ı beşinci mevsimime gözlerimi açtığımda tanıdım…

    Sadece birkaç ay aktif olabildiğim ve üyelik tarihim O’ndan eski olsa da, yabancısı olduğum bu antoloji ortamında, bizim Mustafa Bay ile tanışmamız ve muhabbetimiz de basit bir davetle başlamıştı…
    Çünkü:
    Çıkmam gereken ve gereğinden fazlaca ertelenmiş uzun bir yolculuk bekliyordu beni…
    Ve ben bu yolculuğa çıkarken “helalleştiğim” antoloji içerisinden aklımda kalan “çok az isimden” biri olmasının dışında;
    İyi bir yönetici,
    İyi bir yorumcu,
    İyi, çok iyi bir şairdi o…

    Çünkü Mustafa Bay, daha yaptığı ilk yorumunda yakalamıştı benim “baharını özleyen bir kar tanesi olduğunu yazmaya çalıştıklarımın…”


    / Ve ben bir kez daha anladım ki, hiçbir insan göründüğü kadar değil! Göremediklerimiz de var! /

    …/

    Şimdi onun için bunca yapılmaya çalışılan şeyin, şiirlerin ve o şiirleri yazan şairin sahibesi sevgili Yasemin’e seslenmek istiyorum!

    İşte şu andan itibaren tüm sözlerim sana Yasemin…

    Lütfen beni hemcinsim olarak değil de yüreğinle dinle…

    Umarım yukarıda tanıtabilmişimdir senin bilmediğin Mustafa Bay’ı sana!

    Dostlar, dostluklar yetim kalır, lütfen yapma!
    Şiirler, yorumlar eksik kalır, lütfen yapma!
    Antoloji yetim kalır, lütfen yapma!

    / Arkasında koca bir tarih “Kalıtımsal Seçicilik” ve koca bir isim taşısa da, bazı insanlar “kendilerine kalmak” için yaratılmamıştır!

    Ne yapsak da “sahiplenemeyiz” onları… /

    Böyle bir lüksümüz olamaz hiçbirimizin!

    Tıpkı, sadece sevdiğine…
    Veya ailesine…
    Veya dostlarına adayamayacağı gibi kendisini…

    Lütfen hiç kimse gibi “sende” bencil olma…
    Çünkü:
    Hiç kimse “eksilerek ve eksiltilerek yaşayamaz!”

    Lütfen herkes önce “sevilmeyi” değil de, “sevmeyi” denesin!
    Çünkü:
    Hayatımızdaki herkesin sevgi ve samimiyeti “ona verdiğimiz özgürlükte bizimle kalabildiği kadardır!”

    Birine bir isim verip hayatımızda ve kalbimizde ona yer vermiş isek; “özde onun bizim hemen yanımızda, yanı başımızda olmasına da gerek yok!”

    Kıstası ne olursa olsun sevgi dediğimiz şey; “gitti yere kadar değil de, gücümüzün yettiği yere kadar” değil midir?

    Lütfen:
    Aşklar…
    Dostluklar…
    Ve sevgiler bu kadar “öteleyici ve bencil” olmasın!

    Ve final…

    Ben kendi adıma ismini son nefesime kadar görmek istiyorum burada…
    Bir kez daha “davete icabet erdemini” gösterir mi bana şiirlerin babası Mustafa Bay?

    …/

    Bana katılan yok mu?
    İşte tam da şimdi…
    Şu anda…
    Onları da görmek istiyorum burada…

    Her daim;
    Sevgim, saygım ve fiddareyn saadetler duamla…

  • Gül Laypanoğlu
    Gül Laypanoğlu 05.04.2018 - 13:06

  • Gül Laypanoğlu
    Gül Laypanoğlu 05.04.2018 - 12:01

    Yok!
    Yok!
    Bizler kesinlikle organize olmayı bilemediğimizden “ortak davranışlar” sergileme sorunu yaşıyoruz…

    Neden mi?

    Çünkü:
    Gerçekten antolojiyi antoloji yapan isimler var ve bu isimler yıldızlar gibi teker teker kayıp gidiyor ellerimizin arasından…

    Ve bizler buna ne dur diyebiliyoruz, ne de engel olabiliyoruz…
    Ne yazık ki, atalet düşkünlüğümüz arşa ha dayandı, ha dayanacak!

    O halde neyiz biz? Peki, bizim etiketimiz, adımız ne bu birliktelikte?

    Beni bunu yapmaya zorlayan şey de, yoruma kapatılmış “Meditasyon” şiiri ve o şiirle birlikte gelen mesaj:
    “Lütfen kimse “antolojim” listesine almasın!”

    Nasıl bir istekti bu?
    Hem de hiç beklenilemeyecek birinden!

