Kültür Sanat Edebiyat Şiir

kemal burkay sizce ne demek, kemal burkay size neyi çağrıştırıyor?

kemal burkay terimi Dilek Sahin tarafından 21.09.2003 tarihinde eklendi

  • Emma Libertarian
    Emma Libertarian30.10.2009 - 22:51

    1980den beri sürgün hayatı yaşayan Kürt aydını.
    Dersimli bir özgürlükçü...

    -Yaşamanın Ötesinde - isimli romanını okumak istediğim ve fırsat bulamadığım
    hukukçu.

  • Baran Can
    Baran Can19.10.2006 - 02:52

    KEMAL BURKAY hayatı ve şiirleri

    1937 yılında Tunceli’nin Mazgirt İlçesi’nin Kızılkale Köyü’nde doğdu. Babası köy eğitmeniydi. İlkokulu babasının eğitmenlik yaptığı çevre köylerde ve kendi köyünde okudu. 1949 yılında Akçadağ Köy Enstitüsü’ne girdi. Orada ve Diyarbakır-Ergani’de köy enstitüsünü tamamladı, 1955 yılında öğretmen oldu. 1956 yılında Elazığ Lisesi’nde sınavlara girerek lise diploması da aldı ve aynı yıl Ankara Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu, 1960 yılında bitirdi. Erzurum’da askerlik, Elazığ’da kaymakamlık stajı ve Osmaniye’de kısa bir süre kaymakamlık yaptı. Ancak merkeze alındı ve ayrılarak 1964 yılında Elazığ’da serbest avukatlığa başladı. Daha sonra Tunceli’ye geçti. Köy öğretmenliği yıllarında şiirler ve hikayeler yazdı. 1964 yılında ilk romanı “Yaşamanın Ötesinde” Vatan gazetesinde tefrika edildi. İlk şiir kitabı “Prangalar” 1967 yılında basıldı. 1965 yılında Elazığ’da “Çıra” adlı edebiyat dergisini çıkarıp yönetti. Edebi ve siyasi çok sayıda kitabı var.

    Kemal Burkay, 1965 yılında Türkiye İşçi Partisi’ne üye oldu ve partinin Elazığ, Tunceli, Bingöl ve Erzincan illerinde örgütlenmesinde rol aldı. 1965 seçimlerinde yaşını büyüterek TİP’in Bingöl adayı oldu. 1968 yılında TİP Genel Yönetim Kurulu’na, bir yıl sonra ise Merkez Yürütme Kurulu’na seçildi. 1969 yılında TİP’in Tunceli adayı oldu. 12 Mart döneminde 1972 yılında yurt dışına çıktı. 1974 yılında çıkan af yasasının ardından ülkeye döndü, Ankara’da yine serbest avukatlığa başladı. Aynı yılın sonunda bir grup arkadaşıyla birlikte illegal Türkiye Kürdistanı Sosyalist Partisi’ni (PSK) kurdu ve genel sekreterliğe seçildi. Burkay ve arkadaşları 1975 yılında Özgürlük Yolu dergisini, 1977 yılında ise, 15 günlük Roja Welat gazetesini çıkardılar. PSK, bağımsız aday göstererek 1977 yılında (Mehdi Zana) Diyarbakır, 1979 yılında ise Ağrı belediye başkanlıklarını kazandı. Mart 1980’de yurt dışına çıktı. İsveç’ten politik iltica alan Burkay, çalışmalarını yurt dışında sürdürüyor.

    GÜLÜMSE

    Hadi gülümse bulutlar gitsin
    İşçiler iyi çalışsın, gülümse
    Yoksa ben nasıl yenilenirim
    Belki şehre bir film gelir
    Bir güzel orman olur yazılarda
    İklim değişir, Akdeniz olur, gülümse.

    Sazlarım vardı, ırmaklarım vardı çok
    Çakıltaşlarım vardı benim
    Ama sen başkasın anlıyor musun
    Tut ki karnım acıktı, anneme küstüm
    Tüm şehir bana küskün
    Bir kedim bile yok anlıyor musun

    İklim değişir, Akdeniz olur, gülümse.

