Mutlu Gavcar Şiirleri - Şair Mutlu Gavcar

Mutlu Gavcar

Yalnızlık diyarıdır bu ıssız yer
Sokaklarında huzur aranan.
Geçse de pek çok seneler
Gurbetlik dinmez bir an.
Buğulu gözler, titrek eller,
Dil-rüba “ses”in yolunu gözler.

Devamını Oku
Mutlu Gavcar

Sitem edip saplama yarama hançer,
Bu saatten sonra sitem kâr etmez.
Tamam, dost acı söyler amma,
Gücümüz geçmişi getirmeye yetmez.

Kabre dek taşınır bu onurlu yük,

Devamını Oku
Mutlu Gavcar

Ihlamurlar diyordun ya hani;
Geçen mevsim, aşk bayramında
Ihlamurlar bir açsa diyordun;
Ferah, içten, baygın
Cennet tadında
Ekmek gibi

Devamını Oku
Mutlu Gavcar

Ayvaya fıstık der şu insanoğlu
Tahlilde netleşir gerçeğin özü.
Burnunun ucunu göremez amma
Koparma derdinde gökten yıldızı.

Sirkeye yatırır asrî bilimi

Devamını Oku
Mutlu Gavcar

Türlü tuzaklar kurulmuş hayat yoluma,

Bilemedim ne yapayım, nasıl aşayım?

Kırmızıdan şaştım, sarılardan usandım,

Devamını Oku
Mutlu Gavcar

hava, gözlerin gibi ışıl ışıl;

silinmiş gökten kasavet, hüzün.

nihayet geldi nevruz

Devamını Oku
Mutlu Gavcar

Üstüme çöktü yine sılanın acısı;
Bu buruk sonbahar gününde.
Güneşin cılız ve loş ışığı,
Titriyor gönül telimde.
Yürüyorum,
İki büklüm yollarda.

Devamını Oku
Mutlu Gavcar

Altı neresi bu dünyanın, üstü nerede ey bilge hallaç?
Ne oldu, neredeyim, kimdi bana seslenen, saat kaç?
Acımaz zaman adlı atlı; vurur kırbaç üstüne kırbaç,
Düşmüşüz sarı saçlı güz ırmağına, kaçabilirsen kaç…

Devamını Oku
Mutlu Gavcar

Sıralanmış bayıra, farklı farklı mezarlar,
İbret almaz insanlar, nedense hep azarlar,
Yarım akılla güya, suya yazı yazarlar,
İbret al ki ey nefsim, kalıcı değil dünya!..


Devamını Oku
Mutlu Gavcar

Gökyüzünü andırıyordu kafasının içi.
Bozkır yamaçlarının kırağı yumağı. Ilıman göçlerin çiğ ırmağı. Koyu karanlıkları parçalayan meteor parçacıkları. Kül rengi bulutlarla işlenen isli ağıtlar. Gelincik tarlasından yansıyan buruk tebessümler.
Vahşi köpekleri sollayıp uykuda bile peşini bırakmayan sisli düşünceler. Kırk ikindilerde içini delen hasret yıldırımları. Sağdan soldan çarpan güneş kırıntıları. Krater soslu ay taşları…
Demiştik ya, gökyüzünü andırıyordu kafasının içi.
Zamanın kimi dilimleri, üzerine gül reçeli sürülmüş ekmek dilimine benzerdi. Ama gün olur, izbe uçurumlar bileşkesi bir mağaraya üşüşen yılanlar, yüreğini dişlerdi.
Davul kendi boynunda, tokmak başkasının elinde de ona kalan konu mankenliği miydi? Ya bastıramadığı duyguların volkanik ateşi, karanlık düşlere kazınan, lotus şafağını yutan lodos çığlığı?!..

Devamını Oku