    Şok olmuştum o mesajı okuduğumda, bu kadar “aktif” ve göz önünde olmayı seven ve hak eden biri, neden yapmıştı bunu?
    Şiir asıldığı günden biridir bunu düşünüyorum…

    Ki; benim antoloji içerisinde savunduğum ve her daim arkasında olduğum bir sözüm var!
    “Eğer bir şiirimizi sayfaya asmış isek, o artık bizim olmaktan çıkıp okuyucunun olmuştur! Ve biz sadece yazanı olarak kalmışızdır!”
    Hepimizin yazılmış ama sayfaya asılmamış şiirlerimiz vardır ve bu da bunun ispatı değil midir?

    O yüzdendir ki, defalarca uğradığım şiirde varlığım çıkmadı, çıkaramadım ön plana…
    Çünkü sadece saygı duymak ve bu isteği desteklemek olurdu bana ve bu aşk için şairinin dileğine yakışanı…

    Çünkü:
    Mustafa Bay, benim bilebildiğim antoloji tarihi boyunca şimdiye kadar hiç yapmamıştı bunu…

    Peki, şimdi neden?

    Bunu yapanların, yapmaya çalışanların elbet kendilerince haklı gerekçeleri ve öncelikleri vardır mutlaka, ama bu bizi de bağlamamalı…
    Bağlarken de “eksiltmemeli!”

    Mesela bende şu an bu sorunları yaşayan, hatta “dayatılan” biriyim…

    Dayatan kim?
    “Yasemin”

    Müsebbibi kim?
    “Mustafa Bay”

    Ne olacak sizin ve bizlerin bu “Yasemin” ile hali… Bilen beri gelsin!

    İşte bu yüzden duygu dozu yüksek olacak bu yürek kalemimden döküleceklerin… :)

    …/

    Eğer ki, o düşünür diye övdüklerimizden birinin de dediği gibi; “ey dostlar, dost diye bir şey yoktur.” Diye düşünenlerden olsaydık, elbet bizler içinde sorun olmazdı…

    Ama ben kendi adıma yapamam bunu…

    Çünkü:
    Mustafa Bay, her hangi biri değil benim için…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, Rabbimden sonra şu an aldığım nefeslerimin “ilk” sebebi ve sahibi…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, bir uykucuyu uyandırmak için ne yapılması gerektiğini bilen ve gereğini hakkıyla yapabilecek “organizatörlük” ruhuna sahip biri…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, o uykucunun “yetimine” sahip çıkabilecek kocaman bir yürek taşıyor en sol yanında…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, bana her daim minnet ve duayla anacağım, haklarını iki cihanda da ödeyemeyeceğime inandığım, belki eksilecek ama hiç “eskimeyecek dostluklar” verebilen biri…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, sadece iyi bir öğretmen değil, babacan ve “iyi yürekli de bir adam”…

    Her insanın hayatında olduğu gibi bizim muhabbetimizde de inişler-çıkışlar olmadı dersem yalan kere yalan olur…

    Çünkü:
    Mustafa Bay, verdiklerini bir anda da alabilecek de biri…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, çoğalttığı gibi eksiltmeyi de başarabilen biri…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, kızdı mı, gazabından kurtulabilmek için karşısında atomun en küçük zerresi olup yok olmak isteyeceğiniz biri…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, doğrularının çiğnenmesini sessizce izleyebilecek biri değil…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, çıplak kralları tahtından edebilecek “keskin bir dile”, bir ajan misali “analiz ve raporlama” yeteneğine sahip biri…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, nerede, ne zaman karşınıza çıkacağını bilemeyeceğiniz kadar eli uzun ve her yere yetebilecek biri…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, çakallarla dans etmeyi sevmeyen, o yüzden de “bozkırın en keskin kulağına sahip” ve “Kalıtımsal” olarak “Seçilmiş” bir Boz Kurt Beyi…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, benimle paylaştığı tüm geçmişinde çok sert rüzgârlara maruz kalmış ve çoğundan da yara almadan, aldıklarını da sarmayı başararak çıkabilen biri…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, sol omzunun sahipli olduğunu paylaşmaktan çekinmeyecek kadar yürekli bir “aşk adamı…”

    İlk kez antolojiden, şiirden ve bizlerden bu kadar uzaklaşmasındaki davetime icabeti belki hoş bir tesadüftü ama umudum var şu an yapmaya çalıştığım şeye “olumlu” cevap vereceğinden…
    Çünkü:
    Mustafa Bay, davete icabeti “erdem” sayan biri…

    / Hala seçemediği yolları var belli ki; işte o yüzdendir bir kez daha bu “çağrım” ve adını tonlayışım! /