    ________________________________________




    DOĞAN GÜN


    Kırgın umutta
    Keder tortusunda
    Acıda, zehirde, pusuda
    Yılma
    Doğan günü bekle

    Çünkü tutar bir erik ağacı sunar sana
    Doğan gün
    Van gölünden bir sabah
    Bir kıvılcım, bir titreşim
    Bir tutam akdeniz
    Süphancı bir serinlik
    Ve genç bir gerinme
    Usulcacık saç hışırtıları
    Bir dudaktan buğulanan sıcaklık
    Tutar getirir
    Doğan gün
    Öpücük gibi konar gözlerinde bir melodi
    Sevgilin gibi dokunur parmaklarına bir kedi
    Ve kavga ve zulüm ve ateş
    Hep birlikte örülen bir türkü
    Güzel yapmak için, güzel olmak için
    Çünkü hayat dönen, kıvrılan
    Yanan bir ibrişimdir
    Tutar getirir
    Doğan gün

    ________________________________________



    Bir Gülü Büyütmek Yok Mu

    Örsün üstünde ses
    Ve kıvılcım
    Hep gençlik çığlıkları hatırlarım
    Ayakları çıplak, göğüsleri yırtık
    Yaralarıma umut basmışlar
    Bir gülümseme gibi taşıyorlar
    Kamcı izlerini ve kederi
    Hatırlarım
    Daha dün gibi
    Yüzyıllar boyunca
    Ezilenlerin serüvenini

    Dallar suskun ve buruk
    Kar türküleri acılı
    Koğuşumdan ve tel örgülerden öte
    Diyarbakır şehri suskun
    Ova kıpırtısız, dağlar çok uzakta
    Ve ben akkor bir öfkedeyim

    Böyle her bahar yeşeriyorsam
    Kederi ve zehri yeniyorsam
    Bir gulu büyütmek yok mu
    Ebedei
    Kavgada
    Sevdada varsam
    Bir gülü büyütmek yok mu

    Geçti ezilenlerin resmi geçidi
    Yirminci yüzyılın kapısından
    Çığlıklarda, ağıtlarla, marşlarla
    Seslerinde kavga ve kin
    Özlem ve sevda
    Bir öfke gibi hatırlarım
    Keskin dişlerini efendilerin
    Gülüşleri, kamçıları, darağaçlarını
    Ben hıncımı bin yıllarca taşıdım
    Kavgamdan bir gül çıkar
    Bilirim

    ________________________________________



    Yenik Değiliz

    Yenik değiliz
    boşa gitmedi çektiğimiz acılar
    ilk yaz yağmuruyla yeşeren
    tohumlara bak
    bir yangın gecesini andıran
    sesleri dinle
    savaş alanlarında çarpışanlar var

    yenik değiliz
    etselerde bizi ekmeğimizden
    çocuklarımızın buğday başağı saçlarından
    yardan ayırsalarda bizi
    yenik değiliz
    kanımızda bir pınar gibi kaynayan hayat
    yenik değiliz
    torbamız tohum dolu
    koşar adım giriyoruz kavgaya

    ________________________________________




    I. DERSİM

    Bir eski öyküdür bileceksiniz
    Masallardan kalmıştır Dersim
    Ülkemin ortasında gizli
    Yanık bir türküdür Dersim

    Yıl otuz sekizdi dağlarda
    İri ceviz ağaçları ve atım vardı
    Belki bir gökyüzü savaşçısıydım
    Bir arpa ekmeği kadar sıcaktı
    Toprağım, karım ve çocuklarım

    Oysa soğuk bir kuştur
    Parıldar süngü

    Bana niçin uzaksın düşündün mü
    Kurda kuşa dostluğumu düşündün mü?

