Kültür Sanat Edebiyat Şiir

ahmed haşim sizce ne demek, ahmed haşim size neyi çağrıştırıyor?

ahmed haşim terimi Mm tarafından 20.12.2003 tarihinde eklendi

  • Leyla Gül
    Leyla Gül 25.05.2007 - 07:06

    En sevdiğim şiiri efendim..

    Dönsek mi bu aşkın şafağından
    Gitsek mi ekalim-i leyale
    Bizden daha evvel erişenler
    Ağlar bugün evvelki hayale..

    Dönmek mi ne mümkün geri dönmek
    Düştüyse gönüller bu melale
    Bir eldir ufuklardan uzanmış
    Zulmet bizi çekmekte visale..

    Sözün sustuğu yer yine..

  • Korel Yılmaz
    Korel Yılmaz 06.04.2007 - 15:30

    Günün birinde Galatasaray okuluna bir çocuk gelir. Taşralı görünümü ve haşarı haliyle, okul yönetiminin 'işe yaramaz' olarak nitelendirdiği kişi kategorisine girdiğinin farkında olmayan bu çocuk, Türk şiirinin yenilikçi şairlerinden biri olacağını da ömrü boyunca öğrenemeyecek olan Ahmet Haşim'dir.
    “Akşam, yine akşam, yine akşam - Bir sırma kemerdir suya baksam” dizelerinin yaratıcısı Ahmet Haşim'in yoksulluk ve yalnızlık içinde geçen hayatı, 3 Haziran 1933'te son bulur. Yaşadığı süre içinde yanında fazla dostu olmayan Haşim'in öldükten sonra değeri anlaşılacaktır. Şiirlerinde, yalnızlığı, biten günlerin hüznünü, aşkı, suları, ay'ı anlatan Ahmet Haşim, aynı zamanda yaşamı, hayata bakışı, kişiliği de demek olan şiirleriyle bir zamana da ışık tutuyor. Bu yüzden 'Ahmet Haşim: Şiiri ve Hayatı' okunması gereken bir kitap.

  • Zeynep Özdemir
    Zeynep Özdemir 11.01.2005 - 22:24

    En sevdiğim şair! ! ! Hayatın ne olduğunu biliyor....

  • Mm
    Mm 14.09.2004 - 21:27

    gerçekten öyle...şiir ne demekse o...

  • Gökhan Oflazoğlu
    Gökhan Oflazoğlu 14.09.2004 - 03:16

    Şiir gerçekten ne demekse o.

  • İsgalci Güzel
    İsgalci Güzel 23.02.2004 - 01:18

    Melâli anlamayanlara âsina olmadigini söyleyen bir sairi anlayan kaç kisi var acaba..?

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 11.02.2004 - 13:16

    Hiçbirşeyden çekmedi edebiyat hocalarından çekteği kadar

    Edebiyat hocalarının pek çoğunun öbür dünyada yatacak yerleri yoktur! Neden mi? Memleket evlatlarına koskoca Ahmet Hâşim’i yanlış tanıttıkları ve ondan soğuttukları için…


    Bugün lise diploması almış yahut halihazırda bu sıralarda oturan hangi memleket evladına Hâşim’den söz etseniz, “Ha, o mu? Çok çirkin bir adammış! ..” diyecektir. Hâşim’e dair akıllarında kalan tek bilgi kırıntısı, onun yüzüne bakılmayacak kadar çirkin; bu sebeple kendisinden nefret eden ve hiçbir kadının yüzüne bakmadığı bir adam olduğudur. İşgüzar edebiyat hocaları, güya öğrencilerine müfredat dışı bir bilgi vererek öğrettiklerinin akılda kalmasını sağlayacak, bir parça bilgiçlik taslayacaklar! Konu Hâşim’e gelince başlarlar onun çirkinliğine, Araplığına dair hikâyeleri anlatmaya. Artık dinlet, dinletebilirsen! Bütün anlattıkları unutulacak, o güzelim şiirler; ‘Gurabahâne–i Laklakan, Frankfurt Seyahatnâmesi ve tadına doyulmaz onca deneme ‘çirkin şair’in gölgesinde kalacaktır! Ahmet Hâşim = Çirkin bir Arap!