    Kendisinden son zamanlarda sıkça duyduğum bir sözü vardı:
    “Artık ne antolojinin bana, ne de benim antolojiye verebileceğim bir şey kalmadı.”
    Bu kendi penceresinden bakılınca doğrudur belki, ama ya ona açılan, açılacak pencereler…
    Ve benim Mustafa Bay’dan öğrenecek daha çok şeyimiz var olduğuna inanıyorum…

    Az önce de dediğim gibi kendi adıma tüm samimiyetimle diyebilirim ki:
    Bir kez daha “yetim” kalmak istemiyorum…
    Çünkü:
    Hiçbirinizin bilmediği kadar bencil biri olduğumdan, seviyorum onun kaleminin gölgesinde konaklamayı…

    Mustafa Bay’ın:
    Bir yanı gelmeyi hiç istemese de,
    Bir yanı Yasemin ise ve o yanı diren dese de,

    / Lütfen bir kez daha ve bu kez bizler için dirensin! /

    İnandığımdır;
    Mustafa Bay, ne yapması gerektiğini bilebilecek ve de bunu adaletle yapabilecek kadar güçlü biri…

    Çünkü ben, gerçek Mustafa Bay’ı beşinci mevsimime gözlerimi açtığımda tanıdım…

    Sadece birkaç ay aktif olabildiğim ve üyelik tarihim O’ndan eski olsa da, yabancısı olduğum bu antoloji ortamında, bizim Mustafa Bay ile tanışmamız ve muhabbetimiz de basit bir davetle başlamıştı…
    Çünkü:
    Çıkmam gereken ve gereğinden fazlaca ertelenmiş uzun bir yolculuk bekliyordu beni…
    Ve ben bu yolculuğa çıkarken “helalleştiğim” antoloji içerisinden aklımda kalan “çok az isimden” biri olmasının dışında;
    İyi bir yönetici,
    İyi bir yorumcu,
    İyi, çok iyi bir şairdi o…

    Çünkü Mustafa Bay, daha yaptığı ilk yorumunda yakalamıştı benim “baharını özleyen bir kar tanesi olduğunu yazmaya çalıştıklarımın…”


    / Ve ben bir kez daha anladım ki, hiçbir insan göründüğü kadar değil! Göremediklerimiz de var! /

    …/

    Şimdi onun için bunca yapılmaya çalışılan şeyin, şiirlerin ve o şiirleri yazan şairin sahibesi sevgili Yasemin’e seslenmek istiyorum!

    İşte şu andan itibaren tüm sözlerim sana Yasemin…

    Lütfen beni hemcinsim olarak değil de yüreğinle dinle…

    Umarım yukarıda tanıtabilmişimdir senin bilmediğin Mustafa Bay’ı sana!

    Dostlar, dostluklar yetim kalır, lütfen yapma!
    Şiirler, yorumlar eksik kalır, lütfen yapma!
    Antoloji yetim kalır, lütfen yapma!

    / Arkasında koca bir tarih “Kalıtımsal Seçicilik” ve koca bir isim taşısa da, bazı insanlar “kendilerine kalmak” için yaratılmamıştır!

    Ne yapsak da “sahiplenemeyiz” onları… /

    Böyle bir lüksümüz olamaz hiçbirimizin!

    Tıpkı, sadece sevdiğine…
    Veya ailesine…
    Veya dostlarına adayamayacağı gibi kendisini…

    Lütfen hiç kimse gibi “sende” bencil olma…
    Çünkü:
    Hiç kimse “eksilerek ve eksiltilerek yaşayamaz!”

    Lütfen herkes önce “sevilmeyi” değil de, “sevmeyi” denesin!
    Çünkü:
    Hayatımızdaki herkesin sevgi ve samimiyeti “ona verdiğimiz özgürlükte bizimle kalabildiği kadardır!”

    Birine bir isim verip hayatımızda ve kalbimizde ona yer vermiş isek; “özde onun bizim hemen yanımızda, yanı başımızda olmasına da gerek yok!”

    Kıstası ne olursa olsun sevgi dediğimiz şey; “gitti yere kadar değil de, gücümüzün yettiği yere kadar” değil midir?

    Lütfen:
    Aşklar…
    Dostluklar…
    Ve sevgiler bu kadar “öteleyici ve bencil” olmasın!

    Ve final…

    Ben kendi adıma ismini son nefesime kadar görmek istiyorum burada…
    Bir kez daha “davete icabet erdemini” gösterir mi bana şiirlerin babası Mustafa Bay?

    …/

    Bana katılan yok mu?
    İşte tam da şimdi…
    Şu anda…
    Onları da görmek istiyorum burada…

    Her daim;
    Sevgim, saygım ve fiddareyn saadetler duamla…