    Bu sularda ölüm bile güzel
    Sen hiç kurşunların anlamını düşündün mü

    Yıl otuz sekizdi dağlarda
    İri ceviz ağaçları ve atım vardı
    Güneş ve sular ülkesinde orda
    Orda ki eski bir öyküdür Dersim


    II. HIZIR PAŞA

    'Hızır Paşa bizi berdar etmeden
    Açılın kapılar şaha gidelim.'

    O ki Hızır Paşadır
    Berdar edecektir
    Berdar edecektir güneşleri
    Pir Sultansız bir evrendir onun evreni

    O ki Hızır Paşadır
    Hayatı yasaklar denizi bellemiştir
    Gayri özsu yürümesin dağlara
    Ve türkülere zincir vurulsun

    Bir kez yasak mıdır gülümsemeler
    Elin ele, dostun dosta varışı
    Bir kez yasak mıdır tohumun yarınlara varışı
    Umutlar, uykular, düşünceler
    Özgürlüğe zincir vurulsun


    III. ORDA VARDIR PİR SULTAN

    Bileğin nerde kelepçeli
    Orda vardır Pir Sultan

    Başlarsa yeni bir zindan
    Orda vardır Pir Sultan

    Eşkiyalar tutmuşsa su başlarını
    Ve bebeler açsa
    Orda vardır Pir Sultan

    İnsan duyarsa
    'Topraksız insanın
    'Ve insansız toprağın feryadını'
    Orda vardır Pir Sultan


    IV. TÜRKÜLER AŞIP GEÇER TAŞLARDAN

    'Kalenin kapısı taştan çıkılmaz'
    Amma
    Türküler aşıp geçer taşlardan
    Ve bir kerre daha
    Ölüp dirilir Pir Sultan
    Özgürlüğün şavkı vurur karanlığa bir kez
    Munzur çıkmıştır yatağından
    Sesi dağlarda taşlarda
    Ulu bir çağlayan

    Bu yolumuzdur yürüyeceğiz
    Tanyeri al olanadek
    Bu işimizdir öreceğiz
    Toprak elimizde güzelleşecek

    Kaçan kaçar
    Varan varır
    Bizim yüreğimiz pek

    V. NEO GESTAPO ADAM

    Neo Gestapo Adam
    Durup dinledi karanlıkta
    Durup dinledi ses çağlayanını
    Ses ormanını
    Ses katarını

    Adamın yüzü kindi
    Hayatında sevememişti hiç
    Karanlıkta bir sesin
    Bir şiirin
    Bir türkünün güzelliğini

    Adamın bakışları kindi
    Hiç dostça açılmamıştı bu gözler
    Bir meşe yaprağına bile

    Neo Gestapo Adam
    Yani aklı birtakım Dedektif Nik hikâyelerinde
    Yani kavgalıydı
    Şiirle
    Türküyle
    Ve gülümseyen herhangi bir yüzle


    VI. VE OL HİKÂYAT

    Koltuğunda asık yüzlü bir puttur o
    Tedirgindir
    Mutsuzdur
    Şaşkındır

    Penceresinde alev alev tutuşan Munzur vurur
    Öfkelidir
    Çılgındır
    Budaladır o

    Buyruk gelmiştir efendilerinden
    Bir aferin almak için
    Ol makamda kalmak için
    Köledir o

    Ve böylece dirilen Pir Sultan
    Alınıp tekrar zindana konacaktır
    Maksat
    Ve ol hikâyat budur


    VII. ÖZGÜRLÜĞÜ BİR SELVİ GİBİ DİKMEK İÇİN

    Gençtiler
    Ya da deli bir rüzgârda gencelmiştiler
    Dudaklarında bağımsızlık türküsü
    Sokaklardan bir kan gibi geçtiler