    Evet, Hâşim’in Yusuf Ziya Ortaç’ın dediği gibi büyük fırlak bir alnı, çukur bir çenesi, ‘Halep çıbanlarının insafsızca kemirdiği kırmızı ve etli bir yüzü’ vardır. Kendisini çirkin bulur, yüzünü beğenmez. Bu yüzden ömrü boyunca ıstırap çekmiştir; ama o, ne yüzüne bakılmayacak kadar çirkin bir adamdır ne de çirkinliği yazdıklarına bir gölge düşürür! Bilseydi ki kıyamete kadar bu sıfatla anılacak; herhalde o meşhur ‘Başım’ şiirini yazmaz ve yakın dostu Yakup Kadri’ye, bir gece suratına bakıp kendi kendine giriştiği, ‘tashih etme’ hikâyesini anlatmazdı! ‘Başım’ şiirinde şöyle der: “Bî haber gövdeme gelmiş, konmuş/ Müteheyyic, mütekallis bir baş,/ Ayırır sanki bu baştan etimi,/ Ömr–i ehrama muâdil bir yaş! / Ürkerim kendi hayalâtımdan,/ Sanki kandır şakağımdan akıyor./ Bir kızıl çehrede âteş gözler/ Bana gûya ki içimden bakıyor./ Bu cehennemde yetişmiş kafaya/ Kanlı bir lokmadır ancak mihenim, / Ah Yarabbi, nasıl birleşti/ Bu çetin başla bu suçsuz bedenim”…

    Yakup Kadri ‘Edebiyat ve Gençlik Hatıraları’nda der ki: “Kendisinin son derece çirkin bir adam olduğunu zannediyordu ve bu zan, ona, ilk gençlik çağından, son gençlik dönemine kadar hayatı zehreden tasalardan biri olmuştur.” Hâşim, o dillere destan ‘başını tashih etme’ hadisesini ise şöyle anlatmıştır Yakup Kadri’ye: “Mon cher, dün gece, bu suratımın hali uykumu kaçırdı. Onu şöyle hayalimde bir tashih edeyim, dedim. Mesela alnımı daha muntazam bir şekle soktum. Kafamı lepiska saçlarla örttüm. Yanağımdaki Halep çıbanını sildim. Ağzımı ufalttım, çenemi incelttim. Gene bir şeye benzemedi. Anladım ki bu kafayı kökünden söküp atmaktan başka çare yok.” Şair, Yakup Kadri’ye bu azaplı hadiseyi anlattığında, konu ‘evlenme’ meselesidir. Evlenmekten daima kaçan şair, ‘alacağı kızın kendisini sevmeyeceğine kanaat getirmiştir ve aldatılan bir koca olmak rezaleti, ona, felaketlerin en büyüğü gibi görünmektedir.’ Laf evlenmekten açılınca, “Kadın benim neremi sevecek? ” diye sızlanıyordur Hâşim.

    Bütün bunlar doğrudur; ama Ahmet Hâşim’in ‘yüzüne bakılmayacak kadar çirkin’ bir adam olduğu büsbütün efsanedir ve hakikate karşı yapılmış bir haksızlıktır. Onu Bağdatlı olduğu ve Arap soyundan geldiği için ‘kara yağız’ bir adam sananlar ise adamakıllı aldanmıştır. Onun yüzünü güzel ve cazip bulanlar, çirkin olduğunu söyleyenlerden daha fazladır. Hâşim, mavi, evet mavi gözlü ve beyaz tenlidir. Yakup Kadri onun resmini öyle çizer ki ‘çirkin’ dediğinize utanırsınız: “…Bir istihzayı mı, yoksa bir sempatiyi mi ifade ettiği anlaşılmayan bu gülümsemeleri onun mavi gözlerinin ucunda idi. Mavi gözleri dedim. Belki şaşıracaksınız. Zira, Şi’r–i Kamer şairinin yüzünü sade resimlerinde görmüş iseniz ve hele onun Bağdatlı olduğunu biliyorsanız, Ahmet Hâşim’i mutlaka kara yağız bir insan sanmaktasınızdır. Nitekim, ben de kendisini görünceye dek öyle sanıyordum ve karşıma Ahmet Hâşim diye beyaz tenli, kumral bir genç adam çıkınca hayrete düşmüştüm.”