    Kimi on yaşında bebe
    Kimi yaşlı 'Bı zone ğa gısekene'*
    Liseli, üniversiteli, mektepsiz
    İşçi, öğretmen, mühendis
    Terzi, berber, işsiz
    Tiyatro oyuncusu
    Ve köylü idiler
    Yürüdüler tanyeri al olsun diye
    Soğuk putların yerini güneşler alsın diye
    Yürüdüler
    Ak kağıt üstünden hayata geçirmek için
    Özgürlüğü bir selvi gibi dikmek için
    Yürüdüler binlercesi bircesine
    Bir barış imecesine

    Dudaklarında bağımsızlık türküsü
    Sokaklardan bir kan gibi geçtiler


    VIII. İLK KURŞUN

    Karakol önünde
    Neo Gestapo Adam
    Ve özgürlük ormanı göz göze geldiler bir an
    Birinin gözlerinde kin, ötekilerde inanç
    Bağımsızlık marşını okudular
    Sesleri bir ulu koroydu dağlarda yansıyan
    Ve uzun bir süre beklediler
    İçerde onlardan biri vardı
    Onu istediler
    Bir ölümü paylaşmaya gelmişlerdi
    Belki de

    Cevap ilk kurşundu
    Bir cam gibi parçalandı gece
    Böylece barış ormanı kurşunla taranacaktır
    Yüreği pek adamların bağrı kanlanacaktır
    Öyleki beklenen güneş kanlarımızda kızarsın
    Özgürlük gülü
    Kanımızla beslenip büyüsün

    Kaçan kaçar
    Varan varır
    Bizim yüreğimiz pek


    IX. İNSAN KANI BİTEKTİR

    İnsan kanı bitektir
    Tohumdur bir nice yaşamaya
    Şiire, aşka, öyküye

    İnsan kanı bitektir
    Emzirir toprağı annece
    Selviler, çamlar, çimenler
    Ve yediveren güller bitsin diye

    İnsan kanı bitektir
    Özüdür güneşin, denizin, yaprağın
    İnsandır o açar her yerde
    Umutta, hüzünde, özgürlükte

    Biz geleceğe kan verenleriz
    Onun için yaşarız gelecekte
    Gestapo adamsız ve putsuz
    Suyla, otla, böcekle kardeşçe


    X. BİR MEHMET KILAN'DI

    O, Dersim toprağının büyütmesi
    Bir Mehmet Kılan'dı
    Bıyıkları gibi yüreği kocamandı

    Eğilmeye alışamadı nedense
    Alçak sesle konuşmaya o
    Gözleri ışıl ışıl sevgi
    Ve zaman zaman öfke
    Saçları canlı bir isyandı

    Bundandı onun dağlara tutkusu
    Bundandı onun şaraplara tutkusu

    Basbariton bir Mehmet Kılan'dı
    Bıyıkları gibi yüreği koskocamandı
    Kurşunlardan da baskın
    Ordaydı, orda olacaktı, eylem içinde vardı
    Ve nice hileye, zulme, kalleşliğe
    Yumruğunu koyardı

    O bir Mehmet Kılan'dı
    Nice kahpe faklarından geçip gelmişti
    Ortaya bütün insanlığını koymuştu
    Bütün sevgisini yiğitliğini
    Ama aldandı
    Bir kin kıvılcımı sarstı onun
    Kıvırcık saçları altındaki başını
    Çevresine bir kan gölü yayıldı


    XI. VURMA KENDİ ELLERİNE

    Kiminin tabanı nasırlı
    Vur Mehmetçik vur
    Kiminin kağıt gibi
    Vur Mehmetçik vur
    Ama aynı yolun yolcularıyız
    Vur Mehmetçik vur

    Tezkerene altmış gün var öyle mi
    Biz komünistiz demek
    Kızılbaşız, Pis Kürdüz, n'apalım
    Vur Mehmetçik Vur

    Senin de bir köyün var değil mi
    Anan çapacı el işinde
    Nişanlının adı Fatma
    Vur Mehmetçik vur

    Saçlarım zaten dökülüyordu
    Bıyıklarım büyür yine
    Ben inançlıyım ağlamam
    Vur Mehmetçik vur