    Yakup Kadri, Hâşim’in ‘çirkin’ denilen başının bir cazibeye sahip olduğunu da yazar: “Son derece canlı, cazibeli ve alaka verici bir kafası vardı. Etrafında, ‘O Belde’de tahayyül ettiği “ince, saf ve leyli” yârlardan olmaya can atan kadınlar vardı. Fakat her şeye, masala, büyüye, mucizeye inanan Hâşim, yalnız bir şeye, yalnız kendisinin bir kadın tarafından sevilebileceğine inanmıyordu. Bunun içindir ki ölünceye kadar, daima yakışıklı gençleri, sevişen çiftleri kıskandı.” Yakın arkadaşı Falih Rıfkı Atay da ‘hoş’ bulur Hâşim’in yüzünü: “Hendesesiz, nispetleri karışık, fakat mânâlı bir yüzü vardı. Hoş ve sıcaktı…” Şairin Akademi’den öğrencisi ressam Elif Naci de onun çirkinliğine inanmayanlardandır: “Hâşim’in yüzü güzeldi, fakat onda kendini çirkin sananların ızdırabı vardı. Zaten fikir ve his adamlarının yüzü çirkin olabilir mi? (…) Gülümsüyor, inhinalı kaşları kımıldıyor, gözbebeklerinde renkli ışıklar, dudaklarında o müstehzi bükülüş, çenesindeki çukur, sol yanağındaki kendine çok yaraşan ve Hâşim’in mânâsını tamamlayan Halep çıbanı...” Hâşim’in yüzündeki ‘çirkinlik işareti’ ‘Halep çıbanı’nı da bir efsanedir aslında. Abdülhak Şinasi Hisar onun, şairin çocukluğunda geçirdiği bir kazadan kalma yara izi olduğunu söyler. Zaten, Hâşim’in portresini çizmeye duran hemen herkes, onun yara izini yahut çıbanını geçip zeka kıvılcımları çakan mavi gözlerine takılır. O gözler ki sahibi son nefesini verdiği ana kadar kimi zaman çocukça, kimi zaman istihza ile fakat sürekli ışıltılı bir parıltıyla yanmış ve Tanpınar’ın deyişiyle çevresindekilere hep ümit vermiştir.

    Şimdi ey insafsız edebiyat hocaları, eğer Hâşim’in çirkinliğinden söz açıp beyaz teninden ve mavi gözlerinden bahsetmiyorsanız varın rûz–ı mahşerde halinizi siz düşünün! Unutmayın ki, ‘Piyale’ şairinin iki eli yakanızda olacaktır!

    08.02.2004 Ali Çolak/Turkuaz/Zaman

  • Cay Keyfi
    Cay Keyfi 27.12.2003 - 16:36

    1884-1933 yılları arasında yaşamıştı.20.yüzyıl şairlerimizdendir. Kendi döneminde eleştirilere tutulan bir şiir anlayışı vardır. Genellikle gezi, fıkra, söyleşi üzerine yazıları olmuştur. Göl saatleri, Piyale, Bize Göre, Frankfurt seyahatnamesi....
    Anne özlemi ve anne şevkati ile yoğrulmuş bir insandır. Bu yüzden şiirlerinde ele aldığı kadınlar hem anne özleminde parçalar içermiştir.
    Şiirlerinde doğa ve insan sevgisi ön plandadır.
    Yüzündeki olumsuz etki onu kendinden korkan ve içine kapanık bir insan yapmıştır. Şiirlerinde sembolizmin etkileri görülmektedir.Bu Fransız sembolizmiyle tanışmasıyla olmuştur. Bunu sadece Fransız etkisi olarak görmemek gerekir. Bunun yanında bireysel yaşamın etkisi de vardır. Sembolizmin yanında emprosyonist özellikler de vardır yazılarında. Hayale sığınır.O Belde adlı şiirinde hayali bir şehir ve hayali bir kadından bahseder Ahmet Haşim.
    Ölmesine yakın bir zaman, kendine bakan hizmetçisi ile evleenip malını ona bırakmıştır. Ömrü boyunca bir kadının kendisini sevebileceğine inanmamıştır. Son evlenişi ise malını birilerin bırakmak içindi.....
    Toprağı bol olsun....