    Sen benim elimsin Mehmetçik
    Vurma kendi ellerine
    Sen benim gözümsün Mehmetçik
    Vurma kendi gözlerine


    XII. YÜZLER

    Kimi on yaşında bebe
    Kimi yaşlı, 'bı zone ğa qısekene'
    Liseli, üniversiteli, mektepsiz
    İşçi, öğretmen, mühendis
    Terzi, berber, işsiz
    Tiyatro oyuncusu
    Ve köylü idiler

    Betonların üstüne boylu boyunca uzanmıştılar
    Gözlerinde kan gülleri
    Tenleri bir kez daha çelik
    Bir ateş çemberinden geçmiştiler
    Paraları, saatleri, bel kayışları alınmıştı
    Kimi ayakkabısız
    Kiminin gömleği kana bulanmıştı
    Ekmeklerini kardeşçe bölüşmüştüler

    Camlardan meraklı gözler süzüyordu onları
    Kafese konmuş azgın hayvanları
    Gökyüzü yaratıklarını, eşkiyaları
    Seyreder gibi...
    Küfürlerinde alabildiğine cömert
    Ve sanki sevgi denen şeyi hiç bilmemiş
    Seyircilerdi bunlar
    'Onları düşünmeye alıştırmamışlardı'

    Yüzler onurlu ve sakindiler
    Geçmişe karşı anlayışlı
    Geleceğe kararlıydılar
    Daha çok ateş çemberi bekliyordu onları
    Birşeyler bitmemişti daha
    Anlıyorlardı

    Garnizon nezarethanesinde Yüzler
    Betonlara boylu boyunca uzanmıştılar
    Ekmeklerini kardeşçe bölüşmüştüler


    *bı zone ğa qısekene: kendi diliyle konuşuyordu.

    şiir kitapları: (ŞİİRLER) özgürlük ve yaşam, can taşır dicle, çarin-rubailer, yakılan şiirin türküsü. Kürtler ve Kürdistan, seçme Yazılar, Dersên Zmanê Kurdi, Anılar-Belgeler, adım adım özgür Kürdistan vd...

  • Yusuf Kiyancicek
    Yusuf Kiyancicek21.10.2005 - 10:47

    Kemal Burkay; zeki, yaratıcı, sağduyu sahibi, ince, entellektuel, kararlı, cesur ve tüm bunlara rağmen mütevazi bir insandır
    darısı diğer kürt liderlerin başına diyelim..

  • Senem Senem
    Senem Senem03.08.2005 - 15:18

    kürt milliyetçisidir kendisi yanl1s hat1rlamyrsam

  • Sait Diyapoğlu
    Sait Diyapoğlu28.03.2004 - 15:07

    sezen aksu'nun nefis yorumuyla taçlanmış 'gülümse' şiirinin şairi ve psk adlı bir örgütün avrupa'da yaşayan (zorunda bırakılan) lideridir. sözlerini yazmış olduğu şarkı en son vizontele tuuba'da yeniden insanlara hatırlatılmıştur ve bence bu bahar günlerine en çok yakışan şarkılardan biridir.
    'belki şehre bir film gelir.'

  • Hasan Ateş
    Hasan Ateş16.03.2004 - 13:47

    'sonbahardan çizgiler'(ya da 'mamak türküsü') isimli şiirin şairi.
    selim atakan bu şiiri en sade şekilde bestelemesine karşın, yeni türkü bu türküyü öyle mükemmel bir şekilde düzenleyip yorumlamıştır ki 1988 yılında çıkardıkları yeşilmişik adlı albüme koydukları bu türkü hiçbir zaman tadından ve mükemmeliğinden bir şey kaybetmemiştir ve kaybetmemektedir. cengiz onural, kemençe; selim atakan, piyano ve klavye; derya köroğlu, gitar ve bağlama; fuat oburoğlu, yan flüt çalar bu türküde. soloda derya köroğlu gönülden ve içtendir.